Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

NATO’nun gölgesinde Ankara: VIP konfor için emekçiye sürgün

Memleketi sevmek kendi halkına, kentlerine, fabrikalarına sahip çıkmakla anlam kazanır. Zirveler gelip geçer ama geride kentin hafızasına kazınmış direniş kalır.

Yayın Tarihi: 29.11.2025 , 23:04 Güncelleme Tarihi: 30.11.2025 , 00:01

2026’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi, iktidarın meşhur “itibardan tasarruf olmaz” söylemleri eşliğinde bir başarı hikayesi olarak sunulmaya başlandı. Oysa izlediğimiz, üzerimizdeki vesayeti yıldan yıla artan, egemenlik haklarımızı hiçe sayan NATO terörünün yeni bir perdesi: Güvenlik önlemleri adı altında kentlerimizin kuşatılması, yaşam alanlarımızın yok edilmesi ve sömürgeci kibrinin halkımıza dayatılması…

Temmuz’da gerçekleşecek Zirve için Ankara’da bugünlerde başlatılan hazırlıklar, 2004’teki İstanbul Zirvesi’ni hatırlatıyor. Ama önlem adı altında hayata geçirilecek saldırıların 2004’ün çok ötesinde olacağı şimdiden anlaşılmaya başladı. Etimesgut Askeri Havaalanı’nın genişletilmesi için daha şimdiden ayrılan devasa bütçe, VIP pistler için Şeker Fabrikası lojmanlarının boşaltılması ve koruma altındaki yapıların yağmalanması bu saldırının boyutları hakkında yeterince fikir verecektir.

2004’te İstanbul’da gerçekleşen NATO Zirvesi sırasında şehir neredeyse bir açık hava hapishanesine dönüştürülmüştü. Boğaziçi Köprüsü’nden Taksim’e, Şişli’den Harbiye’ye kadar uzanan geniş alanlar günlerce kapatılmış, toplu taşıma durmuş, semt sakinleri evlerine giriş çıkışlarda sıkı kontrollerden geçirilmişti. İstanbul’un günlük yaşamı, “liderlerin güvenliği” bahanesiyle resmen askıya alınmıştı.

Daha da vahimi, bu kanlı örgütü protesto eden emekçilere ve gençlere dönük sert polis müdahaleleriyle yaşandı. Zirve öncesinde ve sırasında yüzlerce kişi gözaltına alınmış, çok sayıda yaralanan olmuştu. NATO’nun sözde demokrasi ve özgürlük vaatleri, İstanbul sokaklarında biber gazına, plastik mermilere ve polis copuna dönüşüyordu. O günden bugüne mantık elbette değişmedi: Yaşam alanlarını kısıtla, vatandaşı sür ve kenti asıl sahiplerinden arındır…

Bugün Ankara’da yapılan hazırlıklar da işte bu mantığın izlerini taşıyor. NATO’nun –yani dünyanın– efendilerinin rahatı uğruna kent sakinlerinin ezilmesi bir kez daha yaşanıyor. Bir fabrikanın NATO’nun VIP jet sahiplerinin konforu için boşaltılması yalnızca kent belleğine bir darbe değil, ülkenin kendi kalkınma tarihinin de aşağılanması anlamına geliyor.

Emperyalist kibir işte böyledir. “Küresel” akıl, kendi çıkarlarını dayatmak için diğer halkları titizlikle hizaya sokar. İcabında bir ABD başkanının veya başka bir NATO liderinin koruma protokolü için koca bir fabrika yerinden edilir. Meydanlar, caddeler, sokaklar ve hatta üniversiteler, hastaneler, okullar bile bu aklın dayatmalarıyla şekillendirilir. Halkın gündelik yaşantısının, ihtiyaçlarının, hassasiyetlerinin bu akıl karşısında pul kadar değeri yoktur.

Oysa bu ülkenin insanları, emperyalizme karşı mücadeleyle doğmuş bir cumhuriyetin mirasçıları. Ve bizim şehirlerimiz, Kurtuluş Savaşı’nın Ankara’sı, Sivas’ı, Erzurum’u işgal güçlerinin üstün silahlarına karşı halkın iradesiyle direnmişti.

Bugün ise aynı topraklarda, emperyalizmin “zirve” toplantıları için emekçilerin evleri boşaltılıyor, fabrikalar sökülüyor, kentler bariyerlerle çevreleniyor. Bunlar yetmez gibi, yarattıkları mandacı zihniyete teslim olmamız bekleniyor. Bütün bir halkın, meşruiyet verdikleri politikacılar gibi, bu eli kanlı örgütü çiçeklerle ve alkışlarla karşılaması isteniyor.

NATO liderleri Ankara’da iki gün kalacak, sonra uçaklarına binip def olup gidecekler ama Şeker Fabrikası işçileri kendilerine yeni ev bulmak zorunda kalacaklar öyle mi?
Ankaralılar yeniden düzenlenen yolların, bariyerlerin, güvenlik kordonlarının altında ezilecek ve yağmaya açılan kamu mallarının bedelini yıllarca ödemek zorunda kalacaklar(!)

Hiçbir namuslu yurtseverin bu tabloya sessiz kalmayacağını iyi bilsinler. Memleketi sevmek kendi halkına, kentlerine, fabrikalarına sahip çıkmakla anlam kazanır. Zirveler gelip geçer ama geride kentin hafızasına kazınmış direniş kalır.

Ankara’daki direniş Türkiye’nin bağımsızlığının ve halkımızın onurunun savunulması anlamına geliyor. Ve o direniş çoktan başladı. Bu saldırıyı birlikte durduracağız.
Devrimin başkentini NATO’nun uğursuz gölgesinden kurtarıp aydınlığa taşıyacağız. Er ya da geç!

Berkay Kemal Önoğlu 'ın Son Yazıları