Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Yoksullar birbirine benzer

Ne geçmişe dönmek mümkün, ne de o yıllar bir asrısaadet sayılır. Ama dedik ya, bugünü mutlaklaştıranlar kendilerine tarihten destek bulamazlar. Biz ise yeniden ve daha iyisini yapabiliriz.

Yayın Tarihi: 26.09.2025 , 22:59 Güncelleme Tarihi: 27.09.2025 , 10:56

Ulusal dediğimiz de aslında sınıfsal demiştik… Bu haliyle Kürt “sorununun” siyasette yeterince temsil edilmediğini de vurgulayarak. Siyaset kimlikler üstünden şekilleneli beri böyle. Adlandırmalar dâhil!
Baksanıza, “Kürt sorunu” diyoruz. Oysa bu durumun kendisi sorun… Gerçekten de Kürt toplumunun bütününü kucaklayan tek bir tanım yapmak mümkün değil. Ortada sınıflara bölünmüş bir topluluk var ve bu bölünmüşlüğün ortak paydaları, aslında giderek azalıyor. 

Fenerbahçe stadyumunun duvarlarına yazılan yeni ekleme tam da içinde bulunduğumuz mevsimde okulu erteleyip hasat için göçe çıkan tarım işçisi çocukları ne ölçüde ilgilendiriyor olabilir? Diyarbakır’ın bundan on yıl önce yıkılan mahallesinden göçen insanlarımızla, oraları “ihya eden” inşaat patronlarının aynı ana dille doğmuş olmaları ne ifade eder? Kürtçe konuşanlardan ağa çocuğu olanlar, Türkiye’yi Suriye ve Irak’tan ayıran sınırların ötesinde yaptıkları ve yapacakları yatırımlar için dil avantajına sahipler. Beri yanda işsizlik belasını oralarda çalışıp hafifletmeyi uman, yani topraksız köylülerin çocuğu olanlar, bunlarla aynı hayali kuruyor olabilirler mi? 

Kapitalizm insanlığı gerileterek yol alıyor ve ulusal/etnik kimliklerin birleştiriciliği bir yanılsamaya dönüşüyor. Baskın siyaset ortamı bu yanılsamanın egemenliğinde yapılanmış durumda ve kaçınılmaz olarak aynı yanılsamayı besliyor. Kuşkusuz kimliklerin kimi ortak çıkarlara zemin oluşturduğu yadsınamaz. Ama kapitalizmin bu ortaklığı dağıttığı, sınıflara böldüğü bizim “yükselen” gerçeğimiz.

Sorun sözcüğüne geri dönersek; terimleri yeniden oluşturmak kimsenin keyfine bağlı değil. Her kesim farklı içerik yüklese de, hangi konudan söz edildiğinin kolayca algılanmasına yarayan adlandırmalardan kaçamıyoruz. 

Yıllar önce Kürt sorunu yerine “Kürt dinamiği” demeyi tercih ederim, diye yazmıştım bir yerde. Kürt emekçilerinin Türkiye’nin yaşadığı yıkıma karşı birlikte ayağa kalkışımıza enerji katmaları anlamında bir dinamik olmalarıydı kast ettiğim. Bu yaklaşım ilkesel olarak korunmalıdır. Hedefe yaklaşabildiğimiz ölçüde terminolojiyi de değiştiririz… 

Şimdiden değiştirilebilecekler var kuşkusuz. Yukarıda işaret edildiği gibi, kimlikten kaynaklanan ortak çıkarların acımasız sömürü karşısında aşınmasının bazı sonuçları olmalı. Parçalı çıkarların yerine hangi dilden, hangi kimlikten olursa olsun emekçileri birleştiren sınıfsal çıkar geçebilmeli. İşçi sınıfı dediğimizde, emekçiler dediğimizde, halkımız dediğimizde kimlikleri aşan bir bütünlüğü anlayabilmeliyiz. Yanılsamaları kırabildiğimiz ve birleştirici bir halk hareketini kurabildiğimiz ölçüde elbette…

Değiştirmekte geç bile kalınan bir diğer kavram da “Kürt hareketi.” Birbirlerine sınırların ardından bakan Kürt toplumunda iki siyasi gelenek öne çıkıyor: Barzanicilik ve Apoculuk. “Kürt hareketi” dendiğinde bunlardan biri mi, yoksa ikisinin oluşturduğu bir toplam mı kast ediliyor? Yanıt yerine göre değişiyor, ama ikisi de yoksul emekçi yığınlarını, aşiret ilişkilerinin içinde boğulanları, emperyalizmle içli dışlı olmayanları dışta bırakıyor. Mesele, söz konusu iki akım tarafından temsil edilmesi mümkün olmayan geniş kitlelerin bağımsız bir sınıf hareketi oluşturmuyor olmalarıdır. Hepsini nasıl aynı kategoriye sokabiliriz ki?

Özü sınıfsal olan bu tablo ezelden beri böyle değildi. Diğer ülkeler bir yana, Türkiye’de işçi sınıfının sahne aldığı, sosyalizmin halkın vicdanını tuttuğu bir dönem yaşanmıştır. Kabaca 1960-1980 arasında Kürt hareketi dendiğinde, yüzü sömürüsüz, eşitlikçi bir düzene dönük arayışlar anlaşılıyordu. Aşiret temelli siyasetleri bile baskılayan güçlü bir arayıştı bu. Kürt kimliğiyle ilgili meşru haklar da, sanıldığı gibi sağ liberal siyasetçilerin “açılımları” sayesinde değil, bu dönemde gündeme yerleşmiştir. 

Öncesinde, Kürt feodalitesinin Türkiye’de yaşanan aydınlanma ve modernleşme sürecini, adlı adınca Cumhuriyet devrimini, kendi egemenlik alanlarını daraltacak, hatta yok edecek bir tehdit olarak algıladıkları bir dönem yaşandı. Ağalar, şeyhler haklıydı! Yurttaşlık eski rejimin temellerini sarsacak bir şeydi. Önce isyan ettiler, sonra pazarlığa oturdular. Pazarlığın ürünü olarak servetlerini uzun on yıllara yayarak Türkiye kapitalizmine entegre ettiler. Aşiret zincirlerine vurulmuş yoksul Kürt emekçileri kapitalist sömürüye sunuldular. Elbette daha fazla sömürülecek, daha az yurttaş sayılacaklardı. 

Solun yaygınlaştığı o yirmi yılın sonrasında, yani bugüne yaklaştıkça, Kürt siyaseti pazarlık gücünü, başta emperyalizmin Ortadoğu’da geliştirdiği stratejiler sayesinde arttırdı. Kürt coğrafyasının güneyindeki aşiret devleti, batısındaki askeri kapasitesi yüksek özerk yapı güncel tabloya damga vuruyor. Türkiye’deki pazarlık masasının ayakları ise Cumhuriyet karşıtı bir iktidarın varlığına, Cumhuriyetin siyasi iktidar mekanizmalarından tasfiyesine oturtuldu. Coğrafyanın bütününde emekçiler sömürülmeye devam ediyor.  

Kabaca 1960-1980 aralığında sosyalizmin salgıladığı umut, başlangıçta Kürt emekçi ve aydınlarına da ulaştı. Kürt emekçilerinin kendi egemenlerinden kopmasının, her kökenden sınıf kardeşleriyle duygudaşlık kurması mümkün olabildiğini gördük. Kürt sorunundan bölünmeyi, ülkenin dağılmasını anlamıyorduk. Gerici düzen cephesi bu karalamadan vaz geçmiyordu, ama “biz” birlikte eşitliğe yürüyecek, sosyalizmi kuracaktık! Halkımızı oluşturan farklı kimliklerin özgürlüğü bizi dağıtmayacak, tersine birleştirecekti.

Dönemin sonlarına doğru sosyalizm inandırıcı, gerçek bir iktidar alternatifi olmayı başaramadığı ölçüde, söz konusu duygudaşlık da kimliklere bölünmeye başladı… 

Ne geçmişe dönmek mümkün, ne de o yıllar bir asrısaadet sayılır. Ama dedik ya, bugünü mutlaklaştıranlar kendilerine tarihten destek bulamazlar. Biz ise yeniden ve daha iyisini yapabiliriz. Bu işin büyük emek istediği bellidir, ama gelişmelerin bir yönü Türkiye’yi dağılmaya itiyorsa, bir diğeri de emekçileri birbirine benzetmektedir. Üstüne siyasal ortaklaşma kurulur mu; sonucu mücadele belirler. 

Aydemir Güler 'ın Son Yazıları