Atilla Özsever
AYM’nin kararı ve emeklilerin tavrı
Yayın Tarihi: 30.09.2026 , 23:53 Güncelleme Tarihi: 01.10.2026 , 00:00
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
2023 yılında memurlara verilip memur emeklilerine verilmeyen ve giderek tüm emeklileri kapsaması istenen seyyanen zamla ilgili mücadele, gündemdeki yerini koruyor. Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) intikal eden dava ile ilgili olarak davanın ilk görüşmesinin yapılacağı 25 Eylül 2026 günü emekli bir polis memurunun intihar etmesi, konunun vahametini bir kez daha ortaya koydu.
Temmuz 2023’te memur aylıklarına 8 bin 77 liralık bir seyyanen zam eklenmişti. Gerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, gerekse AKP iktidarının yetkilileri, seyyanen zammın memur emeklileri ile birlikte diğer emekli kesime de yansıtılacağı sözünü vermişlerdi. Bugün itibarıyla bu seyyanen zam yaklaşık 25 bin lira dolayında bulunuyor.
Üç yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen AKP yetkililerinin verdiği sözler tutulmadı. Bunun üzerine idare mahkemesinde bu haksızlığın giderilmesi ve seyyanen zammın memur emeklilerine de yansıtılması amacıyla dava açıldı.
Yine bu dava sürecinde memurlara ödenen bu ilave ödemenin emekli memurlara yansıtılmamasının eşitlik ilkesi, hukuk devleti ve anayasal haklar bakımından hak ihlali oluşturduğu belirtilerek AYM’ye başvurulması talep edildi. Ancak idare mahkemesi bu talebi reddetti.
Eylem ve intihar
Bu durum karşısında konu, bir emekli memurun bireysel başvurusu şeklinde Anayasa Mahkemesi’ne intikal etti. Anayasa Mahkemesi’nin mevcut davayı 25 Eylül’de görüşeceği bildirildi. 24 emekli sendikası, derneği ve platformundan oluşan emekli örgütleri, başta Ankara’da Anayasa Mahkemesi’nin önü olmak üzere 81 ilde seyyanen zam etkinliğinin yapılacağını duyurdu.
Ali Şekeroğlu (60) isimli bir emekli polis memuru, o gün Anayasa Mahkemesi önünde “Geçinemiyor, gelinim, damadım da işsiz” diyerek beylik tabancasıyla intihar etti ve hayatını kaybetti. Ali Şekeroğlu’nun intihardan önce elinde tuttuğu dövizde “Para için değil, onurumuz için” yazısı vardı.
Bu intihar olayı, kamuoyunda ciddi bir tepkiye neden oldu, emekli örgütleri, muhalif siyasi partiler ve çeşitli kuruluşlar, AKP iktidarını kınayan ve konunun vahametini ortaya koyan açıklamalar yaptılar.
AYM’nin kararı?
Önümüzdeki süreçte Anayasa Mahkemesi nasıl bir karar verebilir? Dava, bireysel bir başvuru konusu olduğu için AYM’nin doğrudan yasayı iptal etmesi yönünde bir karar veremeyeceği ancak bir ihlal kararı vererek hukuki sürecin devam edebileceği ifade ediliyor.
AYM, çalışan memur ile memur emeklisi arasındaki maaş artışı farkını Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bularak başvuru sahibi üzerinden bir "hak ihlali" kararı verebilir ve dosyayı daha önce bu talebi reddeden idare mahkemesine göndererek yeniden yargılama yapılmasını isteyebilir.
İdare mahkemesi de, AYM kararına uymak zorunda olduğu için memur emeklisine seyyanen zammın verilmesi yönünde bir karara hükmedebilir. Tabii ki bu durumda diğer memur emeklileri için de emsal davaların açılması gündeme gelebilir.
“Top” Meclis’e atılabilir
Diğer bir olasılık da şudur: AYM “Konu yasal bir düzenlemeyi gerektiriyor” diyerek sorunun TBMM tarafından çözümlenebileceği yönünde bir karar verebilir, yani “topu” Meclis’e atabilir. Bu konuda Meclis, daha doğrusu AKP iktidarı nasıl bir yol izleyecektir, o durum şu an için belli değil.
Bu arada diğer bir ihtimal olarak davanın reddi gündeme gelebilir. AYM, davayı esastan yaptığı incelemede bir hak ihlali görmeyebilir. Seyyanen zammın "çalışan memurun refah düzeyini korumaya yönelik" statüsel bir takdir yetkisi olduğuna hükmederse, başvuru reddedilir ve mevcut maaş düzenlemesi aynen devam eder. Ancak bu olasılık zayıf görünüyor, çünkü AYM böyle bir karar verirse büyük bir tepki doğabilir.
Tüm bu olasılıklarda Anayasa Mahkemesi'nin mevcut yapısı, AKP iktidarı ile ilişkisi, bütçe dengeleri ve sahip olduğu yasal yetkiler gibi hususlar dikkate alınacaktır.
Meselenin hukuki yanları böyle olmakla birlikte emeklilerin bu sefalet koşullarına karşı nasıl bir mücadele vermesi, daha fazla önem kazanıyor. Çünkü meselenin esas yönü, emeklileri bu koşullara sürükleyen siyasal iktidarın ekonomik ve sınıfsal tercihleridir.
İşte bu çerçevede emek mücadelesi ve Anayasa Mahkemesi’nin konumu ile ilgili olarak tarihimizden birkaç örnek vermeye çalışalım.
EYT mücadelesi
Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT), bir federasyon bünyesinde örgütlenip 2015 yılından itibaren mücadeleye başlamışlardı. 8 Eylül 1999 tarihinde çıkarılan yasayla bu tarihten sonra ilk kez sigortalı olanlar için emeklilik yaşı kadınlarda 58, erkeklerde 60’a çıkarılmıştı.
Ancak geriye doğru, yani 8 Eylül 1999’dan önce sigortalı olanlara da haksız bir şekilde kademeli olarak bir yaş şartı getirilmişti. İşte çalışanlar buna itiraz ettiler. EYT Federasyonu şeklinde birçok ilde örgütlenip miting ve çeşitli etkinlikler yaptılar.
Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa ve Kayseri başta olmak üzere birçok ilde geniş katılımlı mitingler düzenlediler, diğer sendikaların ve kuruluşların desteğini aldılar, siyasi partiler nezdinde de çalışma yürüttüler.
Sonuçta AKP iktidarı, Mayıs 2023’te yapılacak seçimleri de dikkate alarak Mart 2023’te bir yasa çıkartmak zorunda kaldı. Yeni yasal düzenleme ile 8 Eylül 1999’dan önce işe başlayanlar açısından yaş şartını kaldırdı, böylece EYT mücadelesinde önemli bir kazanım elde edilmiş oldu.
Gerçi, 8 Eylül 1999’dan bir gün sonra işe başlayanlara yine yaş şartı geliyordu, buna ilişkin bir yasal düzenleme yapılmadı. Şimdi onun için de bir mücadele sürdürülüyor. Bununla birlikte bir kez daha ifade edelim ki; EYT’lilerin ısrarlı bir mücadele yürütmesi, meydanlarda ve birçok düzeyde sorunlarını gündemde tutması, kamuoyunda çok dikkati çekti.
15-16 Haziran ve AYM
Dolayısıyla seyyanen zam meselesinde de, emeklilerin daha örgütlü ve kararlı bir mücadele vermesi gerekiyor. Bu tür mücadeleler, hem yasama organını (TBMM’yi), hem de yargı organlarını etkileyecektir.
Nitekim 15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişine yol açan olaylar, dönemin Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını da etkilemişti. Zamanın AP (Demirel) iktidarı, sendikal örgütlenmeyi kısıtlayan bir yasa çıkartmıştı.
DİSK’in öncülüğünde başlayan işçi mücadelesine Türk-İş ve diğer bağımsız sendikaların işçileri de katılmış, iki gün boyunca İstanbul ve Kocaeli’nde sokaklara çıkan işçiler hayatı durdurmuştu.
Bu yasal sayılmayan fakat meşru olan hak mücadelesi, Anayasa Mahkemesi’ne intikal eden davayı da etkilemiş, Yüksek Mahkeme Şubat 1972’de verdiği bir kararla sendikal örgütlenmeye kısıtlama getiren yasa hükümlerini iptal etmişti.
TEKEL direnişi
TEKEL işçileri de, güvencesiz sözleşme koşullarına karşı Aralık 2009’da başlayan ve 2010 yılında devam edip 78 gün süren bir direniş sergiledi. Mücadeleci bir sendikal anlayışın gerekliliğini ortaya koydular.
Ancak TEKEL işçilerinin üyesi olduğu Türk-İş başta olmak üzere diğer konfederasyonlar, 26 Mayıs 2010’da ülke çapında genel iş bırakma anlamı taşıyan “Genel Eylem” kararından geri adım attılar.
Sendikal hareket yeterli tepkiyi vermeyince Anayasa Mahkemesi, güvencesiz sözleşmeyi öngören düzenlemenin 4/C maddesini iptal etmedi. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi güçlü emek hareketi, hem yasal, hem yargısal alanda sonuç alabilirken güçsüz bir konumda olması ise aksi yöndeki gelişmelere yol açıyor.
Örgütlü, birleşik mücadele
O nedenle seyyanen zam konusunda da emeklilerin daha güçlü bir örgütlenmeyle ve aynı zamanda işçi ve memur sendikalarının desteğini de alarak daha etkili bir mücadele yürütmeleri gerekiyor.
25 Eylül 2026 günü Ankara ve İstanbul’la birlikte İzmir, Adana, Mersin, Bursa, Eskişehir, Samsun, Ordu, Muğla, Kocaeli (Gebze) dahil olmak üzere 57 kentte ve 86 noktada seyyanen zam eylemi yapıldı. Bu eylemlerde emekliler var güçleriyle sorunlarını dile getirdiler, haykırdılar. Ancak eylemlere katılımın daha fazla olması beklenirdi.
Dün de (30 Eylül) Tüm Emeklilerin Sendikası, ülke çapında 28 ilde 40 noktada emekli polis memuru Şekeroğlu’nun ölümünü protesto etmek ve seyyanen zam konusundaki taleplerini bir kez daha duyurmak için eylemdeydi. Emekliler, mücadeleyi sürdüreceklerini belirttiler.
Kuşkusuz bu tür eylemlere daha geniş katılımların olması gerekiyor. Sonuç olarak denebilir ki; önümüzdeki süreçte Anayasa Mahkemesi’nin kararı da takip edilerek emeklilerin baskı gücünü daha güçlü ortaya koyması, örgütlülük düzeyini ve birleşik mücadeleyi daha da arttırması gerekli görünüyor…