Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Yüz yaşında bir devrimci

Tasfiye öncesinde erişilebilen cephanelikle tasfiye sonrası geliştirilebilen siyaset araçları kökten farklıdır. Devrimci demokrasi için zemin artık sınıflar mücadelesidir. Avcıoğlu ekolü, kurucusunun aramızdan ayrılmasından çok zaman sonra bu kez işçi sınıfı sosyalizmine tutunmak durumundadır. 

Yayın Tarihi: 13.03.2026 , 22:09 Güncelleme Tarihi: 14.03.2026 , 10:55

Doğan Avcıoğlu 13 Mart 1926 doğumlu. Bu yazının okunduğu gün yüz birinci yaşına girmiş olacak… 

İki sayı önce Ortaklaşa’da Berkay Kemal Önoğlu Avcıoğlu’nun 1960’larda sosyalist solla tartışmalarında haksız çıktığını, ama bugüne iki akım arasında “eskimeyecek bir dostluğun” kaldığını yazmıştı

Nedir bu iki akım? Daha doğrusu, biri belli olduğuna göre, Avcıoğlu’nun ekolü nedir?

Bilsay Kuruç da bir yüzüncü yaş yazısı kaleme almış. Doğan Bey'in, Cumhuriyet’in kurucuları izleyen İkinci Kuşağı’ndan olduğunu hatırlatıyor. 1920’lerde yeni düzene, devrime doğan bu insanlar kırklı-ellili yaşlarında siyasal mücadelelere damga vuracaklardı… Avcıoğlu bu mücadelenin simge isimlerinden başında gelir. 

Ben de Avcıoğlu üzerine Daima dergisinin dosyasına bir katkıda bulundum. Orada, söz konusu damganın karakterini aydınlatmayı denemiştim. 1935 doğumlu Bilsay hoca, Avcıoğlu kuşağının “aktif süresinin 1980’de dolduğunu” yazıyor. Burada dramatik olan, sanırım şu: Sonrasında Cumhuriyet’e sahip çıkan aydınlar ve onların mücadelesi kuşkusuz sürdü; ama bir üçüncü kuşaktan söz edilemiyor.

İnsanlar gruplar halinde, doğdukları tarih ve yaşadıkları döneme göre kuşaklar halinde tasnif edilebilirler. Buraya kadar bir yanlışlık yok. Ancak, -isterseniz burada sözcüğün ilk harfini “büyük” yazalım- Kuşak olabilmek bu takvim rastlantısından öte bir şeydir. Avcıoğlu kuşağı ayırt edici bir mücadele yürütmüştür. Sonraki Cumhuriyetçiler direndiler, denediler, bedel ödediler; ama Bilsay Hoca, onları bir üçüncü kuşak olarak tanımlamamaktadır… 

Sakın, yazara veya 1990’ların şeriatçı kalkışmasında yaşamını yitirenlere haksızlık etmeyelim. Ama Avcıoğlu’na ayrıcalıklı bir yer ayıralım...

*    *    *

Şimdi devrimci demokrasi kavramını yardıma çağıracağım. Bu kategori 19. yüzyıl Rusyasından çıkıp gelmiş bugüne. Rusya, kökleri Büyük Petro ve Büyük Katerina’ya uzanan modernleşme / aydınlanma sürecinin çok verimli bir ürünü olarak 19. yüzyılda bir aydın fabrikasına döner. Ancak büyük sanatçılar, bilim insanları, felsefeciler ve onları izleyen gençlikten oluşan bu kesim, kendisini bağlayacağı bir sosyal sınıftan yoksundur! 

Her radikal devrimci akımın başına gelebilir bu. Örneğin Robespierre ve diğer Jakobenler kısa süreli devrimci diktatörlüklerini kurduklarında kimseye yaranamadılar; önünü açtıkları burjuvazi tarafından bile terk edildiler. Ama Rusya’daki manzara, devrimden çark etmeden hayli zaman önce aristokrasi ve feodalitenin iktidarını paylaşır hale gelen Fransız burjuvazisinden farklıydı. Rus burjuvazisi Çarlık’a bitişmişti, onunla birlikte nefes alıp veriyordu ve çağın bir burjuva devrim çağı olduğu tezine neredeyse her gün reddiye yazıyordu. Aristokrasinin, bürokrasinin içinden çıkan aydınlar bile bunlardan daha devrimciydi!

“Sınıfsız entelijansiya” elinden geleni ardına koymadı. Köyleri aydınlatmak için taşraya yayıldılar. Yanıt olarak, İlya Repin’in “Bir Propagandistin Tutuklanması”nda resmettiği gibi ihbar edildiler! 

Öfkelenip silaha sarıldılar. 1881’de Çar’ı bile vurdular! Ne çare; “Eski Rejim” devrimcileri ezerken burjuvazinin kılı kıpırdamadı. İşçi sınıfı ise henüz emeklemeye yeni başlıyordu…

Bu sınıfsız devrimciler kalabalığı, kapitalizmi değil, ama tarihsel olarak burjuva devrimi dediğimiz hamleyi sırtlanıp sonuna kadar gitmeyi arzuluyordu. Devrimci demokrasi budur. Artık nerede burjuvazi devrimine fren koysa, tekrar doğacak ve radikal bir kavgaya soyunacaktır. Devrimci demokratlar hep sınıflarını aradılar. Köylülüğe, küçük burjuvaziye, gençliğe koştular. Devletin egemenlik mekanizmalarını devrimin hizmetine koşmak için düşmandan kopartmaya kalkıştılar. Her zaman bağımsızlıkçı, halkçı, aydınlanmacı oldular. Daha ileri yıllarda Sovyet desteğiyle ufukları açıldı. Tuttukları rotaya “kapitalist olmayan kalkınma yolu” dendiği oldu. Orta sınıfların başkaldırısı olarak okundular…

*    *    *

Türkiye’de Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimi, ciddi bir radikallik barındırdığından olsa gerek, başlarda devrimci demokratlara pek alan bırakmadı. Ancak tarihin hükmü bizde de kendini gösterecek, burjuvazinin devrim korkaklığı ağır basacaktı: “Ayaklar baş olmamalıydı!” Klasik bir filmdir, burjuva devriminin yarı yolda tökezlemesi… Neredeyse istisnası yoktur.

Bu koşullarda da Kemalist önderliğin kurduğu politik hegemonya, hem frencileri -hatta gericileri-, hem de dümeni sola kırmak isteyenleri bir arada tutmaya devam etti. İşçi sınıfını arayan komünistler dışında kimse bu hegemonyanın dışına çıkmaya cüret edemedi. 

Devrim ise geçmişte kalıyordu. Köy Enstitüleri kapatıldı, yetmedi. İkinci Dünya Savaşı yıllarının gericiliği dış şartlarla aklandı. İpler ancak Demokrat Parti istibdadıyla kopacaktı. Ağalar, tarikatlar ve emperyalizm tam boy sahnedeydi artık. 

Devrimci demokrasinin bağımsız çıkışı, Doğan Avcıoğlu’nun imzasını taşır. 

Avcıoğlu hareketinin özü bağımsızlıkçılık, halkçılık ve aydınlanmacılıktır. Kuruç’un altını çizdiği gibi bu hareketin “askercilik” ile takdim edilmesi haksızlıktı, “ciddiyetten uzak”tı. Ancak elbette özü gözden kaçırmama kaydıyla, Doğan Bey'in öngördüğü devrimci yöntemin bir “ilerici askeri kalkışmaya” odaklanması şaşırtıcı değildir. Zira devrimci demokrasi, bir işçi sınıfı devrimine yönelmez. Vaaz ettiği sosyalizm, aslında bir tür devlet kapitalizmidir. Bu durumda düzenin, kapitalizm içi kimi mekanizmalar yardımıyla değiştirilmesi kuraldır. Mesele, bir dizi başka ülkede iş gören bu yöntemin Türkiye’de çalışmamasıydı. 9 Mart sol darbe girişiminin 12 Mart faşizmiyle bastırılması, Türkiye kapitalizminin göreli gelişkinliğiyle bağlantılıydı. Bizim ülkemizin siyaset paletinde modern sosyal sınıfların ve bu arada işçi sınıfının renkleri ağır basıyordu. Devrimi “tamamlamak” istiyorsan, dümeni sosyalizme kırmak gerekirdi. 

*    *    *

Avcıoğlu’nun temsil ettiği Cumhuriyet’in ikinci kuşağı bugüne iz bırakmıştır. Sonrasında nice başka cumhuriyetçi mücadele etti, ama benzeri bir iz tarihe kazınamadı. Çünkü devrimci demokrasinin zamanı dolmuştu. 1970’lerin sol/sosyalist devrimci demokrasisinin uzun bir süreç içinde devrimcilikten çıkması başka bir fasıldır…

1960’larda düzene kimi mekanizmaları lehlerine kullanmayı deneyecek ölçüde tutunan Cumhuriyetçiler, 1990’lar dâhil kâh akademiyi, kâh yargıyı, çoğu zaman hayalci olmanın ötesine geçememekle beraber, kâh orduyu araç haline getirmeye çalıştılar. Artık 21. yüzyılda bu defter tamamen kapanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nde Cumhuriyetçiler devletten kesinkes tasfiye edildiler. Avcıoğlu ekolü yaşayacaksa artık ayaklarını başka bir yere basacak… 

Tasfiye öncesinde erişilebilen cephanelikle tasfiye sonrası geliştirilebilen siyaset araçları kökten farklıdır. Devrimci demokrasi için zemin artık sınıflar mücadelesidir. Avcıoğlu ekolü, kurucusunun aramızdan ayrılmasından çok zaman sonra bu kez işçi sınıfı sosyalizmine tutunmak durumundadır. 

Doğan Bey'i yüz yaşında güncel kılan da budur. Cumhuriyetçiliği sosyalizme bağlayabildiğimiz ölçüde Avcıoğlu yaşamaya devam edecektir. 

Aydemir Güler 'ın Son Yazıları