Asrın felaketi, halkın devleti
Yayın Tarihi: 25.10.2025 , 22:02 Güncelleme Tarihi: 26.10.2025 , 00:09
Türkiye’de cumhuriyetin 100. yılına toplumun tüm kesimlerini derinden sarsan bir felaketle, 6 Şubat depremlerinin yarattığı yıkımın etkileri sürerken girmiştik. Belki de cumhuriyetin değil, kuruluşun 100. yılı demeliyim. Çünkü 2023’te artık cumhuriyetin yıkıntıları üzerinde yaşadığımız gerçeğini deprem felaketi bir kez daha suratımıza çok sert biçimde çarpıyordu. Evet, depremde yalnızlığa ve çaresizliğe mahkum edilen insanlarımızın yanında Cumhuriyet yoktu. En temel ve gündelik yaşantıda en çok hissedilmesi beklenen özelliği kimsesizlerin kimsesi olmak olan Cumhuriyet, artık yoktu. O olmadığında ise devlet, halkın olmaktan çıkmıştı.
Birkaç ay sonra gelen seçimlerden hemen önce, TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, haklarında yıllardır türlü yalan ve iftiranın uydurulduğu, karalama kampanyalarının yürütüldüğü komünistler adına TRT konuşmasında halka şöyle sesleniyordu:
“Sanayi, madenler, bankalar, gıda endüstrisi, enerji ve benzeri sektörler halkın devletinin elinde olursa ne yoksulluk kalır ne yolsuzluk.”
Ardı ardına gelen felaketler, salgın, su baskınları, yangınlar, depremler, yoksulluk ve bunalım yılları artık çok net gösteriyordu:
Devlet halkın olma vasfını yitirdiği gibi artık böyle bir iddia falan da taşımıyordu.
Büyük çaplı krizler karşısında dağılma emareleri gösteren, afallayan, yanıt üretemeyen devletin, kuruluşun 100. yılında halkına güven aşılayabilmekten aciz kaldığı ortadaydı. Bilim ve aydınlanma yolunu kesin olarak terk etmenin, planlama becerisini yitirmenin, bağımsızlık ve egemenliğini emperyalizme teslim etmenin, paranın saltanatı altına girmenin bedeli ağır olmuştu.
Bizim halkımız güvenlik ve istikrar ister. Yoksulluğa, çileye, ay sonunu zor getirmeye çok sabreder. Ne yazık ki eder…
Ama yarınından emin olmadan, geleceğe tutunmadan, güvenliğinden endişe ederek, yalnız bırakılacağını düşünerek ve felaketlere karşı çaresiz hissederek yaşama takatini yeniden üretmek zordur.
Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılında bunlar oldu. Halkın örgütsüzlüğünden, siyasetle ilişkilenme kanallarının eksikliğinden, henüz gerçek bir kurtuluş programının Türkiye siyasetinde etkisini hissettirmiyor oluşundan, sahte kahramanların suyu bulandırmasından faydalandı karşı devrimci iktidar. Biraz da şansı yaver gitti ve paçayı kurtarmayı, diş geçirmeyi başardı. Ama bunların hepsi de yazıldı Anadolu insanının kara kaplı defterine.
Deprem ideolojik fay hatlarını da değiştirmişti…
Sağın kitle tabanındaki milyonlarca insanımız belki sağlam ve tutarlı bir siyasi bilinçle değil ama ahlaki ve vicdani duygularla, kaynağını hayattan alan sezgileriyle derin bir sorgulama sürecinin içine girdiler. Holding ve tarikat düzeni başlarına çökmüştü. Para babaları ve sarıklı şalvarlı tarikat ehli için devam eden hayat milyonlarca yoksul insanımız için durmuştu. Ahlak satanların ahlaksız, dinbazların vicdansız, milliyetçi geçinenlerin vatansız olduğu ortaya çıkmıştı. Tıpkı 100 sene önce işgal yıllarında olduğu gibi halk ihtiyaç duyduğunda tutunacak bir dal olmayışının farkına acı bir şekilde varıyordu.
Bu ideolojik yıkım ve yeni arayış yalnız sağın kitle tabanında değil cumhuriyetçi birikim içinde de filizlendi. “Kör topal da olsa” bir cumhuriyetin varlığına inanan ve kendini onun varlığına vakfetmiş idealist cumhuriyetçilerin ayakları havada kalmış, inançları derinden sarsılmıştı.
Öğretmen Kemal’in o meşhur sözleri artık 100 sene geride kalıyor, yoksul Anadolu toprağının bağrına gömülüyordu. O ki, okuma yazma seferberliğine taş koymaya kalkan toprak ağasına diklenip ağzının payını veren "silahlarını gömmüş bir Kuvayi Milliyeci, bir Cumhuriyet öğretmeniydi":
“İstiklal Mahkemeleri’ni unutma Dayı Bey. Menemen’de olanları unutma. Belki ekmeğimiz, aşımız yok ama askerine, memuruna dokunanı yaşatmayan bir başımız var.”
Türkiye’de cumhuriyetçi birikim cumhuriyet tarihinde belki ilk defa ve çok sert şekilde, artık bu ülkede ev sahibi olmadığının, sahipsiz ve garip bırakıldığının idrakına 2023’te 100. yılda varıyordu…
Bu hafta 102. yıla adım atacağız. Bugün dört bir yanda yürüyüşler düzenlenecek, Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi’nin “Emeğin cumhuriyetini birlikte kuracağız!” çağrısıyla.
2023'te yola çıkan bu meclis için halkın örgütü diyenler oldu. O’nu Müdafaa-i Hukuk hareketine benzetenler oldu. Evet, bu meclis yeniden kurtuluşun yolunu çizme kararlılığındadır ve iddialıdır.
Cumhuriyeti kemiren, yoksul halkın kanını içen ve durmaksızın semiren sermaye sınıfıyla hesaplaşacağız.
Tarikat karanlığını tarihin çöplüğüne süpürüp yeniden bilim ve aydınlanmanın yoluna gireceğiz.
Yurdumuzu tıpkı işgalden kurtardığımız gibi emperyalizmin tahakkümünden de kurtaracağız.
Şimdi bu iddia ve hedefler toplumun fikir üreten kesimlerinde büyüyor, kuvvetleniyor. Cumhuriyetçi neşriyatın yeniden doğuşu da bundandır. En zinde kesimlerden başlayacak ve elbette bütün topluma ışık tutacak. Arayış yanıt bulacak, halkın bir örgütü olacak.
Kendimizi nasıl tanımladığımız, ideolojik kökenlerimiz elbette önemsiz değil. Ama bizi bir araya getiren ilkelerimize, hedeflerimize, nihayetinde geleceğe bakılacak. Bakılmazsa da geçmişe gömülünecek.
Halkımız bilsin ki, biz komünistler bu kavgada sonuna kadar varız. Samimiyiz.
Yoksullarla, kimsesizlerle, çaresizliğe itilenlerle yan yanayız.
Emekçilerin cumhuriyetini, halkın devletini hep birlikte kuracağız!