Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Neden açık konuşamıyorlar?

Türkiye’nin bir aydınlanma derinliği var. O derinlikte makamları etnik ve dini kimliklere paylaştırma projesi boğulur. O derinlikte yeni-Osmanlıcılar, yeni-saltanatçılar nefes alıp veremez. O derinlikten cihat ve fetih rüyalarının arkasına dizilecek bir halk çıkmaz. 

Yayın Tarihi: 25.07.2025 , 20:05 Güncelleme Tarihi: 26.07.2025 , 00:00

Lozan’ın yıldönümü iki gün önceydi ve Erdoğan bu vesileyle içinde “Lozan Barış Antlaşması sayesinde milletimizin vatan topraklarını işgal eden müstevlilere karşı elde ettiği zafer, uluslararası alanda da onaylanmıştır.” cümlesinin geçtiği bir mesaj yayınladı. Açıklamanın öncesi ve sonrası şu an konumuz değil… 

Açıklamada gençlerin “anlamayabileceği” değil, sadece resmi açıklama yazıcılarının anladığı birtakım sözcüklerin neden kullanıldığına da takılmayalım. “Müstevli istilacı demektir” diyelim, geçelim. Belki de zaferin kime karşı kazanıldığı belirsizleşsin istemiştir bir yazıcı. Konumuz bu da değil.

Konu şu; Erdoğan’ın gerçek düşüncesi yukarıdaki satırlarda mıdır, yoksa 2016’da Sarayında muhtarları ağırladığında söylediklerinde mi?

Tarihte bize ne yaptılar? 1920’de bize Sevr’i gösterdiler. 1923’te Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri de Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada.

Sorumuzun yanıtı açık. 2016’da Erdoğan 2025’e göre çok daha samimidir. 

Lozan’ın zafer sayılamayacağını, “Ege adalarının kaybedilmesi” olarak açıklamasını da geçelim. Erdoğan’ı biri kandırmış mıdır, yoksa danışmanlar külliyen mi cahildir, bilmiyorum. Ama Ege Adaları Lozan’dan önce Osmanlı tarafından bırakılmıştır. Bu sabittir. 

Cumhurbaşkanı muhtarlara “Sevr ölümse, Lozan sıtmadır” demek istiyor. Lozan’ın Sevr’i yırtıp atan bir savaşın ürünü olduğu açıktır ve ölümü gösterip sıtmaya razı etmek deyiminin örneğimizle herhangi bir alakası yoktur. Ama bu yolla iki antlaşma arasındaki Kurtuluş Savaşının itibarsızlaştırıldığı kesindir. 

Sevr Birinci Paylaşım Savaşının sonunda dünya haritasını çizen bir dizi antlaşma arasında, herhalde en kısa ömürlü olanı. Lozan da bir harita tartışması içerir. Ve aynı dönemden kalan, en uzun ömürlü antlaşmadır. 
Bu antlaşmaların kimisi kazanan emperyalistlerin isteklerine uygun, kimileri tersti. Örneğin Versay, yenik Almanya’yı emperyalist yarıştan tamamen diskalifiye etmeyi öngören, Alman halkına da kölelik dayatan bir belgeydi. İkinci bir paylaşım savaşı yolunda patladı. 

Brest-Litovsk savaştan bir büyük devrimle çekilen Rusya’yı konu alıyordu. Nasıl yeni Türkiye Lozan’da dünyaya kendini kabul ettirmişse, sosyalist Rusya da Brest-Litovsk’dan benzeri bir sonuçla çıktı. Emperyalistlerin intikam hezeyanının bedeli İkinci Dünya Savaşı sonunda emekçi iktidarlarının Avrupa’ya yayılması olacaktı. Ama en sonunda emellerine 1990’larda kavuştuklarını biliyoruz. Sosyalist devletler çözüldü, yıkıldı… 

Başka bir dizi belge var 1918’i izleyen yıllarda imzalanan. Tekrar olacak; Lozan dışında ayakta kalan önemli bir tane bulunmuyor. Emperyalist akıl ve kibir bunu unutmadı, içine sindirmedi.

Çünkü kendi başına Ankara için ne muazzam bir zafer ne de hezimet olarak yargılanamayacak olan Lozan bir pakettir. Öncesinde Anadolu ve Rumeli topraklarında bir aydınlanma devrimi ve bir modern devlet amaçlayan modernleşme hareketleri, 1908 Meşrutiyeti ve Kurtuluş Savaşı vardır. Sonrasında ise laiklik, bağımsızlık ve en veciz sloganı “yurtta sulh cihanda sulh” olan barış politikası. Sırasıyla hilafet ve saltanatın, emperyalist bağımlılık ilişkilerinin ve emperyal heveslerin terk edildiği bir tarihsel ileri atılım. 

Yalnızca Lozan’a odaklanırsak göreceğimiz emperyalizmle pazarlıktır. Bu pazarlıkta bütün silahlar Kurtuluş Savaşı liderliğinde değildi. Emperyalizmin Boğazlar’ın yönetimine ilişkin hevesi ancak dengelenebilmiştir. Konferans sürerken Musul başlığında silahlı karşı karşıya gelişler yaşanmış ve Ankara kuvvetleri sonuçta askeri yenilgiye uğramışlardır. 

Öte yandan, savaşın yeniden parlamasını kaldıracak durumda olmayan yeni Türkiye’nin bu çok dar patikadan geçişini hayli zora sokan saltanatla ve Meclisteki muhalefetle hesaplaşmayı Lozan’la çakıştırdığını görürüz. Konferansın eşiğinde saltanat lağvedilir. İkinci tur görüşmelere geçilirken seçime gidilip Meclis bileşimi yenilenir. Bunlar da Ankara’nın elini güçlendiren adımlardı. 

Araya denk gelen İzmir İktisat Kongresi ise, bütün canlı içeriği bir yana, yeni Türkiye’nin kapitalizm içinde bir yola girdiğini duyuruyor ve bu anlamda Batı’ya uzlaşma eli uzatıyordu. Lozan’ın anlamı bu reel politika pratiklerinde başlayıp bitmez. Önemli olan paketin bütünüdür. 

Bu bütünle sadece emperyalistlerin erteledikleri bir hesapları yoktu. Sermaye sınıfı, yanına aşiretini, ağasını da alıp on yıllarca kemirdi bu paketi. Onların sloganı da “ayaklar baş olmaz”dı. Hala da öyle. 

Ama peki, neden açık konuşamazlar? Neden dokuz yıl önce Reis’in muhtarlarla bir gaf yaptığını düşünen yetkililer paniğe kapılıp düzeltme yarışına girmişlerdi? Bugün Bahçeli sözünü ettiğimiz “paketi” “iki yüz yıllık uyku” diyerek mahkûm etmişken, Erdoğan “Türk-Kürt-Arap” kodlamasıyla bir İslam birliğine işaret ediyorken, Lozan’ın sınırlarına da Cumhuriyetin laikliğine de düşmanlıkları belliyken, neden kartlarının tamamını açamıyorlar?

Bu sorunun yanıtını bulmak için iki sloganı yan yana yazın. “Yurtta barış dünyada barış” ve “Ayaklar baş olmaz.” Karşılaştırın. Hangisi doğru, o belli de; hangisinin “tutacağının” yanıtı da açık değil mi?
21.yüzyılda ayakların baş olamayacağına inanmış ülkeler yok değil. Türkiye’nin onlardan biri olmadığını anlamıyorlar. 

21.yüzyılda misyonlarının her tarafa bayrağını dikmek olduğuna inanan veya bu inancın üstün geldiği ülkeler de az değil. Türkiye’nin onlar arasında olamayacağını da anlamıyorlar.

Türkiye’nin bir aydınlanma derinliği var. O derinlikte makamları etnik ve dini kimliklere paylaştırma projesi boğulur. O derinlikte yeni-Osmanlıcılar, yeni-saltanatçılar nefes alıp veremez. O derinlikten cihat ve fetih rüyalarının arkasına dizilecek bir halk çıkmaz. 

Sermaye düzeni ne kadar arzularsa arzulasın nafile; “ayaklar baş olmaz” bizde meczupluktan öteye geçemez. Gericiler bu nedenle açık konuşamaz. 

Geleceğin, emekçi cumhuriyetinde olduğuna güvenin. 

Aydemir Güler 'ın Son Yazıları