Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Fatih Yaşlı

Fatih Yaşlı

Riyakârlık müsameresinin figüranları

Türkiye’de Tan Matbaası baskınından beri biliriz ki iktidar sahipleri istemediği sürece gerici linç güruhları hareket edemez ve yine biliriz ki gericiler sokağa salındıysa bunun arkasında mutlaka birtakım karanlık planlar vardır.

Yayın Tarihi: 01.07.2025 , 23:50 Güncelleme Tarihi: 02.07.2025 , 00:01

Trump bir önceki başkanlık döneminde Suriye’ye füze saldırısı düzenlediğinde yıllardır Filistin’in rantını yiyen ama Filistin davasına Suriye’nin binde biri kadar faydası olmayan İslamcı yardım kuruluşlarından birinin başkanı “içimiz yeterince soğumadı” demişti. Yıllar sonra hepsinin içi soğumuştur artık; Esad devrildi, Suriye toptan El Kaide’ye verildi, İŞİD kökenli bir cihatçı katil ülkeye devlet başkanı yapıldı. 

Filistin İslamcılar açısından sadece bir rant malzemesidir, Hizbullah lideri Nasrallah’ın öldürülmesine, Suriye’nin düşmesine, İran’ın bombalanmasına sevinebilmelerinin nedeni budur. Filistin direnişinin arkasındaki güçler zayıflamış, ikmal hatları çökmüş, İsrail daha da azgınlaşmış, umurlarında değildir, onların derdi sadece kendi bekaları, kendi ikballeridir. 

Şimdi Suriye’de El Kaide iktidarı, Trump’ın İbrahim anlaşmalarının bir parçası olmaya, İsrail’le barışmaya çalışıyor. Trump’ın çıkardığı ve Suriye’ye yaptırımları kaldıracak olan başkanlık kararnamesinde öne sürdüğü şartlar şöyle: İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik adımlar atılacak, Filistinli savaşçılar sınır dışı edilecek, Filistinli direniş örgütlerinin Suriye’deki faaliyetleri yasaklanacak. 

Siyasal İslam’ın bir parçası olarak cihatçılık ve ideolojisi Selefilik tam olarak budur: Afganistan’da Sovyetler’e karşı icat edildiği günden beri Siyonizm ve emperyalizme hizmette sınır tanımamaktır, İsrail’e, ABD’ye uşaklıktır.

İsrail 7 Ekim saldırısının ardından başlattığı Gazze’ye yönelik soykırım operasyonunda 60 bine yakın Filistinli sivili katletti, katliam hala sürüyor, bir dilim ekmek, bir şişe su peşinde koşan insanlar hedef haline getirilip topluca katlediliyor ve tüm dünya bu soykırımı seyretmekten başka hiçbir şey yapmıyor. Siyasal İslam ise riyakârlığın tarihini yazıyor; devletler düzeyinde sahici hiçbir tepki verilmezken, İslamcılar da adet yerini bulsun kabilinden işler yapıyor, kahve zinciri basıyor, uyduruk boykotlar örgütlüyor, İsrail’e yönelik ticaret, petrol akışı, limanlara yanaşan gemiler, yani meselenin sahici kısmı ise umurlarında değil, onu yaptıkları anda efendilerinin kendilerine keseceği cezayı çok iyi biliyorlar çünkü.

İşte pazartesi günü, dergideki bir karikatürde peygambere hakaret edildiği gerekçesiyle Leman binasını basanlar, İsrail’e, ABD’ye ses etmemeyi görev addeden bu riyakârlık müsameresinin figüranlarından başka bir şey değildi. Dergideki karikatürde ne anlatılıyor, Leman’ın Filistin meselesine bakışı nedir, İsrail’e nasıl bakmaktadır, bunlara dair en ufak bir soru sormadan ve elbette ki ipleri birileri tarafından salınmış bir şekilde sokaktaydılar.

Türkiye’de Tan Matbaası baskınından beri biliriz ki iktidar sahipleri istemediği sürece gerici linç güruhları hareket edemez ve yine biliriz ki gericiler sokağa salındıysa bunun arkasında mutlaka birtakım karanlık planlar vardır. 

Leman’a yönelik saldırının organize ediliş biçimi de karikatürist ve çalışanların ters kelepçeyle gözaltına alınıp üstüne bir de o ana ait görüntülerin resmi makamlar tarafından servis edilmesi de neyin ne olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.  

Pazartesi gecesi gericiliğin iplerinin salınması ülkenin içinde bulunduğu seçimsizleştirme sürecinden ayrı ele alınamaz, aynı gün CHP kurultayının iptaline yönelik davanın 8 Eylül’e ertelenmiş olması ve hemen ertesi gün İzmir Belediyesi’ne yapılan operasyon aynı tablonun içerisine yerleştirildiğinde bütünlüklü bir şekilde okunabilir. Tabloya bütünlüğünü veren de ülkenin fiilen seçimsiz bir rejime doğru adım adım götürülmesi ve Erdoğan’ın ömrü vefa edene kadar o koltukta oturma arzusudur. 

30 Haziran tarihli duruşmadan bir karar çıkmamasının çeşitli nedenleri var elbette. İlki ve en önemlisi, Şimşek programının yeni bir 19 Mart yükünü taşıyamayacak oluşudur; sermaye sınıfının yüksek faizlerinden şikâyeti başlamıştır, çarklar yavaşlamıştır, ihracatta tablo iç açıcı değildir, işsizlik korkunç boyutlardadır, kredi kartları patlamış durumdadır ve eğer mahkemeden bir iptal kararı çıksaydı faiz indirimlerine başlanamayacağı açıktır.

İkincisi ise Kılıçdaroğlu ve ekibinin basiretsizliğine mukabil Özel-İmamoğlu-Yavaş üçlüsünün süreç boyunca sağlam durmayı başarmış olmasıdır. Kılıçdaroğlu ve ekibinin arkasındaki destek parti içinde de kamuoyunda da son derece zayıf görünmektedir ve bu zayıflık iktidar açısından işlevsel bir karakter taşımamaktadır, bilakis CHP’nin bugün yeniden Kılıçdaroğlu’na verilmesi durumunda işlerin iktidar açısından istenildiği gibi gitmeme ihtimali yüksektir.

Üçüncüsü, iktidar dava aracılığıyla yargı sopasını CHP’nin ve tüm muhalif kesimlerin tepesinde sallamaya devam etmek istemektedir, dahası önümüzdeki üç ay boyunca CHP içerisindeki çatlaklara oynamak ve CHP’yi daha da kriminalize etmek için yeni hamleler yapılacaktır. İzmir’deki belediye eski yönetimine yönelik operasyon tam da bununla ilgilidir, buradan sadece “yolsuzluk” değil aynı zamanda “terör bağlantısı” çıkarılması da şaşırtıcı olmayacaktır. 

8 Eylül geldiğinde eğer faizler biraz aşağıya çekilmiş, enflasyon biraz düşürülmüş ve belli miktarda rezerv biriktirilmişse, o gün genel görünüme ve güç dengelerine bakılarak 19 Mart operasyonunun devamı olarak CHP kurultayı iptal edilip parti Kılıçdaroğlu ve ekibine verilebilir ve böylece partide çok büyük bir kaos çıkartılmak, muhalefet parçalanmak istenebilir. Buradan aylar içerisinde bir baskın seçime gidilmesi ve Erdoğan’a bir dönem daha kazandırılması ise hiç de küçümsenecek bir ihtimal değildir.

Ancak bunları söylemek iktidarın yazdığı her senaryoyu başarılı bir şekilde hayata geçirebileceği, diğer aktörlerin tutumunun önemsiz olduğu ve denkleme dâhil edilmemesi gerektiği anlamına gelmez. Bu süreçte CHP’nin izleyeceği tutum asli belirleyici faktör olacaktır. Özgür Özel ve Mansur Yavaş’ın “İmamoğlu’nu bırakın, gelin normalleşelim” çağrılarına riayet etmemeleri doğru tutumdur; CHP yönetimi İmamoğlu’ndan vazgeçtiği anda yıllar sonra ilk kez böylesine yaklaştığı iktidardan da vazgeçmiş olacaktır. 

Öte yandan her hafta bir il ve bir ilçede miting üzerine kurulu stratejinin sınırlarına gelinmiştir. CHP bu sınırları aşmayı ve siyasal alanı genişletecek yeni hamleler yapmayı beceremezse, şu an tuttuğu mevzileri de tutmayı başaramayacak ve işaretleri geldiği üzere geri adımlar atmaya mecbur kalacaktır; bu yüzden merkezinde meydanların, alanların olduğu yeni eylemlilik biçimlerine ihtiyaç vardır. 

Türkiye’nin “seçimsizleştirme” süreciyle “ekmeksizleştirme” sürecini bir arada yaşadığı zamanlardan geçtiğimizi burada birçok kez yazdık. Bu süreç ancak halka daha fazla sopa göstererek, zora daha fazla başvurarak sürdürülebilir. İktidar buradan genişleyici bir hegemonya üretemez, toplumsal rıza tesis edemez. Dolayısıyla Leman saldırısı gibi halkı korkutmayı, sokağı kapatmayı hedefleyen saldırılar gelecek dönemin işaretlerini içerisinde barındırdığından ciddiye alınmalı, üzerine kafa yorulmalıdır.

Bu zor siyasetini boşa düşürmek ise halk iradesinin gaspına yönelik saldırıyla halkın ekmeğinin gaspına yönelik saldırıyı bir arada karşılamayı, bu ikisine karşı bir direnci açığa çıkarmayı hedeflemekle mümkün olabilir ancak. Türkiye’de bugün doğru bir siyasi hat, ancak halkın iradesiyle halkın ekmeğini bir arada savunmak üzerine kurulabilir ve bunun için de zemin müsaittir. Bu ise her zaman olduğu gibi halkı siyasete taşımakla, sokakları açmayı başarmakla mümkün olacaktır ve 19 Mart’ın hemen sonrasında yaşananlar bize bunun nasıl başarılabileceğine dair çok ciddi ipuçları vermektedir.

Fatih Yaşlı 'ın Son Yazıları