Atilla Özsever
Vücudunuz hayır diyorsa
Yayın Tarihi: 01.11.2026 , 00:00
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Bu pazar yine bir kitap tanıtımı ile karşınızdayım. Kitabımızın konusu, geçmiş tanıtımlara göre biraz daha değişik. “Vücudunuz Hayır Diyorsa” (İletişim Yayınları, 2021) isimli kitap sağlıkla ilgili. Yazarı, Macar asıllı bir tıp doktoru olan Gabor Mate.
Dr. Gabor Mate, 1944 Budapeşte (Macaristan) doğumlu. 1956 yılında ailesiyle birlikte Kanada’ya göç ediyor. Orada tıp eğitimi alıyor. Sağlık konusuyla ilgili birçok dile çevrilen kitaplar yazıyor.
Kitapta, duygusal stresin bedelleri, duygularımızı bastırmanın ne gibi sonuçları olduğu, kişilik yapısı ve kanser ilişkisi, bu olumsuz süreçlerle mücadele yöntemleri, iyileşme süreci, sağlığımızı geri kazanarak yaşam mücadelesini nasıl daha etkili hale getirebileceğimiz gibi konular dile getiriliyor.
Yaşamda itiraz hakkını kullanmanın ve “hayır” demenin ne kadar önemli olduğu, aksinin ise bedenimizde hastalıkları içeren çeşitli sorunlara yol açtığı ifade ediliyor. Dr. Mate, bireysel olarak "hayır" diyememe halinin gökten zembille inmediğini; bunun tamamen toplum, kültür ve sistem tarafından dayatılan bir itaat mekanizması olduğunu savunuyor.
Yine Dr. Gabor Mate, "hayır" demeyi sadece bireysel bir psikoloji egzersizi olarak görmez; onu toplumsal bir direniş ve hayatta kalma biçimi olarak da tanımlar…
İnsandaki iyileşme becerisi
Doktor Mate, öncelikle insan vücudunun mekanizmasında bir iyileştirme gücünün varlığından söz eder. Tıbbın babası kabul edilen Hipokrat’ın mirasına sahip olan Roma döneminin hekimlerinden Dr. Galen’in de şöyle bir sözü vardır:
“İçinizdeki doktorun vücudunuzu iyileştirmesine fırsat verin”...
Dr. Gabor Mate de, hekimlerin “her bir hastaya, kendisinin, yani hastanın içindeki iyileşme becerisine dair bir güven telkin etmeleri gerekir” diyor ve ekliyor “İyileşmek için kendi kendinizin kahramanı olun”.
Bu sağlık kitabında, kişinin ömrünün uzunluğunun hastalığı yenme yönündeki ruhsal kararlılığı ile yakından ilgili olduğu belirtilir.
Doktor Mate, kitabında ciddi hastalıklarla boğuşan kişilerin genelde “hayır” demeyi öğrenmemiş kişiler olduğunu belirtir ve insanın duygularını etkili bir biçimde ifade etmesini, bastırması halinde ise strese maruz kalacağını tekrarlar.
Mate’e göre, duygular bağışıklık sistemini doğrudan etkiliyor. O nedenle öfkeyi bastırmak yerine onu uygun bir şekilde dile getirmek, ortaya koymak önem kazanıyor. Hastalık, sadece dıştan gelen bir saldırı sonucunda değil iç ortamı bozulmuş savunmasız bir ortamda da gelişebiliyor.
Toplumsal itaatin sonuçları
Dr. Gabor Mate’in ilginç bir sözü de şöyledir: “Toplumsal itaat, hormonal bozukluklara yol açar”. Peki bu ne demektir?
Bu ibareden kasıt, sosyolojik bir baskının (itaat etme, uyum sağlama zorunluluğunun) biyolojik olarak vücudu tahrip edebileceğidir. Toplumsal kural ve baskılar, çalışma koşulları veya aile yapısının sizden sürekli "uyumlu" olmanızı, ses çıkarmamanızı ve "iyi çocuk / iyi çalışan / fedakâr insan" olmanızı beklemesi, sağlık sorunlarına yol açabiliyor.
Gerçek hislerinizi (öfke, kırgınlık, haksızlığa karşı itiraz) dışarı yansıtmayıp toplumsal beklentilere itaat ettiğinizde, bu durum beyniniz tarafından "kronik bir iç tehdit" olarak algılanıyor.
Normal şartlarda tehlike anında salgılanan kortizol ve adrenalin gibi stres hormonları, toplumsal itaat uğruna duygularınızı her bastırdığınızda salgılanmaya devam eder. Kronikleşen bu durum, hormonal sistemin (endokrin sistem) dengesini altüst edebilir.
Sürekli yüksek kortizol seviyeleri bağışıklık sistemini baskılar, sitokin adı verilen iltihap yapıcı maddeleri artırır ve vücudu kanser, MS, ALS gibi ağır hastalıklara veya hormonal dengesizliklere (tiroid sorunları, böbrek üstü bezi yorgunluğu vb.) açık hale getirebilir.
Özetle toplumsal istem sizden itaat etmenizi ister; siz sisteme itaat edersiniz ancak biyolojiniz bu sahte uyuma itaat etmez ve hormonal sisteminiz çökme olgusu ile karşı karşıya kalabilir. İşte Dr. Gabor Mate, konuyu böyle ortaya koyuyor.
Kişilik yapısı ve kanser
Yine Dr. Mate’e göre, herhangi bir kişilik türünün kansere yol açtığını söylemenin pek mümkün olmadığı ancak birtakım karakter özelliklerinin strese yatkınlık nedeniyle böyle bir riski taşıdığı belirtiliyor.
Bastırma, hayır diyememe, kişinin öfkesinin farkında olmaması, duygularını ifade edemediği, ihtiyaçlarını görmezden geldiği, sınırlarının aşılmasına tepki vermediği gibi durumların stresi tetikleyen unsurlar olduğu ifade ediliyor.
Bu süreçlerin tekrarlanarak uzun sürmesinin bağışıklık sistemini zayıflattığına, kişinin direnç gücünü azalttığına dikkat çekilerek kanser dahil diğer hastalıklara karşı vücudun savunmasız kalabileceği kaydediliyor.
Bu gibi durumlarla karşı karşıya kalındığında duyguların, vücudun sinyallerine önem vermek gerektiği hatırlatılıyor ve duyguların sağlıklı biçimde ifade edilmesiyle stresin azalabileceğine vurgu yapılıyor.
Duygusal yakınlık
Kitapta, kişinin duygularını ifade etmesinin yanı sıra duygusal yakınlıkların da psikolojik ve biyolojik bir ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Sosyal desteğin fizyolojik sıkıntıların dindirilmesine yardımcı olduğu ifade ediliyor.
Öte yandan stres ve korkunun daha çok inançlardan kaynaklandığı, bilimsel bilginin içselleştirilmesi halinde inanç sisteminin zayıflayacağı belirtiliyor. Bilinçaltındaki yanlış inanç sisteminden kurtulmanın iyileşme sürecini artıracağına dikkat çekiliyor. İyileşme sürecinin kişinin faal, özgür ve bilinçli seçimlerinden kaynaklandığı vurgulanıyor.
İtiraz etme hakkı
Dr. Mate, bireyi hasta eden şeyin aslında "zehirli bir toplumsal kültür" olduğunu söyler. Toplumsal sistemin sınırları olmayan, aşırı sorumluluk üstlenen, kendi ihtiyaçlarını hiçe sayan insanları "ideal vatandaş" veya "örnek çalışan" olarak yücelttiğini belirtir.
Kitap, bu yüceltmenin bir tuzak olduğunu ve toplumun alkışladığı bu "aşırı fedakârlığın" aslında bir hastalık davetiyesi olduğunu belirterek bu norma itiraz etme hakkını savunur.
Yazarın öğretisine göre; "Birine hayır demek sizde suçluluk yaratacak, evet demek ise içinizde kırgınlık/öfke bırakacaksa; suçluluk duygusunu seçin" anlayışı itibar görür. Dr. Mate’in demek istediği şöyle formüle edilebilir:
“Toplumsal dayatmalara karşı itiraz ettiğimizde hissettiğimiz o suçluluk duygusu, aslında sistemin bizi köleleştirmek için yerleştirdiği bir prangadır. O suçluluğu göze alıp ‘hayır’ demek, toplumsal itaati kırmak, ayni zamanda biyolojik özgürlüğü kazanmaktır.”
Dr. Gabor Maté’ye göre sağlıklı bir isyan ve itiraz mekanizması olmayan hiçbir organizma (ve toplum) uzun süre sağlıklı kalamaz. Sınır çizmek ve itiraz etmek, ahlaki bir lüks değil; hem sağlık, hem de toplumsal anlamda hayatta kalma mücadelesi demektir.
İnsanca bir düzen için…
Ülkemizdeki derin yoksulluk ve hayat pahalılığı, işçisinden memuruna, öğrencisinden emeklisine geniş bir kesimi etkilemektedir. Bunun üzerine antidemokratik uygulamalar ve siyasal baskılar kişilerde olumsuz duygular yaratmakta, yaşama sevincini azalmaktadır.
Somut bir örnek olarak bir süre önce emekli bir polis memurunun seyyanen zam eylemi sırasında şahsi tabancasıyla intihar etmesi, toplumun ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunlar karşısında nasıl bir durumda olduğunu gösteriyor.
Yaşam koşullarının bu zorlukları ve siyasal baskılar, insanların psikolojisini olumsuz etkilemekte ve kişisel anlamda da ciddi bir stres kaynağı olmaktadır. O nedenle demokratik koşullarda itiraz hakkını kullanmak, “hayır” demek, hem psikolojik anlamda daha sağlıklı kalmayı, hem de insanca bir düzen için mücadele etmeyi gerekli kılmaktadır…
