Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ayşe Şule Süzük

Ayşe Şule Süzük

Başka Yolu Yok

Hınç ve öfke kapitalizm koşullarında demlenir fakat asıl yönelmesi gereken hedefi ıskalayarak kendi sınıf kardeşlerini yiyen bir canavara dönüştürür kişiyi.

Yayın Tarihi: 13.06.2026 , 23:44 Güncelleme Tarihi: 14.06.2026 , 00:05

Anton Çehov “Avda Cinayet” romanında “Hayat kesintisiz bir cinnet hâli” diye yazmış. Güney Koreli yönetmen Park Chan-wook’un “Başka Yolu Yok” olarak çevrilmiş filmini izleyince Çehov’un sözünü ettiğim romanını hatırladım. Benzerlik her ikisinin de karanlık bir atmosferde geçmesi ve aslında anti-kahramanların gözlerinden hikâyenin aktarılarak olay örgüsüne müdahale ettiklerinin görülmesi. Örneğin “Avda Cinayet”te sorgu yargıcı Zinovyev'in bazı olayları eksik anlattığı, bazı ayrıntıları özellikle belirsiz bıraktığı dönüp bakıldığında keşfedilirken yargıyı temsil eden bir yargıcın kara dehlizlerde okuyucunun yolunu kaybetmesine müsaade etmesi, okuyucu ile belli bir mesafeden de olsa oynaması okurun tahtını sarsıp okurda bir sinir bozukluğuna yol açabiliyor. Öte yandan her ikisinde sınıfsal bir hınç olduğu ve bu hıncın itkisiyle işlerin bir ölçüde kontrolden çıktığı, anti-kahramanların eylemlerine söz konusu hıncın, buna ek olarak da kibrin yön verdiği söylenebilir. Zinovyev’in sözleri Kont Urbenin’e yönelik bakışının da göstergesi niteliğinde:

“Kontla yaşıtız. İkimiz de aynı üniversiteyi bitirdik, ikimiz de hukukçuyuz ve ikimizin de hukuk bilgisi yetersiz. Ben az çok biliyorum, kont ise alkolle yatıp alkolle kalktığı için bildiklerini unutuyor. İkimiz de gururluyuz ve sadece kendimizin bildiği birtakım nedenlerden insan düşmanı vahşi adamlar gibi dünyadan uzak duruyoruz. İkimiz de kamunun ne düşüneceğinden çekinmiyoruz, ikimiz de ahlaksızız ve ikimizin de sonu kötü bitecek. İşte bizi birleştiren “manevi çıkarlar” bunlar. Bizi tanıyan insanlar ilişkimizin durumu hakkında daha fazlasını söyleyemezler.”

“Manevi çıkarlar…” ilginç bir kavramsallaştırma ve polisiyeden psikolojiye doğru bir yolu işaret ediyor. “Başka Yolu Yok” ise Çehov zamanında bir hayli uzak, günümüzün cinnet günlerine ışık tutmaya çalışıyor. Bunu Yoo Man-su’nun çıkışsızlığını üzerimize boca ederek yapıyor. Bir kara mizah/hiciv filmi “Başka Yolu Yok”. Sert, gerçekçi, trajik ve komik. Hepsini bir arada verebiliyor mu? Evet. Anti-kahraman Yoo Man-su (müthiş bir oyunculuğu var filmde Lee Byung-hun’un) 25 yıl kâğıt sektöründe çalıştıktan sonra işten çıkarılan “işçi aristokrasisi”ne mensup diyebileceğimiz bir emekçidir. Amerikan sermayeli şirketin küçülmeye gitmesi nedeniyle işsiz kalır, ev kredisiyle alınan evini ve ailesinin yaşam standardını korumak için olmadık bir sarmalın içinde kanla başka bir hikâye yazmaya başlar. Kapitalizmin çarpıcı eleştirisi içinde iş piyasasının acımasızlığı Yoo Man-su’yu hem zavallı bir böceğe hem de acımasız bir katile dönüştürür. Kâğıt sektöründe çalışmayı ve kâğıdı bir sanat gibi görür, huzuru kâğıda dokunarak bulur fakat artık o çarkın dişlileri içinde ezilip posası bir yana atılmış; harika evini, iki çocuğunu, dünya tatlısı iki köpeğini, güzel eşini ve Netflix aboneliğini kaybetmekle burun buruna gelmiş bir kaybedendir. İşini kaybetmeden önce tenis dersleri alan eşi artık yarı zamanlı diş doktorunun asistanlığını yapmaya başlar ve bu durum Yoo Man-su’da psikosomatik diş ağrısına neden olur. Öte yandan erkeklik krizinin eşiğinde otoritesini ve orta sınıf yaşam biçimini kaybetmenin sancısı içindedir. “Aristokratik” steril hayatın dışına, emekçi cehennemine doğru süpürülmüştür.

Nedir Allah’ım Netflix aboneliğini dahi ödeyemeyecek kerteye gelmek? Ne tuhaf, birden ülkemizde kimlerin Netflix aboneliğine “ulaşabildiği”ni ve bu tür film platformlarının hayatımızdaki ideolojik ve sınıfsal yeri hakkında düşündürttü beni film. Doruk Madencilik işçilerinin eylemlerinden bir karede hakkını alamayan işçi, onları durdurmaya çalışan polise “Size üç ay maaşınızı vermesinler, ne yapardınız?” diye sesleniyordu. Tam da böyle bir şey. Tam bir çıkmaz. Filmde çello dâhisi olan küçük kıza öğretmenin bu yolda ilerlemesi için elli bin dolarlık çello ve profesör düzeyinde müzik dersi aldırılmasını salık vermesi; eşit yurttaşlık mevzusuna dair biraz daha düşünmemizi hatırlatır. Kimlerin eşitliğidir kapitalizmin vaadi?

Hınç ve öfke kapitalizm koşullarında demlenir fakat asıl yönelmesi gereken hedefi ıskalayarak kendi sınıf kardeşlerini yiyen bir canavara dönüştürür kişiyi. İşsizlik bir ateşten gömlektir ve kişinin her türden hayalini derdest ederek yaşamını geri döndürülemez bir şekilde sakatlar. Sürekli bir korku ile yukarıdakilere yönelik yaltaklanma hâli arasında sıkışıp kalmış bir insanın krizi nerelerde baş gösterir? Hangi psikosomatik denizlerde boğar kişiyi? “Başka Yolu Yok” evrensel bir sözü, uzaktan Güney Kore sinemasından bize, Türkiye’ye doğru söylüyor. Alıp, evirip çevirmek, şapkamızı önümüze alıp düşünmek ve yolları bulmaya çalışmak izleyiciye düşüyor.

Ayşe Şule Süzük 'ın Son Yazıları