Devrimin 52. Yılında Türkiye-Küba Dostluğu Güçlenmeye Devam Ediyor

09/01/2010 Cumartesi
Devrimin 52. Yılında Türkiye-Küba Dostluğu Güçlenmeye Devam Ediyor

Küba Cumhuriyeti'nin eski Ankara Büyükelçisi olan Ernesto Gomez Abascal, o dönem yazılarıyla katkı koyduğu soL'a bu katkısını zaman zaman adadan da sürdürecek. Sizlerle Sayın Abascal'ın yazısını paylaşıyoruz.

Küba Cumhuriyeti büyükelçisi olarak yaklaşık beş yıl boyunca Türkiye’de kaldım ve şimdi Havana’ya döndükten sonra bile kardeş Türkiye halkında karşılaştığım o çok sayıda ve çok çeşitli dostluk gösterileri karşısında şaşırmadan edemiyorum.

Başka ülkelerde de elçilik yaptım ve gazetecilik dâhil olmak üzere farklı görevlerde pek çok başka yeri ziyaret ettim ama itiraf etmem gerekir ki, Türkiye halkının Küba’ya, Küba’nın yöneticilerine ve Devrimine beslediği dostluk duygusu çok çok özel ve etkileyici. Öyle ki, insanı bu tür duyguların sebepleri üzerine düşünmeye zorluyor ne de olsa ülkelerimiz yalnızca coğrafi açıdan uzak değil, aynı zamanda son derece farklı bir tarihe ve kültür yapısına sahibiz.

Bu konu üzerinde elbette çok düşündüm ve bizi aynı yurtseverlik ve ulusal onur duygularının, güçlü adalet ve bağımsızlık ruhunun birleştirdiği kanısına ulaştım. Bizi birleştiren dostluk ve dayanışma nehri bu ilkelerin temelleri üzerinde akıyor.

Başka ülkelerde ülkeme olumlu yaklaşım gösterenler hep komünistler, sosyalistler ve kendini solla özdeşleştiren kişiler iken, Türkiye’de Küba hakkında böyle düşünen ve hareket edenlerin hemen tüm siyasi eğilimlere ve toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan İslami inanışa sahip kişiler dâhil olmak üzere tüm toplumsal yapıya yayılmış olduğunu gördüm. Elbette, daha yüksek bir politik bilinci paylaşan, daha militan ve Küba Devrimine büyük bağlılık duyan bir öncü kesim mevcut.

Bununla birlikte, Bursa çarşısında yolu dolduran kalabalığın ortasında bana var gücüyle “Yaşasın Fidel Castro” diye bağıran yaşlı adam, eminim ki, komünist bir militan değildi. Bunu çevirmen aracılığıyla kendisine de sordum. Bana heyecanlı bir şekilde beni televizyondaki bir röportajda gördüğünü ve o sayede tanıdığını, İspanyolca konuştuğumu duyunca kim olduğumu fark ettiğini anlattı. Küba’yı temsil eden biriyle tanışabilmiş olmaktan dolayı büyük gurur duyuyordu.

Hatay’da bir dağ yolundaki seyahatimiz esnasında, o zorlu coğrafyada kaybolmuş, birkaç köylünün sessiz sakin çay içtikleri küçük bir dükkâna girdik. İspanyolca konuştuğumu duyunca hemen ilgilendiler benimle. Onlar hakkında az şey bilmedikleri ülkem için hissettikleri dostluğu dile getirirken yaşadığım şaşkınlığı tahmin edemezsiniz.

Böyle binlerce hikâye anlatabilirim: Kübalı olduğumu fark eder etmez bana gururlu bir şekilde cep telefonlarında kayıtlı Che fotoğrafını gösteren ya da cep telefonlarında zil sesi olarak kaydettikleri, şarkıcı ve söz yazarı Carlos Pueblo’nun son dönemlerde pek popüler olan “Hasta Siempre Comandante” adlı parçasını dinletmek için harekete geçen dükkân sahipleri, işçiler, taksi şoförleri…

Bu çarpıcı dostluk eğiliminin bir göstergesi de Küba’nın, son yıllarda Türkiye halkının Latin Amerika’daki birincil seyahat odağı haline gelmiş olmasıdır. 1 Mayıs 2009’da Devrim Meydanı’ndaki yürüyüşe katılmak için özel gruplar organize edilmiştir ve bu katılım giderek bir gelenek halini almaktadır.

Bu ilginç ülkede bulunduğum süre boyunca Kars, Trabzon ve Çanakkale gibi kimileri başkentin epeyce uzağında bulunan pek çok şehri ziyaret ettim. Tüm bu yerlerde, halkın içinde olduğu kadar resmi yetkililer arasında da Küba’ya yönelik inanılmaz bir dostlukla karşılaştım. Bunların arasına ekonominin güçlü sektörlerinin önde gelen iş ve ticaret erbaplarını da katıyorum. Hepsi bana gençliklerinde katıldıkları Küba’yla dayanışma eylemlerini gururla anlatıyorlardı bunlardan sayıları hiç de az olmayan bir kısmı gözaltına alınmış ya da hapiste bulunmuştu.

Küba’ya ve gösterdiği direniş örneğine duydukları sempatiyi ve Devrimin ilan ettiği etik değerler karşısında hissettikleri takdir duygusunu bana çeşitli biçimlerde gösteren ülkenin muhtelif parti ve siyasi eğilimlerinden üst düzey yöneticilerin sayısı da az değildi. Belki hepsi kamuya açık şekilde ifade edemese de, bunu tümüyle samimi biçimde yaptıklarına inanıyorum.

Bu dostluk, halklarımızı birleştirmeye devam edecek ve Türkiyeli dostlarımız Küba’ya Nazım’ın şu sözleriyle bakmayı sürdüreceklerdir:

“Sende ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,

Sende ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,

Sende uzaklığı,

Sende ben, imkânsızlığı seviyorum.”