Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Bir anketin düşündürdüğü

Özetle “güç kimde” sorusunun yanıtı üzerinden düzene ikna olma hali, hayli titrek. Bu titreklikten örgütlü mücadeleye geçişin kolay olduğunu kimse söyleyemez. Ama düzen içi yolların kapalı olduğu kesindir…

Yayın Tarihi: 30.01.2026 , 20:27 Güncelleme Tarihi: 31.01.2026 , 00:01

Geçenlerde denk geldim; birden fazla “muhalefet kanalında” bir anket tartışılıyordu. Türkiye’nin içinden geçtiğimiz yoksullaştırılma operasyonuna en fazla maruz kalan kesimlerine yönelik “bugün seçim olsa” araştırmasında, aşağı yukarı hep aynı şeyi sonuca varılmıştı. Emekliye, asgari ücretliye bakıldığında CHP birinci parti konumunu koruyordu; ama zulmün mucidi ve infazcısı olan AKP, hiç de bu gerçekliğe uygun bir düşüş içinde görünmüyordu. Hele AKP’ye MHP eklendiğinde iktidar bloku yine üste çıkmaktaydı! 

Yorumcuların klasik “cahil emekçiler kendi çıkarlarının farkına varmıyor, kandırılmaya devam ediyorlar” ezberinin ne kadar dışına çıktıklarını izlemedim. Bana sorarsanız, sorunun yanıtı uzun zamandır belliydi çünkü…

Hatırlattığım ezber onlarca yıllık bir tuzaktır. Gerçek olduğu gibi algılanıp gereği yapılan bir şey olsaydı, ne bilime ne siyasete gerek kalırdı… Yoksulluğun kandırılmaya açık bir ortam oluşturduğu düşüncesi ise dayanaksız değildir. Ancak bu durum bir suçlama gerekçesi oluşturmaz. Olumsuz koşullar mağdurları belirli koşullar altında isyana, alternatif aramaya yönlendirir; ama başka koşullarda aynı insanlar boyun eğmeye eğilim gösterir. 

Ankete yansıyan sorun, Türkiye’de düzen muhalefetinin bir alternatif olarak ortaya çıkıp çıkmadığındadır. Alternatifin kitlelere güven vermesi gerekir. Örgütlülük düzeyi de, örgütlenme dinamiği de çok geriletilmiş bir toplumda, örgütsüz ve mücadelesiz kitleler siyasete not verircesine bakarlar. Bu “hakem heyeti” konumlanışı, notu sıkı hocaları çağrıştırır. 

Oysa böyle bir dünya yok… CHP veya başka bir düzen partisinin, doğru dürüst bir ideolojik, ahlaki ve siyasi kavga yaşanmaksızın cebinden tavşan çıkarması imkânsızdır. Yoksulluk mu dediniz? O başlıkta iktidar “kötüdür”; ama muhalefet radikal bir şey vaat etmediği gibi, durumu düzeltecek bir enerji de sergilememektedir. Düzen muhalefeti felaketi betimlemekten pek az öteye geçmektedir, ama halk o kadarını zaten kendi deneyimiyle bilmektedir. Acısının başkası tarafından da dile getirilmesi, pek az işe yarar. Merak edilen, ne yapılacağı, nasıl yapılacağıdır…

Sonra; biraz daha yakından bakanların mekanizmasını çözdüğü, ama bütün toplumun da çıplak gözle görebildiği diğer gerçek, düzen muhalefetinin kendi iktidar alanını kurmasıdır. Aslında iktidar ve muhalefet birlikte “düzeni” oluştururlar. Paylaştıkları sadece Meclis yemekhanesi değildir. Örneğin saldırı altındaki belediyeler, büyük bir ekonomi döngüsü oluşturmakta, bal tutanın parmağını yaladığı bir odak olarak varlığını sürdürmektedir. 

Muhalefet sorunların çözümü için, zamanlamasına besbelli iktidarın karar vereceği seçimden başka bir yol göstermez. Oysa yoksulluğun ağırlığı günlük olarak ezmektedir insanları. Umut belirsiz bir geleceğe havale edilecekse, ezilenlerin önemli bir kesimi de “boyun eğme seçeneğini” bir kez daha dener. Kötülüğün her türlüsünü yapabilecek kadar güçlü olan iktidar, kendisine biat edenleri, en azından bunların bir bölümünü ihya da edemez mi? Düzen muhalefetinin mücadeleye değil seçimi beklemeye çağırdığı kitlelerin iktidara oy vermesinde çok da şaşacak bir şey yoktur!

Halkın biricik gündemi yaşamını idame ettirmek değil; çünkü Türkiye dünya ortalamasının hayli üstünde politik bir topluma sahip. Uluslararası alanda memleketin başının belası Batı emperyalizmi olarak bellenmiştir ve bu doğrudur. Ama düzen muhalefeti sükûnet ve uzlaşma tavsiye etmektedir. Emperyalizmle ilişkileri onlar normalleştirecektir... İktidar ise hiç olmazsa ara ara efelenmekte, zafer öyküleri uydurabilmektedir. Birilerinin gündeminde antiemperyalizm yoktur, öbürlerinin hiç olmazsa dilinde vardır!

Gericilikten iktidarın tabanı bile bunalmıştır, ama muhalefet kendini bir “takvim cumhuriyetçiliğine” kilitlemiştir. Bu “hiç yoktan iyi” değil, çünkü buradan bir mücadele dinamiği yeşermemekte, laik kitlelerin sıkışan gazının barışçıl biçimde tahliyesi sağlanmaktadır. 

Anketlerden başlamıştık… Aslında anketler çoğunlukla ve son tahlilde yalan söylerler! 

Bir kere, yukarıda değinildiği gibi, halk kitlelerine atfedilen not verme yetkisinin toplumsal bir karşılığı yok… Daha önemlisi, Türkiye’nin sorunu zaten “yaygın ve yoğun politizasyon” ile “son derece düşük örgütlülük” arasındaki bağdaşmazlıktır. “İşin aslını” bilmek değil, var olanı değiştirmek için özneye dönüşmektir, yapılması gereken. Çoktandır anket veya sandık özneye dönüşmenin önünde engel haline gelmiş bulunuyor…

Meselenin iki püf noktası ise, mağdur ve memnuniyetsiz halkımızın, iktidar kanadının iktidarsızlığını algılamaya ve kendisini toplumsal mücadelenin gerçek bir tarafı olarak kurmaya başlamasıdır. Bu olmadığında muktedirden lütuf beklemek sürer. 

İktidarın güç sahibi olarak algılanması aslında göreli. İktidar düzen muhalefetine göre güç sahibi görünüyor. Oysa bir yandan da iktidar blokunun yönetme krizinin her sabah yeni göstergeleriyle karşılaşılıyor. Özetle “güç kimde” sorusunun yanıtı üzerinden düzene ikna olma hali, hayli titrek. Bu titreklikten örgütlü mücadeleye geçişin kolay olduğunu kimse söyleyemez. Ama düzen içi yolların kapalı olduğu kesindir… 

Aydemir Güler 'ın Son Yazıları