Suriye’de emperyalizmin tek ortağı mı vardı?
Yayın Tarihi: 24.01.2026 , 23:32 Güncelleme Tarihi: 24.01.2026 , 23:59
23 yıldır yüzünü ne yana dönse arka çıkanı eksik olmadı. Yandaşı, şakşakçısı değişti kendi olduğu yerde kaldı. Dostları düşman, düşmanları dost oldu, "kandırıldık" dedi, hiç hesap vermedi. Doğrusu ne ala memleketimiz var şu AKP için. Herkes bir sınav veriyor, kendisi olduğu gibi cevap anahtarından geçiriyor…
Sınav 1: Laik bir toplumsal yaşam isteyeceksiniz. Kamusal alanların dinsel referanslarla belirlenmesine karşı çıkacaksınız. Siyasetin din tüccarlarından arındırılmasını savunacaksınız. Bilimsel eğitimden, aydınlanma değerlerinden yana olduğunuzu söyleyeceksiniz.
Sonra o aydınlanma değerlerinin yegane savunucusu olabilecek geniş halk kitlelerini makarna-kömür edebiyatıyla aşağılayacaksınız. Bu değerleri topluma götürmek, onlara mâl etmek yerine dinci gericiliğin pençesindeki yoksulları düşman belleyeceksiniz. Yetmezmiş gibi, oy hesabı ile siz de sağcılaşacak, tarikatlara şirin görünmeye çalışacak, dini kullanmaya kalkacaksınız. Laik cumhuriyeti kemiren, halkı kör bırakmaktan nemalanan asıl düşmanı pas geçeceksiniz. TÜSİAD sermayesinden çağdaşlık bekleyeceksiniz…
Kaldınız!
Sınav 2: Emekten yanayım, halkçıyım diyeceksiniz. Yıllarca soldan ödünç aldığınız kavramlarla konuşacaksınız. Sosyalist geçinecek, emek sermaye çelişkisinden dem vuracaksınız. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, mangalda kül bırakmayacaksınız…
Sonra çıkıp her sene onların katillerini rahmet ve minnetle “yad edenlere” can suyu taşıyacaksınız. Kiminiz yoksulların partisi AKP deyip iktidara alkış tutacak, gemisini yüzdürecek. Kiminiz ülkenizdeki sınıf iktidarını perdeleyen her türlü politikaya, söyleme payandalık edecek. İçeride güya sınıf mücadelesinden taraf olup yıllarca işinize gelmediği için emperyalizm kavramını lügattan çıkaracaksınız.
Kaldınız!
Sınav 3: Türkiye’nin bağımsızlığı ve egemenliği kırmızı çizginiz olacak. Halkımızın huzurlu ve güven içinde yaşamasını arzu edeceksiniz. Siyasi, iktisadi, askeri her türlü dış müdahaleye karşı olacaksınız. Emperyalist planlara karşı güya uyanık olacak, Türkiye’nin uluslararası tekellerin oyuncağı haline gelmesine itiraz edeceksiniz. Halkımızın geleceğiyle kumar oynanmasına karşı ses çıkaracaksınız.
Sonra en büyük emperyalist vesayet aracı NATO’ya üyeliği sorgulamayacaksınız. Türkiye’deki ABD üslerini dert etmeyeceksiniz. Yıllarca Türkiye’ye dönük dış müdahalenin merkezi haline gelmiş örgütü güvenliğimizin garantisi sayacaksınız. Kendi ülkenizde emperyalizmin düşmanı, başka ülkelerde ise yandaşı konumuna sürükleneceksiniz. Türkiye’nin de fırsatını bulunca başka ülkelere müdahil olmasında beis görmeyeceksiniz. Sınırların belirsizleşmesine, gevşemesine sessiz kalacak ya da siz geçince, size kimse geçmeyecek sanacaksınız...
Kaldınız!
Ne çabuk sineye çekenler oldu değil mi?
Türkiye’nin cihatçı bir kukla iktidarla sınır komşusu hâline getirilmesini,
Yeni-Osmanlıcı dönüşümün toplum yapısında yarattığı, yaratacağı korkunç tahribatı,
Sürecin baştan beri açıkça görülebilen cumhuriyet düşmanı karakterini…
Daha da ileri gidenler oldu. Suriye’de ve bölgede işleyen ABD, İngiltere, İsrail projesi unutuldu. ABD’nin yalnız bir vekili varmış ve o gidince ABD de bölgeden çekilmiş gibi masallar anlatanlar çıktı. Tehditin aşıldığını söylediler, en büyük tehlike içimizde değilmiş, bizzat bizim başımıza vekil tayin edilmemiş gibi!
Görünen o ki AKP, tutarsız ve analitik düşünme becerisinden yoksun kesimler üzerindeki yanıltıcı etkisini, göz boyama ve ikna etme becerilerini belli oranda muhafaza etmeyi sürdürüyor. Bu kesimler hâlâ şunu kavrayabilmiş değiller: Emperyalizm kavramını görmezden gelen bir emek siyaseti nasıl sınıfta kalmaya mahkûmsa; aydınlanma değerlerini halka yaymayı hedeflemeyen laik kesimler nasıl tutunamayacak ve örgütlenemeyecekse; eşitlik fikrinden kopuk ve olayları at gözlüğünden izlemeyi sürdüren “bağımsızlıkçılar” da her seferinde kandırılmış durumuna düşmekten kendilerini alıkoyamayazlar.
Cumhuriyetçilerin sınavıdır. Türkiye’de laik kalarak, Suriye’de cihatçılara destek olunamaz, diyor TKP. Türkiye’de laikliği unutup, Suriye’nin modern yüzü olmaya soyunulamayacağı gibi…
Tekrar tekrar kandırılmamak için tutarlılık göstermek bir tercih değil, zorunluluk. Cumhuriyetçi direnç ancak böyle oluşacak, Türkiye’nin geleceğine böyle yön verecek. Neyse ki tutarlılık sınavından herkes sınıfta kalmıyor.