Hayali ihracattan hayali öğrenciye
Yayın Tarihi: 06.12.2025 , 23:24 Güncelleme Tarihi: 07.12.2025 , 00:01
Önümüze bir Türkiye fotoğrafı konuluyor. Ancak bu karede ne bir umut ışığı ne de geleceğe dair bir çıkış noktası var. Gördüğümüz şey, bu fotoğraftan fayda sağlayanların, holding ve tarikat egemenliğinin ülkeyi sürüklediği, temelleri çürümüş, kolonları çatlamış devasa bir enkazın, bir büyük çöküşün anlık görüntüsü. Bu fotoğrafı doğru okumadan, sadece kadrajın bir köşesini düzelterek bütünü kurtarmanın imkanı yok. Dolayısıyla bu fotoğrafı yırtıp atmalı ve bu güzel ülkeye, insanımıza, kaynaklarımıza hakim, geleceğe uzanan yeni bir fotoğraf çekmeli…
Daha önce bu köşede defalarca değindiğimiz çocuk emeği sömürüsü ve MESEM başlıkları bu yırtıp atmamız gereken fotoğrafın belki de en can yakıcı karesi. Ama bu bile tek başına bir yere kadar anlam ifade ediyor. Çocuk işçilik bir sonuç ve bu sonuca yol veren etmenler başka bir dizi ağır sonuç daha doğuruyor. Elimizi nereye atarsak atalım, hangi konuyu gündeme getirirsek getirelim bir şekilde yine o büyük fotoğrafa ulaşıyoruz. Bu çöküşün toplumda yarattığı tahribattan faydalanan hep aynı bir avuç kesim geliyor gözümüzün önüne. Holdingler ve tarikatlar düzeninin sahipleri Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alıyor.
Sokaktaki vatandaş için Türkiye ekonomisi artık problemlerin alışıldık "enflasyon" veya "kur farkı” gibi olgularla açıklanamayacağı devasa bir soygun düzeni görüntüsünü çoktan aldı. Soygun Türkiye için hiçbir zaman yeni bir olgu olmadı elbette. Ama sistemin kurumları sürmekte olan soygunu görünmez kılma becerilerini de iyiden iyiye tükettiler.
Zengin ile yoksul arasındaki makas, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir hızla açılırken, Küresel Organize Suç Endeksi verilerine göre Türkiye, Avrupa'da organize suç oranının en yüksek olduğu ülke konumuna yerleşti. Ülke uyuşturucu baronlarının cirit attığı, sanal kumardan fuhuş sektörüne kadar her türlü kayıt dışı ekonominin GSYH içinde devasa yer kapladığı bir "suç cennetine" evrildi. İktidar bağlantılı kara para aklama operasyonları, altın kaçakçılığı iddiaları, devletin kurumsal yapısının nasıl bir çeteleşme eğilimiyle iç içe geçtiğini gösteriyor. Sadece son bir yılda sosyal medya fenomenlerinden futbol dünyasına uzanan fon skandalları ve lüks araçlarla, şatafatlı sosyal medya paylaşımlarıyla sergilenen kara para şovları, devletin sözde denetim mekanizmalarının tamamen çöktüğünü ve güvenlik bürokrasisinin sokaktaki vatandaşı değil, adeta bu kirli para trafiğini koruyan bir yapıya büründüğünü açıkça ortaya koyuyor.
İşte paranın tek belirleyen olduğu, sermayesi olanın borusunun öttüğü, kuralsızlığın kural haline geldiği ve halk çocuklarının çıkışsızlığa itildiği bir tabloya yerleşiyor çocuk işçiliğini normalleştirme adımları. Çocukların karıştığı adli vakalarda görülmedik bir artış yaşanıyor ve eş zamanlı olarak çocuklar sömürü mekanizmaları içinde acımasızca öğütülüyor.
Çürümenin, çöküşün de bir sonu olur diyeceksiniz ama 1,5 milyona dayanan MESEM’li içinde sayısını bilmediğimiz oranda “hayali öğrenci” olabileceğini de hesaba katmamız gerekiyor. Evet, hayali ihracattan sonra sermaye düzeni şimdi de hayali öğrencilik müessesesi ile çıkıyor karşımıza. Eğitim sistemi bizzat sorumlu bakanlık tarafından patronlar için bir rant mekanizmasına dönüştürülünce öğrenciliğin de “hayalisi” peyda oluyor.
Geçen yıl Kocaeli’de bir okul müdürü ve müdür yardımcısının MESEM’e sahte öğrenci kaydederek 700 milyon lira yolsuzluk yaptığı ortaya çıkmıştı. Biliyorsunuz MESEM sisteminde öğrenciler işletmelere stajyer/çırak olarak kaydediliyor ve devlet bu öğrenciler için patronlara ödeme yapıyor. “Hayali öğrenci” kavramı ise gerçekte hiçbir eğitim almayan, okula gitmeyen, işletmede çalışmayan ancak kayıtlarda varmış gibi gösterilen kişiler için kullanılıyor. Devletin patronlara bu muhteşem kıyağından faydalanmak isteyen ancak işçiye ihtiyacı da olmayan işletme veya aracılar oluşturdukları sahte kayıtlarla devlet tarafından verilen öğrenci destek ödemelerini ceplerine indiriyor. Ya da örneğin işletmede çalıştırılan gerçek işçiler kayıtlarda öğrenci gibi gösterilip asgari ücret altı maliyet yaratılmış oluyor.
Devletin malı deniz derler ya… Bu durum hem büyük kamu zararına, hem çocuk işçiliğinin gizlenmesine, hem de kayıt dışı istihdamın süratle genişlemesine yeni bir alan açmış oluyor.
Fabrikada çalışıyor görünüp devletten maaş alan ama aslında ortada olmayan “öğrenciler” üzerinden devşirilen rant devletin kaynaklarının nasıl hortumlandığının belki de en somut göstergesi. Yani sistem o kadar denetimsiz ki, bırakın çocukların çalışma koşullarını düzenlemeyi, devletin kasası patronlar ve bazı organize yapılar tarafından "çırak teşviki" adı altında güpegündüz soyulabiliyor…
Sadece MESEM kapsamında çalıştırılırken pres makinelerine sıkışan, inşaattan düşen veya yanarak can veren çocukların (Arda Tonbul, Eren Eroğlu ve niceleri) sayısı ise günden güne artmaya devam ediyor. Bu bir eğitim modeli değil, bu bir suç. Ve elbette suçun sorumluları, çocukların katilleri bir gün cezalarını alacaklar.