Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İhtiyarlar için kapitalizm

Bir toplumun gerçek niteliği özellikle ihtiyarlarına ve çocuklarına bakıldığında gayet net anlaşılabilir. İnsan değerinin ölçüsü piyasada ne kadar kazandırdığı olamaz, bu ahlaksızlıktır. Çocuklar, yaşlılar, hastalar ve engellilerin yaşam koşulları, toplum olma iddiasının samimiyetini açığa çıkarır. Eğer toplum olma iddiamız varsa, sırayla yalnızlaştırılmaya itiraz ediyorsak, bunların düzeninden alacağımız olduğunu biliyorsak yaşlısı, genci el ele olmalıyız.

Yayın Tarihi: 10.01.2026 , 18:33 Güncelleme Tarihi: 11.01.2026 , 00:00

İhtiyarlara Yer Yok filmini hatırlarsınız. Şiddetin ve paranın hüküm sürdüğü bir dünyada, yaşlı bir şerifin olup bitenlere yetişemediğini ve bildiği bütün değerlerin elinden kayıp gittiğini anlatıyordu. Filmde ihtiyarlık yalnızca biyolojik bir hal değil, yeni düzen karşısında yaşanan fazlalık hissinin adıydı. Şimdi herhalde bunun zekice kurgulanmış bir sinema metaforu olmaktan çıkıp Türkiye’deki sosyal politikanın özeti haline geldiğini çok net söyleyebiliriz…

Günler süren değerlendirme sürecinin sonunda, geçtiğimiz cuma en düşük emekli aylığı 20 bin lira olarak açıklandı. AKP iktidarı bu rakamla, açlık sınırının 30 bin lira, yoksulluk sınırının 98 bin lira olduğu ülkemizde, emeklilere “artık yaşamamaları” gerektiğini bir kez daha sert bir şekilde ifade etmiş oldu. Türkiye’de yaşlılar için uzun süredir adım adım inşa edilen, kalıcı bir yoksullaşma ve değersizleştirme düzeniyle karşı karşıyayız. Yaşlı olmak, milyonlarca yurttaşımız için huzurlu bir dinlenme dönemi geçirmek değil hayatta kalma mücadelesi vermek anlamına geliyor.

Kapitalist düzen, insanın toplumsal değerini büyük ölçüde emek gücüne, yani piyasada ne kadar işe yaradığına bağlar. Çalışabiliyorsan, üretebiliyorsan varsındır. Bu ölçüt dışına düştüğün anda -yaşlandığında, hastalandığında ya da engelli olduğunda- toplumun kenarına doğru itilmeye başlarsın. Emeklilerin yaşadığı tablo bu mantığın ne kadar acımasız sonuçlar ürettiğini açık biçimde gösteriyor.

Bu noktaya bir anda gelinmedi elbette. Emekli aylıkları geçmiş dönemlerde de düşüktü ama emeklilik kesin olarak yeniden çalışmayı zorunlu kılan bir kader olarak görülmüyordu. Temel ihtiyaçların ve kamusal hizmetlerin kesin olarak piyasanın hükmüne girmesi, cumhuriyetin tasfiyesine paralel olarak hızlandı ve derinleşti. AKP döneminde sosyal güvenlik “yük”, emekliler “bütçe kalemi”, yaşlılık maliyet unsuru olarak tescillenmiş oldu. “Mezarda emeklilik” bu dönemde geçti, aylık bağlama oranları düşürüldü, sağlık hizmetleri katkı paylarıyla fiilen paralı hale getirildi. Sonuçta emeklilik kazanılmış bir hak olmaktan çıkıp bol sabır gerektiren bir hayatta kalma pratiğine dönüştürüldü.

En düşük emekli aylığı çok uzun süredir açlık sınırının altında. Yani milyonlarca insan bu ülkede resmen aç kalabileceği kabul edilen bir gelirle yaşamaya zorlanıyor. Yaşlıların temel ihtiyaçlarını karşılayamamasını olağan gören bir yaklaşım… Bu yalnızca mali bir konu mu sizce?

Gıda fiyatlarındaki artış, kira bedellerindeki fahiş yükseliş, faturalar derken bu maaşlar daha ayın ortasında eriyor. Bu tabloyu yalnız rakamlardan ibaret de görmeyelim. Artık kahvehaneye oturmaya çekinen, ancak meydanlara, parklara doluşup dertleşebilen, 65 yaş üstü kartıyla şehir içinde oradan oraya indirim kovalayan on binlerce yaşlı yurttaşın koşturmacasına her gün şahit oluyoruz.

Pazarda filesini yarım doldurabilenler, kışın kombiyi açmamak için kat kat giyinmek zorunda olanlar sanıyor musunuz ki istisna?

Bunlar artık kural!

Milyonlarcasının yeniden çalışmak zorunda kalması kural!

Türkiye’de emeklilik artık bir dinlenme dönemi değil, ek gelir bulunamazsa ay sonunu getirememe korkusunun ete kemiğe bürünmüş hali…

Aaa, ama bizim toplumumuz yaşlıya hürmet eder, bayramlarda el öper, hal hatır sorar, sokakta poşetlerini taşır, toplu taşımada yer verir…

Bunlar da artık laf.

Maalesef kendi yaşadıkları çıkışsızlıkla emeklilerin yaşadığı yoksulluğun aynı düzenin ürünü olduğu görmezden gelen gençler için işsizlik ve güvencesizlik karşısında öfkelerini yaşlılara yöneltmek çok kolay.

Sisteme yük oluyorlar, bütçeyi onlar tüketiyor, bize değil onlara veriliyor…

Kaldı ki bu düzende, yaşlıya saygıda kusur olmasaydı bile bu ancak maddi zemini olmayan bir teselli anlamı taşırdı.

Bir toplumun gerçek niteliği özellikle ihtiyarlarına ve çocuklarına bakıldığında gayet net anlaşılabilir. İnsan değerinin ölçüsü piyasada ne kadar kazandırdığı olamaz, bu ahlaksızlıktır. Çocuklar, yaşlılar, hastalar ve engellilerin yaşam koşulları, toplum olma iddiasının samimiyetini açığa çıkarır. Eğer toplum olma iddiamız varsa, sırayla yalnızlaştırılmaya itiraz ediyorsak, bunların düzeninden alacağımız olduğunu biliyorsak yaşlısı, genci el ele olmalıyız.

Aksi halde kimse yaşlandığında arkasına bakıp ‘yalnız değilim’ diyemeyecektir.

Berkay Kemal Önoğlu 'ın Son Yazıları