Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ayşe Şule Süzük

Ayşe Şule Süzük

Şiir Üzerine

Şairi uğurlarken, ona elveda derken şiirleriyle ışıkları kararmış yalnız bir yaz bahçesinin taze demlenmiş tavşan kanı çay buğusunda buluştuk yeniden.

Yayın Tarihi: 11.07.2026 , 23:29 Güncelleme Tarihi: 12.07.2026 , 00:02

Ahmet Telli’yi kaybedince şiire demir attık. Dizelere sığındık. Ahmet Telli’nin şiiri ile geçirilen birkaç gün ile nefeslendik diye düşünüyorum. Bir şairin halkı tarafından benimsenmesi, okunması, “bizden biri” kertesinde içtenlikle kabul ve saygı görmesi az şey midir bu yoz karanlık günlerde? İmgelerde buluştuk, hüzünlerimiz bir yoldaşlık bağı içinde birbirimize geçti, Ahmet Telli’nin dizelerindeki imge yağmurunda ıslanırken kayıplarımıza, çocukluğumuza, sürgünlüğün dokunaklı yalnızlığına, bir kentin içinde kaybolmaya doğru sessizce baktık, yutkunduk, içimizi çektik hafiften. Çürüyen suyun, yangın yıllarının ve mıh gibi yüreğe nakşolunan bakışının hesabını kim verecek duygusu ile onurumuzu omzumuza atıp bildiğimiz o kadim patikadan yürümeye devam edeceğimizi itiraf ettik birbirimize usulca. Yenilmiş olsak da delikanlıydık, öfkemizi, onurumuzu ve güzel günlere inancımızı hiç kaybetmemiştik. Kuşları hafifçe, incitmeden öpen çocuklar olarak kentin ışıklarını bir bir söndürdük belki de bu birkaç günde şairi uğurlarken. Şairi uğurlarken, ona elveda derken şiirleriyle ışıkları kararmış yalnız bir yaz bahçesinin taze demlenmiş tavşan kanı çay buğusunda buluştuk yeniden.

Söz büyülüdür.  Şair büyücü… Peki, söz nedir?

Söz ve bundan doğan mitler, masallar, efsaneler, meseller, destanlar giderek modern zamanların şiiri, hikâyesi insan soyunun birbirine bağlanma, birbirine yaslanma yolculuğunun köşe taşları. İnsan olarak kendimizi anlamlandırmak, çevremizde olup bitenlere yanıtlar üretmek, kavramak, susmak, düşünmek, hissetmek, harekete geçmek, tanımlamak, kavramlaştırmak, nitelemek, eğlenmek, sezmek, yoğunlaşmak için ihtiyaç duyuyoruz söze. Söz kimi zaman şiirde, kimi zaman öyküde, kimi zaman bir ağıtta kendini gösteriyor ve kendini kuruyor; kendini kurarken de bize sızıyor, bizi ürpertiyor ve imgesel çağıldayışlar ile içsel bir yolculuğa kapı aralıyor.

“Şiir ne”, “Şair kim” sorusuna karşılık önce bir sessizlik olur. Çok bildiğimiz ama aslında pek üzerinde düşünmediğimiz, düşünmediğimizden ötürü de içten bilip söze dökemediğimiz kırık dökük bir şeyler geveleriz. İşte, kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir alan daha size, bize…

O hâlde…
Şiir ne? Şair kim?

“Ruh bir imge olmaksızın asla düşünmez” demiş Aristo. İmgeden imgeye, imgeden insana…

“Dilin bütün anlatım boyutlarını kapsar şiir, bu boyutların sınırlarını zorlar. ‘Öğrenmeyi ya da anlatmayı yadsır. Çağrışım yapmayı seçer özellikle, sözcüklerin sözlük anlamlarının söylemediği şeyleri söyler.’ Kimilerinin belki karşı çıkmayı düşünebilecekleri bir şiir tanımı. Ama ne yapalım ki önsel olarak ‘seçkin’dir şiir. İmgeye pek az başvuran Brecht gibi ozanlar şiirlerini imgelerle kurmasalar bile, şiirlerinin oluşturduğu bütünsel bir imgeyle yeni bir şey çağrıştırır” * der Özdemir İnce, haksız da sayılmaz. Şiir, uzak yıldızların şarkısını fısıldar çünkü ölümsüzlük düşüne. Şairi, şiiriyle uğurlayalım o zaman: Gidersen Yıkılır Bu Kent

Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adreslerdeydik, kimliksizdik belki
sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
üşür müydük nar çiçekleri ürperirken

Gidersen kim sular fesleğenleri
kuşlar nereye sığınır akşam olunca

Sessizliğini dinliyorum şimdi ve soluğunu
sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına 
öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
bir de seni ekliyorum susuşlarıma

Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
yüreğimize alırız onları, ısıtırız
gardiyan olmayız kendi ömrümüze her akşam

Gidersen kar yağar avuçlarıma, üşürsün
bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcacık kalsın
devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
bir tufan olurum sustuğun her yerde


Özdemir İnce (1995). Şiir ve Gerçeklik, Can Yayınları, İstanbul.
Aşk Şiirleri (1993), Aşk Şiirleri, Derleyen İnci Asena, Adam Yayınları, İstanbul.

Ayşe Şule Süzük 'ın Son Yazıları