Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tornadan çıkma NATO milleti

Amerikan, İngiliz, Alman, İsrailli, Türk fark etmez. Yalan, iftira ve çarpıtmanın küresel ağız birliği NATO’culuk. Neyse ki bu topraklarda ideolojik sermayesini çoktan tüketti artık. Sırada siyaseten mahkum olması, fiilen başımızdan def edilmesi var. O günler de gelecek!

Yayın Tarihi: 18.10.2025 , 20:29 Güncelleme Tarihi: 19.10.2025 , 00:04

Geçtiğimiz günlerde NATO Parlamenterler Asamblesi’ne (NATO-PA) sunulan ve CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in imzasını taşıyan “İran tehdidi” raporu kamuoyunda geniş yankı uyandırdı ve çok tepki topladı. Tepkiler haklıydı çünkü öyle uçuk bir rapordu ki bizzat CIA tarafından kaleme alınmış olsa herhalde bazı açılardan daha ayakları yere basan bir metin ortaya çıkabilirdi. Milli İstihbarat Akademisi’nin Ağustos’ta yayımladığı İsrail raporunu andırıyordu yani. Kalemi bizzat sahiplerine verseler, emin olun onlar daha temkinli olurlar.

Ertesi gün rapor gündemi meclis sıralarına da taşındı. “Nasıl taşındı? Meclis’te bu rapora itiraz edecek babayiğit var mı?” diyeceksiniz. Haklısınız, yok. Ama bu, “tencere dibin kara, seninki benden kara” türü bilindik atışmaların da yapılmayacağı anlamına gelmiyor. Sonuçta birbirlerine “Tamam ben NATO’cuyum da sen neci oluyorsun?” diye soruyor ve beraberce konuyu kapatıveriyorlar.

Zaten düzen partileri çoğunlukla kendilerine yönelen suçlama ya da eleştirilerle değil, diğer partilere yöneltecekleri suçlama ve eleştirilerle ilgilenirler. Böylece bir nebze bastırabilirler birbirlerinin seslerini. Olay da bu zaten. Herkesin boğazına kadar pisliğe battığı bir mecliste her durumda söyleyecek bir sözü olmanın yegane formülü bu! Hiçbir esaslı konu esastan görüşülmüyor. Hiçbir önemli siyasi ve ideolojik ayrım noktasından söz edilmiyor. Hele söz konusu NATO gibi düzen siyasetini tümüyle birleştiren bir konu olduğunda gerçek bir yankı odasına dönüşüyor TBMM.

Meclisteki piyes hikaye yani, kamuoyu baskısı sonuç verdi anlayacağınız. Skandal raporun altında imzası bulunan Çakırözer kendisine ve partisine yönelen eleştirilerden ve raporun sorumluluğundan sıyrılmak için yayımladığı açıklamada kısaca “beni ve partimi bağlamaz” ama “hepimizi ve bütün heyetimizi bağlıyor” dedi.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.

Dahil olduğu heyetin resmi görüşlerini yansıtan ve kendi kaleme aldığı bir metin için bir kişinin çıkıp “fikrimi yansıtmıyor” demesi sizin için ne anlam ifade ediyor bilmiyorum. En başta gülünç…

Ama gülünç olmanın ötesinde acizlik bu! Turistler gibi gittikleri o toplantılardan aydınlık salonlarda birbirlerinin gülümseyen suratlarına iltifatlar edip sonra attıkları imzalardan bile sorumlu tutulmadan gezip tozup döneceklerini umuyorlar galiba. Her neyse…

Fakat asıl önemli ve bir nebze sevindirici olan imza sahibi ve partisinin geri adım atmalarını zorunlu kılacak bir kamuoyunun kısa sürede oluşturulabilmiş olması.

Yani her şeye rağmen, potansiyel olarak Amerikancılığı, Atlantikçiliği, savaş kışkırtıcılığını, emperyalizm uşaklığını dizginleyebilme ve onlara geri adım attırabilme yetisine sahip bir toplumumuz var. Bu çok iyi.

Gelelim rapora… İran’ı kuşatmak üzere Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez Arap ülkelerinin pekâlâ NATO’ya alınabileceği teklifi ileri sürülüyor. İran, Çin, Rusya, Kore DHC ilişkisi ise “kargaşa ekseni” olarak tanımlanmış raporda.

Belki bir yerden kulağınız ısırıyordur bu “kargaşa ekseni” ifadesini.

Bush’un ürettiği “Axis of Evil” kavramı zamanında Türkçe kayıtlara “Şer Ekseni” ya da daha ateşli bir yorumla “Şeytan Ekseni” olarak geçmişti. Yirmi birinci yüzyıl başında, 11 Eylül’den aylar sonra ve Irak işgalinden bir yıl kadar önce ABD “medeni” dünyanın düşmanlarını işte böyle niteliyordu. Yoksulluk, savaş, kan ve gözyaşından başka hiçbir şey vadetmeyen yeni yüzyıl projeksiyonunu görücüye çıkarmışlardı artık.

Sözde şer eksenindeki ülkeler olan İran, Irak, Kore DHC’ye daha sonraları Suriye, Libya, Küba ve nihayet Çin ve Rusya da eklendi. Amaç Sovyetler Birliği’nin artık var olmadığı dünyada emperyalizmin yeni pazarlara açılabilmesi için bahane edilecek yeni düşmanlıklar ve savaş nedenleri üretebilmekti. Bunun için her türlü yalan, iftira, çarpıtma ile Amerikan halkı başta olmak üzere Batı toplumu yeni savaşların gerekliliğine inandırılmak isteniyordu. Ve bunda da görece başarılı olunmuştu. Batı toplumu ne yazık ki bugün bile, akıl sağlığını kaybetmesi pahasına çeşitli öcülerin varlığına inandırılmış vaziyette…

Aradan geçen yıllarda, her işgalin ardından işgalcinin yalan ve iftiraları da bir bir ortaya döküldü. Çok uluslu tekellerin yükselen karları dünya halklarının tepelerine bomba olup yağmış ve yağmaktaydı.

Neyse ki, bu buz gibi gerçekleri görmenin ve riyakâr Batı’nın asıl niyet ve hedeflerini anlamanın çok da zor olmadığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Bizim insanımız bu tablonun farkında olduğu için ABD ve NATO’ya dönük öfke ve antipatisini bir duygu halinde muhafaza etmeyi sürdürüyor. Kesinlikle Batı toplumlarından farklı bir noktadayız. Üstelik yalnız belleğimizdeki anti-emperyalist Kurtuluş Savaşı’ndan ileri gelmiyor bu uyanıklık. Ülkemizin Atlantik’in parçası değil, Atlantik için gerektiğinde seferber edilecek bir kuvvet sayıldığını çok iyi biliyoruz. Emin olun sokaktaki insan biliyor bunu.

Koca milletvekilleri bilmiyorlar mı peki? Hem de nasıl bilirler. Fakat aynı sözcüklerle, tek tornadan çıkmış gibi yazıp çizmeye devam ederler. Yalnız Türkiye’deki düzen partileri değil, bütün dünyadan NATO’cular aynı dili konuşurlar.

ABD’nin düşmanı benim de düşmanım(!) Kuzey Amerika ve Avrupa zayıflamasın gerekirse ben zayıflarım(!) 76 yıllık savaş, darbe, karşı-devrim ve terör örgütü NATO değil, dünyanın geri kalanı durmaksızın yayılma peşinde(!) Bütün ülkeler etki alanlarını genişletmek isterken yalnız NATO adil bir dünya sistemi için varlık gösteriyor(!) Kürecik’i ne iyi oldu da verdik. Vatan toprağına siz bizden daha layıksınız doğrusu(!)

Amerikan, İngiliz, Alman, İsrailli, Türk fark etmez. Yalan, iftira ve çarpıtmanın küresel ağız birliği NATO’culuk. Neyse ki bu topraklarda ideolojik sermayesini çoktan tüketti artık. Sırada siyaseten mahkum olması, fiilen başımızdan def edilmesi var. O günler de gelecek!


 

Berkay Kemal Önoğlu 'ın Son Yazıları