Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Gamze Erbil

Dansöz Şart

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Türkiye kapitalizmi bir felaketin eşiğinden döndü. Emperyalistlerin "bölsek de mi cepheye sürsek, bölmesek de mi" tercihsizliğinde, şimdilik "bölmeden kullanalım" tercihi/zorunluluğu öne çıkıyor. Kayıtlara bir çeviri talihsizliği sonucu ama pek de yerinde bir şekilde "sifonu çekme" olarak geçen kavramı bunun için de kullanabiliriz: Sifonu çekmeme eğilimi ağır bastı.

Benzetme burada yetersiz kalıyor ama, iç politikadaki karşılıkları söz konusu olduğunda kısmi temizliğin gerçekleştiğini biliyoruz.

5 Kasım uzlaşması, Ergenekon operasyonu, 29 mart seçim sonuçları ve üstüne Obama ziyareti cilası... diye çağrışımlarla geçelim.

Türkiye kapitalizmi bir felaketin eşiğinden dönmüştür ama şimdi yeni bir felaket senaryosuyla, hatta çoklu bir felaket senaryosuyla karşı karşıyadır.

Öncelikle benzetmenin yetersiz kaldığı konuya dönmek gerekiyor. Emperyalist politikaların "tıkandığı" noktadaki çıkış/çıkışsızlık ihtimali tasfiye olmuştur. Farklı bir ifadeyle, Türkiye kapitalizminin büyük bölgesel projelerden birinde bölünerek işe yarar hale getirileceği kurgu itibar yitirirken içerde bunun karşısında durmaya soyunan çıkışsız projelerin sahipleri de etkisizleştirildi. Ama asıl mesele bu değil.

Türkiye kapitalizmi çoklu bir felaketin eşiğindedir, dedik.

Felaket, emperyalistlerin "bölmeden kullanalım" tercihindedir. Bunu kendileri açısından belki de bir zorunluluk olarak görmek gerekiyor, ancak Türkiye için felaket olma durumu değişmiyor. Emperyalizme bağlılık/bağımlılık konusunda köklü bir uzlaşmanın inşa edildiği Türkiye siyasetinde "ben daha Amerikancıyım" çığlıkları dışında bir ses çıkmıyor. Artan bağımlılığın ülkeyi nereye götüreceğine dair fazla söze gerek yok, bu sitede her gün yazılıyor.

Türkiye kapitalizminin yeni çatlaklarının kendini göstereceği alanlar üzerinde durabiliriz:

Emperyalistlerin "nasıl" kullanacağı konusundaki çatışmaları, çatışmaların Türk dış politikasındaki yansımaları ve bununla ilişkili bir iç gerilim hattı da olan Kürt sorunu.

***

Emperyalist odaklar arası ilişki/gerginliklerin coğrafyası ve stratejisine ilişkin uzun hatırlatmalara gerek yok. ABD, Rusya ile bir hegemonya gerilimini diri tutmayı tercih ediyor. Bölgesel istikrar odakları yerine dağınık direnişlerin ortaya çıkardığı istikrarsız öbekleri idare etmenin zor(unlu)lukları bu tabloya ekleniyor. Çıkarını korumayı sürdürürken, fırsatları da kaçırmama konusunda maharetli Avrupalı emperyalistler bu gerilim tablosuna uygun konumlanışları benimsiyor. Bütün bunlardan görünür vadede bir istikrar kurgusu çıkmıyor.

Türkiye'ye işte böyle bir tablo içinde rol üslen(diril)mektedir. Zaten belirlenmiş olan görevlerin güçlükleri bir yana, bundan sonra ortaya çıkması olası gerilim yüklü misyonların "hakkını vermek" için ne Davutoğlu'nun dışişleri bakanlığı, ne Erdoğan'ın "bir dakikalık şovları" yeterli olacaktır.

Fazla uzatmamak için bu başlıktaki sıkışmaların bir örneğinin Azerbaycan-Ermenistan meselesinde yaşandığını, yaşanmakta olduğunu not ederek geçelim. Olasılıklar yelpazesinin yeterli kriz dinamiği barındırdığı açık.

Buna ek olarak, dış politika başlığı olarak da "sorun" sayılan ama içerde tam çıkışsızlığa mahkum edilmiş olan Kürt sorunu. Son yılların herkes kendine göre yorumlasa da üzerinde uzlaşmaya varıldığı düşünülen Barzanici çözüm paketi, seçim sonuçlarının da tasdikiyle raftaki yerini aldı. Ertuğrul Özkök'ün İmralı'dan posta getirmeye heveslenmesi ise yeni arayışların peşinde olunduğunun açık işareti. Ancak yeni arayışların bir çözüm içermesi ya da gerçek karşılıklarının olması gerekmediğini vugulamak lazım. Bu tüm taraflar için geçerlidir.

Biraz indirgenmiş bir örnek olarak, "Türkiye'nin AB'ye şikayet edilerek sıkıştırılması" politikası hiçbir karşılığı olmayan bir ezberdir. Kimi başka projelerin de bunun üzerine inşa edilmesi ise, değişik soruları akla getirmektedir. Şimdilik fazla kurcalamadan geçelim.

Bu kaba değerlendirmelere bir de "ekonomi yönetimi"ndeki mevcut ve birikmekte olan krizleri ekleyelim.

Dansın Sultanları mı, Sultanların Dansı mı Türkiye burjuvazisinin dertlerine derman olur bilinmez. Her durumda çok kıvırtacaklar. Bir de, oryantal olması şart.

Gamze Erbil 'ın Son Yazıları