Atilla Özsever
İşçi sınıfının kıpırdanması
Yayın Tarihi: 29.10.2026 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.10.2026 , 00:01
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Avrupa’nın birçok ülkesinde öğrencilerin başlattığı eylemlere işçilerin de katılması, dikkati çeken bir olgu haline geldi. Fransa’da başlayan ve giderek İtalya’yı, İspanya’yı kapsayan Portekiz, Almanya, Belçika, Hollanda, Arnavutluk’ta da görülen eylemler, esas itibariyle neoliberal politikalara bir tepkinin ürünü olarak gözüktü.
Sonuçta Avrupa’da ciddi bir sınıf mücadelesi, daha görünür hale geliyor. Peki bu koşullarda ülkemizdeki ekonomik ve sosyal sorunlara, baskılara karşı işçi sınıfı nasıl bir tavır geliştiriyor, ne yapıyor? Bu konuya girmeden önce yine Avrupa’daki sınıf hareketlerine kısaca değinelim.
Fransa’da öğrenciler, öğretmen eksikliği, sınıfların kalabalık oluşu, bakımsız okul binaları gibi somut eğitim sorunları üzerinden harekete geçti. Bu ülkedeki öğrenci sendikalarının varlığı da gençlik hareketinin örgütlü bir biçimde mücadele etmesine olanak sağlıyor.
Fransa’da genel grev
CGT (Genel Emek Konfederasyonu) başta olmak üzere Fransa’nın beş büyük işçi örgütünün öğrenci mücadelesine destek vermesi de önemliydi. Keza işçi örgütleri, temel mesele hayat pahalılığı olmak üzere neoliberal politikaların yarattığı ekonomik ve sosyal sorunlara karşı eyleme geçtiler. 5 Kasım 2026’da bu amaçla genel grev yapılacak.
Görüldüğü gibi öğrenci hareketi ile işçi mücadelesinin birleşmesi, Fransa’da önemli bir gücün varlığını ortaya koyuyor. Bakalım bu ortak eylemlilik, kalıcı bir örgütlenmeye dönüşecek mi, dönüşmeyecek mi, süreç içinde belli olacak.
Bu şekildeki güçlü bir toplumsal muhalefet hareketi, Nisan 2027’de Fransa’da yapılacak seçimlerde de etkisini gösterebilir. Faşist Le Pen’in partisinin anketlerde ilk sırada yer almasına rağmen bu antifaşist güç birliğinin etkisinin ne olacağı merak konusu.
Diğer ülkelerdeki mücadele
Avrupa’da sadece Fransa’da değil İtalya, İspanya başta olmak üzere Belçika, Almanya, Portekiz, Hollanda, Arnavutluk gibi ülkelerde de öğrenci ve işçi mücadelesi sürüyor. Özellikle İspanya’da barınma hakkı gibi somut sorunlar üzerinden yürütülen mücadele, toplumda ciddi bir etki yarattı.
İspanya’da da işçi sendikaları 11 Kasım’da genel grev yapma kararı aldı. Keza İtalya’da da faşist eğilimli Meloni Hükümeti’nin neoliberal politikalarına karşı genel grev yapılması gündeme geldi. 20 Kasım’daki genel grevde, öğrenci ve işçiler bir kez daha omuz omuza sokaklara çıkacak.
Avrupa’da öğrenci hareketi ile işçi sınıfının mücadelesi ağırlık kazanırken Türkiye’de ne gibi gelişmeler oluyor? Onu da kısaca değerlendirmekte yarar var.
Türkiye’de sendikalar ne yapıyor?
Ülkemizde işçi sınıfının örgütleri, yani sendikal konfederasyonlar büyük ölçüde AKP iktidarının paralelinde hareket ediyor. Hak-İş ve Memur-Sen, iktidar “yandaşı” sendikalar olarak tanımlanıyor.
Üye sayısı yönünden en fazla üyeye sahip Türk-İş de, yönetimi açısından siyasal iktidarla bir çatışmaya girmek istemiyor, ufak tefek karşı çıkışlar olsa bile yine iktidarın çizdiği sınırlar içinde hareket ediyor. Aralık ayında gündeme gelecek asgari ücret konusunda da ciddi bir tavır koyması beklenmiyor.
DİSK, tarihsel olarak sol eğilimli, muhalif bir kimliğiyle tanınmasına rağmen nicel yönden güçlü bir yapısının olmaması ve aktif bir mücadele göstermekten ziyade basın açıklamalarıyla yetiniyor olması da dikkati çekiyor.
Diğer memur sendikaları olarak KESK eski gücünde değil, Birleşik Kamu-İş belli bir etkinlik göstermek istiyor, Türkiye Kamu-Sen de yine iktidar çizgisinde bir politika izliyor. Yani, amiyane tabiriyle sınıf örgütü olması gereken sendikaların üzerine bir ölü toprağı serpilmiş gibi bir durum var.
29 Kasım’da Kartal mitingi
Saydığımız işçi ve memur konfederasyonları dışında madencilerin hakları için ciddi bir mücadele veren Bağımsız Maden-İş, Migros direnişini gerçekleştiren DGD-SEN, öğretmenlerin taban ücret mücadelesini yürüten Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, tekstil işkolundaki mücadelesi ile önemli haklar elde eden BİRTEK-SEN gibi bağımsız sendikalar mevcut.
Ancak bu bağımsız sendikaların mücadelesi, hem nicel, hem nitel yönden sınırlı bir düzeyde, tüm sınıfı kapsayacak bütünlüklü bir mücadele düzeyine ulaşmış değil.
Tüm bu koşullara rağmen DİSK’in mücadeleci sendikalarından Birleşik Metal-İş’in başını çektiği 11 sendika, ortak bir açıklama yaparak 29 Kasım’da İstanbul Kartal’da bir miting düzenleme kararı aldı.
Sendikaların ortak açıklamasında, "Fon krizinin faturasını zamlar ve vergilerle halka kesmeye çalışanlara, vergi yükünü emekçilerin sırtına yıkarken sermaye sınıfını koruyanlara karşı mücadeleyi yükseltiyoruz" denildi.
Ortak açıklamada, DİSK, Türk-İş ve Hak-İş’le birlikte memur sendikalarına, meslek örgütlerine, emekli derneklerine, gençlere, kadınlara, demokrasiden ve emekten yana tüm demokratik kitle örgütleri ile siyasi partilere Kartal mitingine katılma çağrısı yapıldı.
Emeğin talepleri
Miting çağrısı yapan DİSK’e bağlı 11 sendikanın isimleri şöyle: Birleşik Metal-İş, Devrimci Banka ve Sigorta İşçileri Sendikası, DİSK Basın-İş, Birleşik Tarım Orman İşçileri Sendikası, Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası, Özel Güvenlik İşçileri Sendikası, LİMTER-İŞ, Nakliyat-İş, Sinema Emekçileri Sendikası, Sosyal-İş ve Tüm Kağıt ve Selüloz Sanayi İşçileri Sendikası.
İşin doğrusu Birleşik Metal-İş dışında diğer sendikaların üye sayısı bakımından etkisi sınırlı gözüküyor. DİSK’in Genel-İş Tekstil, Lastik-İş gibi güçlü sendikalarının mitinge katılımı konusunda henüz bir gelişme yok. Kartal mitingi ile ilgili sendikaların talepleri de şöyle sıralandı:
- Vergide ve gelirde adalet sağlanması,
- Emeklilere insanca yaşayabilecekleri bir aylık bağlanması,
- Asgari ücretin insanca yaşamaya yetecek düzeye çıkarılması,
- İşçilerin örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engellerin kaldırılması,
- Kişi hak ve özgürlüklerine yönelik saldırıların, muhalif kesimlere ve halk iradesine yönelik operasyonların son bulması.
Bakalım bu mitinge katılım nasıl olacak, ciddi, etkili, ses getiren bir etkinlik olabilecek mi, izleyip göreceğiz…
