Meşruiyet Küfesi
Yayın Tarihi: 04.10.2025 , 22:17 Güncelleme Tarihi: 05.10.2025 , 00:00
“Türkiye sahipsiz. Amerika’ya, İsrail’e teslim oldu... Başta, devlette sahip yok. Her şeyin ipini koyverdi. Zenginlere para dağıtıyor, fakirlere hiç... Gavur parası 50 lira oldu, her şey arttı, ses yok. Onlar sadece ceplerine uğraşıyorlar, fakir fukarayı düşünen yok... Yemek yemedikten sonra geçiniyoruz. Yemiyoruz. Patates olmasa kaldık.”
Konyalı ihtiyar çiftçi 40 yıl işlediği tarlasından koparılıp İstanbul’da bir pazarda sırtında küfesi, uzatılan mikrofona derdini yanıyor. Şimdi hamallık yapıyor. 40 yıl dile kolay. Sonra kuraklık gelip çatıyor. Anlaşılan hazine arazisini değerlendiren çiftçi tapu çıkaramadığı için destek alamıyor. Bir yıl daha deniyor ekinin verimini. Sonraki yıl İstanbul’a göçüyor, sürülüyor 40 yıl sürdüğü toprağından…
Bu kısa seslenişte kameraya yansıyan o gözlerde Anadolu’nun yorgunluğunu, dargın öfkesini ve her şeye rağmen içinde tuttuğu mağrur yaşama inadını aynı anda görüyoruz. Abartı barındırmayan buz gibi bir gerçeği, patates olmasa ortada kalacaklarını söylerken amcanın yüzüne bir gülümseme yayılıyor. Sizde nasıl duygular uyandırdı bilmiyorum ama bana kalırsa işte o gülümseme biriken öfkenin taşmaya en yakın olduğu nokta ve er geç de taşacak. Çünkü “başta, devlette sahip yok”.
Yalnız bugünden değil, yarından da ümidi olmayanlar böyle konuşur. Ve böyle konuşanlar tepelerine çöreklenmiş egemen sınıfların açığını bir kez daha affetmezler. Er ya da geç görecekleri belirgin bir zaafiyetin cezasını illa keserler. Çünkü yaşama inadı her zaman ümitsizliğe ağır basar.
Geçen hafta ABD Başkanı’nın özgün diplomasi anlayışına yakışan cinsten “biz ona meşruiyet verdik” çıkışı gündeme oturmuştu. AKP cenahından durumu toparlamaya yönelik hamleler de gecikmedi elbette. Önce TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş “meşruiyetin kaynağı millet iradesidir” dedi. Sonra da bizzat Erdoğan bu lafı Meclis kürsüsünden dillendirdi. Yalnız sözle yapmadılar. Meclis açılış oturumu ve sonrasında objektiflere yansıyan fotoğraflarla ustaca örülmüş bir PR çalışmasına da şahit olduk. Millet iradesi Meclis'te tecelli ediyor, Meclis de silme Erdoğan’ın dizinin dibine sıralanıyordu.
Doğru söze ne denir? Meşruiyet elbette kaynağını halktan alacak.
Peki önünü göremeyen, güven duygusunu yitirmiş, gelecekten ümit kesmiş halk kendisini yönetme hakkını kime ve neden teslim edecek?
***
Ülkece önemli bir viraja doğru süratle yol aldığımızı hissettiğimiz günlerde, bir yanda böyle yerinden yurdundan edilmiş, ekmeği elinden alınıp gurbete sürülmüş, 70 yaşında sırtında küfe taşıyanlar var.
Öbür yanda?
23 yaşında milyon dolarlık sermayeye ulaşan vurguncu şirketlerin başında AKP’li tosuncuklar. Babalarının nüfuzu ile işledikleri günahlardan sıyrılıp, adalet terazisinin üzerinde muamele gören trafik canavarları. Ultra lüks arabalarında pudra şekerine ekmek banan mafya bozuntusu küçük beyler. Uyuşturucu trafiğininin bir kısmını elinde bulundurduğu artık sır olmayan, devletin valisini, kolluk gücünü karşısına ip gibi dizen haramzadeler. Bakanlığın güya genç yönetmenlere dağıtacağı destek programlarına 50 yaşından sonra göz koyup cebini dolduran yağmacılar…
Sonradan görmeler kadar önceden görüp han-ı iştihada paylarını katlamaya devam edenler de var elbette.
Emin olun, 70’inden sonra sırtlarında küfe taşımaya mahkum bırakılanların küfelerinin içi bunlarla dolu…
Olmayan meşruiyet bu küfenin içinde!
Kenar mahalle pazarlarında, üç harfli ucuzluk marketlerde çürümeye yüz tutmuş meyve sebzeyi ayıklayıp evine götürme derdindekilere, üzerine kilit vurulan merdiven altı atölyelerde 16 saat makine başında ter döken işçilere, memleketinden uzak üniversite okumak için gecesi gündüzü kalmayan öğrencilere, sokak ortasında vurulma korkusuyla yaşamaya mahkum ettikleri kadınlara sökmez bu olmayan meşruiyet.
Sırtımızdaki yükten kurtuluruz elbet. O günler için yaşıyoruz inatla. Ha gayret!