78
Yayın Tarihi: 15.11.2025 , 23:46 Güncelleme Tarihi: 16.11.2025 , 00:05
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre 2025 yılı içerisinde, şu ana kadar hayatını kaybeden çocuk işçilerin sayısı 78… Geçen hafta iş cinayetlerinde 6 günde 6 çocuk yaşamını kaybetti.
Yasaların çocuk işçiliğine müsaade ettiği yaş aralığında kalan 4 milyona yakın nüfusun 869 bini kayıtlı işçilik yapıyor. 1 milyon 100 bin MESEM’li bu sayıya dahil değil. Eklediğinizde 15-17 yaşlarındaki her 2 gençten 1’inin iş gücü piyasasına dahil olduğu bir çocuk işçi rejiminden söz ediyoruz.
Türkiye kapitalizmi nüfus artış eğiliminin düşmeye başladığı yıllardan itibaren işgücü piyasası içindeki çocuk emeği oranını gözle görülür şekilde artırdı. Toplam işgücü içindeki kayıtlı çocuk emeği oranı yüzde 10’a yaklaştı. Artık çarkın dişlileri çocuklarımızı da öğütüyor.
Bu rakamlar yalnızca tespit edilebilenler. Çocukların kayıtlı çalışmalarına müsaade eden kanun sözde kimi şartlar tanımlıyor ama kapitalizm şart mart dinlemiyor. Henüz 14 yaşını doldurmamış, zorunlu eğitim süreci devam eden çocukların ölüm haberlerini alıyoruz. 14 yaşını dolduranlar güya bedensel, zihinsel, sosyal gelişimlerine engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler. Fakat biz çocuklarımızın patronlardan dayak yediği, işkence gördüğü, sözlü ya da fiziksel tacize maruz kaldığı örneklerle karşılaşıyoruz.
Türkiye Yüzyılına bakın: 10 yılda 750’den fazla çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.
Çocukların mutluluğu, güvenliği bir ülkenin kırmızı çizgisi olmayacaksa başka hangi kıstaslara göre o ülkenin gelişip büyüdüğü söylenebilir ki?
Bu ülkede asıl büyüyen, sorulması gereken bir hesap var. Her şey dolup taşan holding kasalarından, bir avuç patronun devasa servetlerinden ibaret değilse, her geçen gün kabarıyor bu hesap.
Dünyanın dönmesi için illa sömüren ve sömürülen ayrımı olmak zorundaymış ve zengin-fakir olmadan dünyanın çivisi çıkarmış gibi masal anlatanlar hemen peşine ekleyiverirler: Fırsat eşitliği sunuyoruz ya!
Yani eşitsizlikleri hayatın kanunu gibi de gösterseler buna isyan edilmesin diye en azından tüm çocukların iyi bir yaşam için gerekli başlangıç noktasına sahip oldukları tezini ileri sürerler. Öyle ya yetişkinler kendi verdikleri kararların sonuçlarını yaşamaktadır. Onların başlarına gelenler kendi seçimlerinin ürünüdür. Ancak çocuklar kararlarından sorumlu tutulamazlar. Dolayısıyla çocuklar arasındaki eşitsizliği hiçbir adalet anlayışı ile açıklamaya kalkamazlar. Çocukların “fırsat eşitliğine” sahip olduğunu söylerler ya da söylerlerdi…
Bugün Türkiye'de 22 milyona yakın çocuktan 7 milyondan fazlası yoksullukla büyüyor.
Yoksulluksa ne olmuş zeki ise, çalışkansa okulunu okur kendini kurtarır diyebiliyor musunuz? En azından buna olanak sağladığı iddia edilecek eşitlikçi bir eğitim sistemine sahip miyiz? Zengin çocukları ile yoksullar arasında zihinsel ve bedensel gelişimi etkileyen beslenme, spor gibi başlıklardaki eşitsizlikleri bir kenara bıraktık diyelim. Yahu zengin ve yoksul çocuklarının bir mahkeme karşısında dahi eşit muamele gördüğüne inanan insan kaldı mı memlekette?
Her üç çocuktan biri yoksul ve her 100 yoksul çocuktan 76'sı kitap dahi edinemiyor. yüzde 77’sinin evine taze meyve sebze girmiyor. Yüzde 63'ü günde bir kez olsun tavuk, balık yiyemiyor. Yüzde 75'i için ne doğum günü ne başka bir özel gün var. Yüzde 67’si bisiklet, paten, kaykay kullanma şansına sahip olmuyor. Yüzde 72’sinin bir yeni giysisi yok ve bir o kadarının ikinci bir çift ayakkabısı mevcut değil. Bu çocuklar okulların organize ettiği gezi planlarına dahi kayıt yaptıramayan, masrafları karşılamaktan yoksun çocuklar. Yaşayabilirlerse işte bu koşullar altında yaşıyorlar. Ölenler de işte bu çocuklar.
Neden çocuklarımız el kadarken çalışmak zorunda bırakılıyor?
Türkiye çocuklarına yani geleceğine sahip çıkacak mı yoksa onlarla birlikte makus talihine boyun mu eğecek?
Milyonlarca çocuğun gözlerini adaletsizliğe, açlığa ve zulme açmasına dur mu diyeceğiz yoksa sessiz mi kalacağız?
Boşuna demiyoruz holdingler ve tarikatlar düzeni diye. Bunların düzenine çocuk emanet edilmez. Çocuk ölümlerinin hesabı da tazminatla ödenmez. Çocuklar arasındaki hiçbir adaletsizliği açıklayacak sözcük yoktur. Bir ülke çocuklarını sağlıklı besleyebiliyorsa, giydirebiliyorsa, uygun şartlarda eğitim almalarına olanak tanıyorsa, onları mutlu edebiliyorsa var olabilir.
Bizim çocuklarımız ise ölüyorlar.
Bunu daha fazla sineye çekemeyiz ve cevapsız bırakamayız.