Ahlaksızlık ve komünizm
Yayın Tarihi: 13.12.2025 , 21:56 Güncelleme Tarihi: 14.12.2025 , 00:02
Ülkedeki toplumsal çürümenin zirve yaptığı ve her gün yeni örnekleriyle su yüzüne çıktığı kirli bir dönemden geçiyoruz. Aslında yalnız Türkiye’de de değil, bütün dünyada paranın hakim olduğu bu ahlaksız düzenin başındakiler için artık yolsuzluklarla, rüşvetle, uyuşturucu ve kumarla, pedofili ile anılmak normal hale geldi. Filistin’de 50 binden fazla çocuğun yıkıntılar altında kalmasına ses çıkaranları döve döve gözaltına alan Batılı ülkelerin dünyaya söyleyeceği bir söz kalmadı. Yakın tarih herkesin bildiği sırlarla dolup taşıyor. Bir yüzükle gelenlerin yolun sonunda ne devasa servetlere sahip oldukları, bütün kirli ilişkilerin merkezine nasıl yerleştikleri gün gibi ortada…
Vatan, millet, Sakarya, hepsi yalan oldu. Tek bir gerçek var: Gücü gücüne yetene…
Tarihin sonunun geldiği iddia edileli neredeyse 35 yıl oluyor. Bu 35 senede yoksulluktan, savaştan, eziyetten, hırsızlıktan, insanlık onurunun ayaklar altına alınmasından başka bir şey görmedik. Evine ekmeğini alın teriyle götürmek aşağılandı, ezildi, hakir görüldü. Kısa yoldan köşeyi dönmek, düşeni tekmelemek, tokatçılık yükseldi, değer gördü, teşvik edildi. İnsanlığın yerini çakallık aldı. Çakallar muteber kılındı…
Sağcılık dünyayı teslim aldı. Onun sonuçlarıyla yüzleşiyoruz.
Din elden gidiyor yaygarası koparanlar din adına insanları kendilerine tabi kıldılar, insan iradesini tarikatlar için zincire vurdular.
Vatan elden gidiyor diyenler türlü yollarla bu ülke üzerinde kurulan emperyalist vesayetin işbirlikçiliğine soyundular.
Millet elden gidiyor diyenler bu halkın yoksulluğa, çaresizliğe ve kimsesizliğe itilmesine omuz verdiler, sömürücüleri, haramileri tepemize çıkarttılar.
Bütün bunlar dünyadaki reel sosyalizm örneği son bulduktan sonra hız kazandı. Piyasanın borusu öttüğünde, başkasının sırtına basarak yükselmek, diğer insanları yok ederek güçlenmek ve bu yolda her yolu mübah görmek bütün topluma yayılmaya başladı.
Sonuçta her insan ayakta kalmak ister. Kuralsızlığın kural olduğu, düşene bir tekme daha vuranın eksik olmadığı bir düzende ise ayakta kalmanın yolu bir biçimde bu çürümeye ortak olmaktan geçiyor. Sistemin tepesindeki saygın ve güçlü insanların böyle yaptığı biliniyor. Hani Rockefeller’e atfedilen bir söz vardır, bana ilk kazandığım milyon doları sormayın ondan sonrasını size kuruşu kuruşuna anlatırım, der. İşte milyonlarca insana da ne şekilde ve bedeli ne olursa olsun o ilk milyon doların peşinden gitmeyi öğütleyen bir sistemden söz ediyoruz. Bu sistemde halk için çare yalnızca bu olabilir. Tabi tarihin sonu gerçekten geldiyse…
Bir yenilginin sonuçlarını yaşıyoruz ama tarih elbette akmaya devam ediyor. Sınıf mücadelesi sürüyor.
Tek tek insanların geleceğe dair güven duygularının telafisi imkansız darbeler aldığı, ağır fırsat eşitsizliklerinin katlanarak arttığı, gençlerin eğitim ve istihdamdan her geçen gün uzaklaştığı, çeteleşme ve suça sürüklenmenin zirve yaptığı bu fotoğrafta komünizmin hiçbir payı yok. Yolsuzluk, rüşvet, bahis, uyuşturucu skandallarının üçüncü sayfa haberlerine dönüşüp sıradanlaşmasından komünizm sorumlu değil. Çocuklara yönelik işlenen suçlarla, kadına yönelik şiddetle, artan depresyon ve intihar vakalarıyla komünizmin uzaktan yakından alakası yok.
Bütün bunlar toplumu esir alan sağcılığın eseri. Komünizmle mücadele edenlerin, sermaye şakşakçılarının, din tüccarlarının, NATO’cu dalkavukların işi!
Onlar halkımızın komünizm kurbanı olmasına engel oldular. Bravo onlara(!)
Onlar olmasaydı, komünizm milyonlarca genci zorla iş güç sahibi yapacaktı. İşçiler sendikalı olacaklardı. Çalışma saatleri düşürülecekti. İnsanlar zorla sporla, sanatla ilgileneceklerdi. Komünizm Türkiye futbolunu zorla sokağa taşıyacaktı. Komünizm uyuşturucu bağımlılarını zorla tedaviye gönderecekti. Herkes aldığı belli verdiği belli, yarın ne halde olacaklarını bilerek yaşamaya zorlanacaktı. İnsanları zorla besleyecekti komünizm. Üstelik aynı malı pazarlayan 50 çeşit ne idüğü belirsiz şirket de olmayacaktı. Pirinç mi alacaksın cinsini söyle, tek marka, devlet güvenceli…
İnsanlar hayatı reklamlar olmadan yaşayacaktı. Zorla!
Komünizm insanların yaşamak için birbirleri ile omuz omuza vermek zorunda kalacağı bir sistem yaratacaktı. Neyse ki izin vermediler de insanlar yaşamak için birbirlerinin başını eziyor. Şimdilik…
Bu tabloyu içine sindirebilenler, bundan fayda sağlamıyorlarsa en hafif tabirle ahmaktırlar.
Sağcılığı eleştirdiği için gazeteci Enver Aysever hakkında verilen tutuklama kararına hukuksal olarak diyecek hiçbir söz yok. Orası sözün bittiği yer. Ama herhalde eleştirmek yerine övmek de suç değildir. Eserinizle gurur duyun!