Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Afrika’nın azap çeken ruhu

Sömürgeci bir gücün Afrika üzerindeki hakimiyetinin zayıflaması iyi haber elbette ama Afrika halkları için gerçekten bir şeylerin değişeceği anlamına mı geliyor acaba?

Yayın Tarihi: 08.01.2023 , 23:40 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Batı Afrika’da olup bitenler uzunca bir süredir bu köşenin uzağında kalmış. En son 18 ay önce yazmıştım bu konuda. Özetle Fransa’nın Batı Afrika’da, özellikle de Sahel denilen Sahraaltı kuşakta bulunan birkaç eski sömürgesinde ciddi bir gerileme içinde olduğu üzerinde durmuştum. O yazıda şimdi bana kısmen hatalı görünen, daha doğrusu zamanın yanlışladığı da bir çıkarım var. Fransız sermayesi bölgedeki yaşamsal çıkarlarını kolay kolay terk edemez kabilinden bir değerlendirme yapmışım. Görünen o ki yanılmışım.

Fransa bir süredir Batı Afrika’da her bakımdan bozgunu çağrıştıran bir görüntü veriyor ama sanırım bu resimde eksiklikler var. Sömürgeci bir gücün Afrika üzerindeki hakimiyetinin zayıflaması iyi haber elbette ama Afrika halkları için gerçekten bir şeylerin değişeceği anlamına mı geliyor acaba?

Fransa’nın geleneksel olarak arka bahçesi sayılan Mali, Burkina Faso, hatta Çad gibi ülkelerde zemin kaybettiği hatta politik ve ekonomik anlamda hiçlik çizgisine doğru gerilediği somut bir olgu. Mali’de görev yapan Fransız birlikleri ve çok taraflılık kisvesi tam otursun diye yanına katılan Almanya, Belçika gibi ülkelerin askerleri buradan çekildiler. Umarım dönüşleri de olmaz!

Mali ve komşusu Burkina Faso’da son iki yılda ikişer askeri darbe yaşandı. Aynı dönemde bir darbe de Çad’da gerçekleşti. Ülkenin ezel ebed başta kalmaya kararlı gibi görünen lideri İdris Deby verilen bilgiler doğruysa iki yıl kadar önce “ayrılıkçılara karşı savaşırken” cephede öldü ve darbeyi andıran bir takım dalavereler sonucu oğul Deby ülkenin başına geçti. Oğul Deby iktidara süresiz çökme niyetini açık edince geçen yıl Ekim ayında ülke karıştı hatta iki gün önce başarısız bir darbe girişimi oldu.

Sahel’in haritasına bakınca Fransa bakımından Mali, Burkina Faso ve kısmen de Çad’ın Fransa’nın fiili denetiminden çıktıkları görünüyor. Aynı kuşaktaki eski sömürgelerden Moritanya ve Nijer’de ise deyim yerindeyse yaprak kıpırdamıyor. Fransa’nın yakın zamana kadar bu bölgede “terörle mücadele” amacıyla yılda 700 milyon Avro harcadığı söyleniyordu. Buna karşılık Fransız devletinin ve sermayesinin bölgeden elde ettiklerine yakından bakmaya çalışalım. 

Bölgede cihatçı yapılanmaların yoğun olduğu, Fransa’yı ve Fransa’nın bölgedeki çıkarlarını hedef alan bir terör tehdidini içerdiği doğru. Çok uzun anlatmayacağım zira yukarıda linkini verdiğim yazıda ayrıntılarını ele almıştım. Bu tehdit kolay baş edilebilecek türden değil. Benim izlenimim Fransa’nın bu meseleyi giderek daha büyük ölçüde Cezayir’e havale etmeyi seçeceği yönünde. Zira Cezayir rejimi açısından da cihatçı yapılanmalar öncelikli tehdit sayılıyor. Bunun bir istisnası Nijer. Nijer bölgede Fransa’nın “harcadığı paranın karşılığını aldığı” tek ülke. Nijer’de Fransa’nın çok övündüğü nükleer endüstrisinin hammaddesini oluşturan zengin uranyum kaynakları var. Bu yüzden de Nijer’i bir başka seviyor Fransız sermayesi. Açık söylemek gerekirse yukarıda saydığımız diğer ülkelerin toplamının arz ettiği stratejik önem Nijer’e kıyasla çok daha ihmal edilebilir seviyede.

Sahel bölgesinin coğrafi olarak dışında kalan ama bölgedeki siyasi gelişmelerden birinci derecede etkilenen bir ülke daha var. Elbette Fransa’nın eski bir sömürgesi. Eski adıyla Fildişi Kıyısı, yeni adıyla Kotdivuar. Fransız sermayesinin önemli üslerinden biri bu ülke. Dünyanın sayılı müteahhitlik şirketlerinden Bouygues ve nakliyeden inşaata yine neredeyse her alanda faaliyet gösteren Fransa’nın en büyük medya şirketi Bolloré. Bunlar Kotdivuar’ın iplerini ellerinde tutan şirketler. Öyle ki, işlerine gelmediğinde iktidarı değiştirebiliyorlar. Kotdivuar Sahra altı Afrika’nın ölçütlerine göre yoksul bir ülke değil. Yeraltı zenginleri var, en önemlisi petrolü ve bir miktar da doğalgazı var. Yerüstüne bakarsanız dünyanın önde gelen kakao ve kahve üreticilerinden biri. Fransa’nın pılını pırtını toplayıp gitmesinin pek de kolay olmayacağı bir ülke.

Fransız sermayesinin Nijer dışındaki Batı Afrika ülkelerinden fazla gürültü çıkartmadan çekip gitmesini kolaylaştırdığını düşündüğüm ikinci bir faktör daha var. Afrika-Fransa ilişkilerinin klasik okuması doğal olarak eski Fransız sömürgelerine odaklanıyor. Eski sömürge, Fransa’nın denetimindeki bir para birimini kullanıyor, yönetici elit, subaylar Fransa’da eğitim görüyor öyleyse sermaye için uygun yer orası şeklinde bir akıl yürütme mantıklı geliyor. Oysa Fransız sermayesi o şablonu çoktan aştı. Örnek olsun, dünyanın en zengin adamları listesinde Elon Musk’la yarışan, kutsal borsa tanrısının titreşimlerine göre zaman zaman birinciliğe yerleşen kişi bir Fransız iş insanı. Bernard Arnault, dünyanın en büyük lüks tüketim şirketleri grubu olan LVMH’nin yöneticisi. Parantezi kapatalım.

Ne diyorduk? Fransa’nın Afrika’daki iktisadi sömürü mekanizmaları artık eski sömürgeleriyle sınırlı değil. Klasik bakışa göre başka sömürgecilerin arka bahçesi olması beklenen ülkelerde de Fransız sermayesi etkin. Üstelik oralarda eski sömürgeci devlet olma bagajını taşımak zorunda da değil. Afrika’nın petrol devi Nijerya’da faaliyet gösteren en büyük enerji şirketlerinden biri Fransız Total. Biraz daha güneye inelim. Fransa kıtanın büyük ülkelerinden Angola’da iki numaralı yabancı yatırımcı. Doğu Afrika mı dediniz? Buyrun eski Portekiz sömürgesi Mozambik’e. 2010 yılında doğalgaz bulunmasıyla birlikte Mavalane havalimanının ilk First Class müşterileri arasında görüyoruz Fransız sermayesinin temsilcilerini. Başta Total elbette ama bu kadar değil. Fransız bankaları BNP (ki biz burada TEB diye biliyoruz), SG, Natixis, CA, KİT niteliğindeki elektrik şirketi EDF ve Bolloré. Bu şirketlerin peşi sıra da Fransız ordusu, silah endüstrisi sökün ediyor tabii. Yatırımları korumak gerek ve ülkede şiddeti artan sömürünün tetiklediği bir iç savaş tehlikesi giderek büyüyor çünkü.

Sözün özü, bu üç örnek Fransa’nın Sahel kuşağının üç ülkesinde yaşadığı “bozgun”un Fransız sermayesi bakımından ne anlam ifade edebileceği ve ne kadar ciddiye alınabileceği konusunda bize bir fikir vermiş olmalı.

Bu konuda erken zafer çığlıkları atanların, “Batı emperyalizmi Afrika’da geriliyor” makamından türkü çığıranların gösterdikleri yöne kısaca bir göz atalım yazıyı bitirmeden. Burkina Faso ve Mali yönetimleri terörizmle mücadele için Rusya ile işbirliği yapmak istediklerini yüksek sesle dile getiriyorlar. Elbette burada, Ukrayna’da ve bir ölçüde de Suriye’de fazlasıyla meşgul olan Rusya Devleti’nden ve ordusundan değil, özel girişimden söz ediyoruz. 

Bir süredir ismini ezberlediğimiz, Wagner Güvenlik A.Ş.’den. Bu gelişmelere bakıp Fransa’nın çekilmesiyle doğan boşluğu Rusya’nın doldurmak üzere olduğunu söylemek mümkün mü? Değerli maden ocaklarının veya başka önemli yatırımların kapıların otomatik silahlı korumalar koymak, keza koruma hizmetinin bedelinin ödenmesini garantiye almak için o ülkelerdeki rejimi yönetenlere korumalık yapmak Rusya bakımından, hele de Rus emekçisi bakımından ne kadar kalıcı bir kazançtır tartışılır. Yöredeki halkın Rusya’yı bağrına bastığı, bunu da sokaklarda Rus bayrağı sağlayarak gösterdikleri türünden önermeleri ciddiye almalı mıyız Afrika’nın geleceğinde rol oynayacak büyük devletleri analiz ederken? Wagner A.Ş. veya benzerleri Afrika halkına özgür, aydınlık ve sömürüsüz bir gelecek vaadiyle mi oradalar? 

Rusya da kapitalist bir ülke ama Afrika’da kötü adamların yerini alıp kıtayı nurlu ufuklara uçuracak kapasitesi yok bana sorarsanız. Niyetten hiç bahsetmiyorum bile. Olsa olsa bu kapasiteye sahip olduğunu düşündüğüm tek ülkeye, Çin Halk Cumhuriyeti’ne alan açmaktan ibaret olacaktır işlevi.

Çin’in niyeti nedir? Halis midir? Afrika halklarının bundan ne kazancı olur? Bunu şimdiden tartmak güç. Zaten işin içine Çin girdiğinde Avrupa odaklı müktesebatım bir türlü çıkamıyor o bilmecenin içinden.

Herhangi bir metafizik zırvaya inansam Lumumba ve Sankara’nın ruhlarını çağırıp sormak isterdim açıkçası.

Engin Solakoğlu 'ın Son Yazıları