Aydemir Güler
Sosyalizme mahkumiyetimiz
Yayın Tarihi: 12.09.2025 , 23:23 Güncelleme Tarihi: 13.09.2025 , 00:00
Son dört haftanın ikisinde bu köşeyi boş bıraktığım için özür dilerim. İlkinin mazereti, yazacağım günü bir cenaze için yolda geçirmem, diğeri de yoğun program nedeniyle çalışmaya zaman ayıramadığım politik bir dış geziye katılmış olmamdı.
Önceki Cumartesi ulusal sorun başlığına ulus devletin başına gelenlerin merceğinden yaklaşmayı denemiştim…
Konuya dünya kapitalizminin eğilimleri üstünden başlamak gerekiyordu. Eninde sonunda ulus-devlet burjuvazinin egemen sınıf haline yükselişiyle paralel bir olgudur. Bundan öncesi modern ulusların tarih öncesidir. Bugün ise kapitalizmin iki dinamiği ulusun bildiğimiz halinin sonunu getirmiş görünüyor.
Birincisi modern ulusun, tanım gereği eşitlik vaat eden yurttaşlık kategorisinin bizzat burjuvazinin sınıf çıkarları gereği aşındırılmasıdır. Ulusun eşit yurttaşlardan oluştuğu bir yandan bir tarihsel yalandı; diğer yandan ise geniş kitleleri birleştiren bir ülküydü. Bu ülkü kimi örneklerde bağımsızlığın, kimisinde yoksulların siyasete katılımın, kimisinde laikliğin, başkalarında kamusal hizmetlerin yaygınlaşmasının belirleniminde şekillendi. Süreç bunların tümünü yalanlamış bulunuyor.
İkinci dinamik, emperyalist dünya egemenliğidir. Başat emperyalist politikalar sistemin üyesi bir dizi devleti baskılamayı ve yerine göre parçalamayı gündeme getirmiştir.
21. yüzyıl ulus-devletin krizinin de sahnesidir. Kriz var, çünkü ulusu siyasetin, siyasal iktidarın, toplumsal örgütlenmelerin temel birimi olarak ilan eden kapitalizm, hırpaladığı bu yapının yerine başka bir icatta bulunamadı. Sermayenin fütursuz egemenliğinin toplumları parçaladığı, emperyalist egemenliğin ulusal sınırları dağıttığı koşullarda ortaya bir yeni-feodalite çıkmıştır. 1990’lardan itibaren dünya sahnesine çıkan çok sayıda yeni devletin pek azı modern ulus-devletlerle anlamlı benzerlikler taşıyor. Post-modernite çağında ulus etnisitelere rücu etti. Yurt ile yurttaşlık bağı kırıldı. Her şey gibi ülke toprakları da, vatandaşlık da alınıp satılır bir mal oldu. İnsanların ortak bir kimliğe sahip olabildiği ülkeler gettolara ayrıştı. Kamusal hizmetler tasfiye edilip metalaştı. Artık demokrasiden halk kitlelerinin karar süreçlerini etkileme derecesi anlaşılmıyor, kimliklere ayrılan kontenjanlarla bakılıyor!
Eski çökmüştür, ama yerine her güç odağının kendine ait bir alanı tutmaya çalıştığı kaotik bir rekabetten başka bir şey konulamamaktadır. Emperyalist-kapitalist sistem çözümü dünya egemenliğinin tekleşmesinde, bir tür ultra-emperyalizmde aramış, ama bu arayış kısa süreli bir tek kutuplu dünya basamağından sonra hem çok kutupluluğun geri gelmesi, hem de iddialı bölgesel aktörlerin sayısının katlanmasıyla sekteye uğramıştır. Bu tablo, şiddetli bir hesaplaşmaya akmaktadır.
Eklenmesi gereken bir önemli unsur daha var.
20.yüzyılın insanlığın serüveninde iz bırakan diğer deneyimine sosyalizm ve işçi sınıfı damga vurdu. Bütün reel sosyalist toplumlarda türdeş ve eşit ağırlıkta yaşanmasa da, başta Sovyetler Birliği olmak üzere, sosyalizm ulus olgusuna başka bir çehre kazandırıyordu. Sosyalizm sayesinde etnik ve ulusal yapıların siyasetin temel birimi olmaktan çıkma olasılığı gündeme girdi. Halkların kültürel alanda görülmemiş bir özgürlüğü tatmaları, ancak siyasetin sınıfsallık üstünden yapılandırılması deneyimin özünü oluşturur. Elbette farklılıkların siyasal çelişkiler üretmesine son verecek olan esas faktör, refahın eşit dağıtılabilmesidir. Sonuçta ekonomi belirler... Sosyalist merkezi planlama sınıflı toplumlardan miras alınan ve kapitalizmin yoğunlaştırdığı eşitsiz gelişime meydan okumanın biricik yolu olabilirdi. Farklı ulusal kimlikleri bir arada tutacak, her birini kendine bağlayacak olan unsur ise eşitlerden oluşan emekçiler toplumunun sosyalizmi amaçlayan örgütlenme ve mücadele bilinci olmalıydı. Bu muazzam deneyim sosyalist iktidarların karşıdevrimle yitirilmesiyle sonlandı. İçerdiği dersler insanlığın komünist geleceğine armağan olarak kayıtlardadır.
Ancak ulusal soruna ilişkin komünist perspektif, gelecekte yeniden işlev kazanacak olan dersleri bugün için unutarak, kendini verili kaos ortamına teslim edemez. Başka akımlar emperyalizmin ve sermayenin yıkmakta olduğu ulus-devletin savunulması ekseniyle yetinebilirler. Bu yol savunmacı, anti-emperyalist bir ulusalcılık olarak şekillenmektedir. Kuşkusuz bu, en iyi örnekleri emperyalist sisteme kişilikli bir eklemlenmeyi amaçlayan burjuva milliyetçiliğinden kategorik olarak ileri ve farklı bir olgudur. Yine de komünistler ulusun aşılmasının geleceğin gündemi olduğunu bilmekle beraber, bugünden ulusalcılığın yerine sınıfsallığı geçirmek için ideolojik ve politik mücadeleyi ertelemezler.
Aslında reel sosyalizm sonrası dönemde emperyalist saldırganlığa karşı ulusalcı/milliyetçi, ulus-devletin korunmasını gözeten, eskinin haklı direnişini temsil eden dirençler haklarında değerlendirme yapmaya izin verecek ölçüde deneyim biriktirdiler. Son derece karmaşık nitelikteki bu birikim Rusya’dan Venezuela’ya, yeni yıkılan Suriye’den bir dizi Afrika ülkesine bütün kıtalara yayılmaktadır. Açık konuşmak gerekirse, Atlantik emperyalizmini dizginlemekte kısmen işe yarayan bu dirençlerin toplamından yeni bir alternatif çıkmasının mümkün olmadığı artık deneyle sabittir. Sabit olan, burjuva devriminin yaratısı ve burjuva karşıdevrim çağının kurbanı olarak ulus-devletin restore edilip kalıcı bir yapıya dönüştürülemeyeceğidir.
Gericiliğin, emperyalizmin ve sermayenin kutsal ittifakı dünyanın her yerinde iş başında; her şey buharlaşıyor. Sorumuz, bu ittifakı geri püskürtmek için gereken enerjinin nasıl ve nereden elde edileceğidir.
Çözülen toplumu yurtseverlikle, aydınlanmacılıkla ve eşitlikçilikle yeniden kurmak, emekçi halkı ayağa kaldırmak… Kaosa yanıtımız sosyalizm olmalıdır. Bu nedenle cumhuriyeti “korumakla” yetinemeyiz.
İhtiyacımız olan enerjiyi ancak sosyalist bir cumhuriyet hedefinden sağlayabiliriz. Çok şey mi istiyoruz? Bu bir tercih olsaydı, bunu tartışabilirdik. Ama sosyalizmden daha azı kurtarmayacak.
Bu tablonun ulusal soruna dair ne tür somut çıktıları olacağını tartışarak devam ederiz…