Ayşe Şule Süzük
Narsisizm çağı ve Hataylı Barış
Yayın Tarihi: 18.10.2025 , 20:07 Güncelleme Tarihi: 19.10.2025 , 00:09
“Bugün ne yemek yapsam?” gündemi evde yemek zorunda olanlar için gerçekten zorlayıcı bir sorudur. Üstelik çok da zaman alıcıdır ancak yapacak bir şey yok. Ucuzu ve sağlıklıyı arıyorsak evde yemek yapmaktan kaçış yok biz emekçiler ve orta sınıflar için. Evde yemek yapmak ha deyince de olmaz; plan yapmak, buna göre evde malzeme bulundurmak ya da malzemeye göre yemek kurgulamak gerekir. Nereden baksan zahmetli, düşünsel ve pratik olarak yoğun bir süreçtir bu. Nihayetinde bir öğün yemektir bu ve insan sürekli acıkır.
Yazı yazma işi de bir nevi yemek yapmaya benzer. Bu analoji zannederim benim ruh hâlime ve gündelik pratiğime iyi bir tercüman oldu. Buradan devam edeyim. Yazı, yi bir yazı için plan, malzeme, üzerine düşünmek ve elbette baharat niyetine heyecan ve anlatma isteği gerekir. Her yazı anlatma isteğinden mi doğar emin değilim onun için hakiki bir anlatma isteği diğer tüm bileşenlerin yanında yazıyı lezzetlendiren bir çeşni niteliğindedir desem yalan olmaz. Dolayısıyla her zaman sevgili okur, elimde malzeme olmayabiliyor. Üstelik bol malzeme varsa dahi kimi zaman istek eksik, kimi zaman enerji yok, kimi zaman odaklanılmış ve düşünülmüş konu tatmin edici değil. Bütün bunlara ek olarak zaman, evet en önemlisi zaman da yaratılamayabiliyor. Ancak her şeye rağmen olur da başarırsam bir şeyler çiziktirerek merhabalaşmak, seslerimizin ve sözlerimizin birbirine karışması beni sevindiriyor. Çünkü hakiki bir şeylere tutunduğumu, bundan dolayı da güçlendiğimi ve derinleştiğimi hissediyorum.
Hakikatsiz bir çağda yaşıyoruz oysa… Gerçek sözcüğü tam karşılamıyor “hakikat”i… Kötü bir çağdayız. Bu çağa tüy diken liderlerle iyice yaşanmaz ve can sıkıcı bir hâle geldi hakikat. Kaba saba Donald Trump ile sembolleşen kapitalizmin geldiği en dehşetli nokta İsrail Parlamentosu’ndaki utanç verici Trump şovuydu. Filistin halkının acıları üzerinden espri yapılabilen o mekânın adi bir “stand up” gösteri kulübüne dönüşmesi, bileşenlerinin yılış yılış gülüşlerine eşlik eden empati yoksunluğu, kibir ve paçalarından akan riya ile bir kez daha başkaları adına ya da insanlığımız adına utandık, en çok da öfkelendik. Sanki öldürülen, her türlü öldürülen (bombalarla, aç bırakılarak, tutsak edilerek), geleceksizleştirilen bir halk hiç olmamış, sanki bütün bunlar bir sanal oyunmuş gibi o parlamentoda gerçekliği ters yüz ettiler ve mekânı filtreleyerek 21. yüzyılın utanç anlarına bir yenisini eklediler. Ya da şöyle diyebiliriz: Bu filtrelenmiş gerçeklik balonuna, kibir şovuna, büyüklenme gösterisine insanlığın vicdanı adına müdahale eden, neyse ki balona iğne batıran birkaç iyi adam vardı. Varlıkları dünyanın vicdanlılarına umut oldu.
Nedir bu türden zevatın büyüklenme durumları? Yazının adında da olduğu gibi. Bu insanlar tüm yaşadıklarımızın sorumlusu mu? Yoksa kapitalizm son deminde bunların dışındakilerin sivrilip çıkmasına izin vermiyor mu sistem? Dünyayı kendilerinin uzantısı gibi algılayan bir tür otoriterlikleri, herkesten üstün olduklarına inançları, kendini beğenmişlikleri, utanmazlıkları, hadsizlikleri, sömürücülükleri, empati yoksunlukları ile hemen her şeye hakları olduğuna inanıyorlar ve akıllarımızla alay edebileceklerini sanıyorlar. Dehşet içinde izliyoruz öte yandan. Aslında bir nevi gözüne ışık tutulmuş tavşanlar gibi inanılmaz sahneler karşısında afallıyoruz. Şaşırma ve kalakalma hâlimiz bitmiyor ve eşiğimiz sürekli yükseliyor. Onlar kötü adamlar ve dünyayı yönetiyorlar. Kötü bir bilimkurgu filminin neresindeyiz tam olarak emin değilim ancak film akıyor ve bizler de izlemeye devam ediyoruz.
Kapitalist toplum kendini yönetmesi için narsistik bireyleri seçer, diyorlar. Doğru. Peki, ya bizler? Kapitalist toplum içinde gözleri kamaşmış bireylerin durumu nedir? Tek tek bizlerin empati yoksunluğu, kendinden başka hiçbir şeyi düşünüp değer vermeme, kendini haddinden fazla önemseme olarak kabaca ifade edilebilecek narsisimle arası nasıl? Kapitalist toplumun rekabet üzerine kurulu çarkından kişilere süzülüp gelen ise elbette her türlü başlıkta ölümüne rekabet içinde olmayı salık vermesi. Giderek göstermek için yaşamaya dönüşen yeni teknolojik gelişmelerin sağladığı iletişim biçimleri ile her şeyi hemen şimdi yapmak, hemen şimdi öğrenmek, hemen şimdi orada olmak ve hemen şimdi tüketmek inanılmaz bir çılgınlığa evriliyor. Hep son dakika haberlerine ayarlanmış saatli bombalar gibi bugünün insanı. Son dakikalara ayarlanmış akan bir ritmi var gündelik hayatın. Her türlü ürün ile birlikte her türden ilişki de metalaşıyor ve sığlaşıyor.
Trump, türünün en kaba ve pervasız örneği ama ya onun izleyicisi olan milyonlar? İnsan toplumsal bir varlık evet. Kapitalist toplum narsistik bireyleri üretir ve onları seçer ve onları piramidin en tepesine oturtur. İnsan, içine doğduğu toplumdan, o toplumun ilişkilerinden, kültüründen etkilenerek orada yeşerir, orada olgunlaşır. Tam da böyle olduğu için psikoloji disiplini eğer yalnızca bireye odaklanıyorsa çuvallıyor demektir. Bir anketten söz etmek istiyorum, okuduğum kitaptan.1 Alman psikiyatr Stefan Röpke ve ekibi 2015’te patolojik narsisizm envanterini Almanya’ya uyarlamak için bir anket yapmışlar. Anketin bir bölümünde Doğu Alman kökenli kişilerle Batı Almanları karşılaştırırlar. Çocukluklarını ve gençliklerini Batı Almanya’da geçirmiş olanlar Doğu Almanya’da sosyalleşmiş olanlara göre daha yüksek bir narsisizm oranına sahipmiş. İki Almanya’nın birleşmesinden sonra bu oran yavaş yavaş birbirine yaklaşmış.
Şaşırdık mı? Elbette hayır.
Öte yandan birkaç gündür bütün bu şaşalı ve gösterişli ancak başkalarına karşı aşırı duyarsız, “Hepimiz buna layığız” korosunun fazla tüketmek hastalığına tutulmuş, sonsuz mutluluk hayal eden kralları arasından biri sıyrıldı geldi. Üç yıldır, depremden beri, evden dışarı çıkmamış Hataylı Barış… Muhtemelen Barış derin bir depresyon içinde. Fakat bir seçenek olarak günümüzün Oblomov’u böyle mi olur acaba sorusu aklıma takılmıyor değil. Sonsuz yarışın, sonsuz “like” almanın, sonsuz egoportrenin (selfie\özçekim), sonsuz başarının ve tüketmenin eşiğindeki biz 21. yüzyıl insanının kurtuluşu nerede? Hiçbir şey yapmamakla çok şey yapmak\olmak arasında bir yer var mı gideceğimiz?
- 1
Marie-France Hirigoyen (2021) Narsistler İktidarda, İletişim Yayınları.