Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Asaf Güven Aksel

Asaf Güven Aksel

Yürüyen İşçiye Süs Gerekmez ASAF GÜVEN AKSEL

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Hak-İş'e bağlı Hizmet-İş sendikasına üye İETT işçileri, maaşlarının ve sosyal yardımlarının zamanında ödenmemesini protesto etmek için, Beyoğlu'ndaki İETT Genel Müdürlüğü önünde bir eylem yaptılar. Güzel. Haber medyada yer buldu. Bu da güzel. Ama haberlerin öne çıkan öğesi de, akıllarda kalan yönü de, içeriğe değil, biçime işaret ediyordu. Biçim, içeriği güçlendirmemiş, örtmüştü. İşte bu bir sorun. Dikkat çekmek gerektiği doğrusu, dikkatin farklı yöne kayması hatasına dönüşmüştü.

"Yaratıcı eylem"lerin, doğru kanalize edilemedikleri durumlarda böyle bir risk barındırdıkları açık. Belki, emekçiler gündeme gelsin, eylem yapsın da, nasıl olursa olsun dedirten bir sınıf hareketi durgunluğu döneminde, bunu konu edinmek, çoğunluğa anlamlı gelmeyecektir. Ama tersten bakmakta yarar var. Tam da durgunluk dönemi olduğu için bunun üzerinde durmak gerekiyor aslında. Sınıf, ağır ağır eylem alanlarında görülmeye başlamışken...

Dün soL'daki köşesinde, Mustafa Kemal Erdemol, Kanada'daki kadınların, Myanmar'daki askeri cuntayı protesto etmek için, külotlarını bu ülkenin büyükelçiliğine göndermeleri eylemini aktarmıştı. Başlangıçta, salt dikkat çekici bir obje kullanıldığı izlenimi doğuran bu eylemin, Myanmar'da erkeklerin kadın iç çamaşırına dokunmalarının uğursuzluk sayıldığı bilgisiyle, hedefi doğrudan vuran niteliği açığa çıkıyordu.

Evet, bu "yaratıcı bir eylem"di. Yalnızca "haber olma"yı sağlamıyordu, protesto edileni ve protesto edilme nedenini taşıyordu gündeme, Myanmar'da.

Şimdi İETT çalışanlarının eylemine bir bakalım. Kuşkusuz, burada, kimilerinin dile getirdiği sendikanın niteliğini, eylemin zeminini, Belediye Başkanı'nı hedef alır sınırlılığını, Obama'dan yardım isteyen, bir ti geçme olarak algılamak istediğimiz dövizi filan dışarıda bırakacağız ve çalışanların bir hak arama eylemi oluşuna odaklanacağız. Ki, aslolan da bu yöndür. Talepler ne? Maaşların ve sosyal yardım haklarının ödenmesi. Sloganlar? "Türk, övün, çalış ama parasız", "İETT işçileri mutsuz", "Topbaş - Öztürk el ele, hakkımız nerede?", "Otobüsler yolda, paramız nerede?"... Ve bir slogan daha: "İşçinin farkına varın, kontak attırmayın!" İşçinin farkına varıldı, eğer kastedilen buysa. Çünkü, işçiler maske takmışlardı! İşçiler, yağmur altında üstlerini soymuşlardı! Ama, "kontak attırma" tehdidi, bu "şatafatta", satır arasına sıkışıp kalmıştı.

Bir süre sonra, "hani bir eylemde maske takmış, soyunmuşlardı" denilecektir de, "paralarını alamadıkları için eyleme girişmişlerdi" kısmı yer edinmeyecektir belleklerde, tecrübeyle sabit.

Kadınlar, külotlarıyla birlikte, çarpıcı bir mesaj da iletmişlerdi. Peki İETT işçilerinin gözlerindeki maskenin işlevi neydi? Üstelik, ithal Noel geleneğinin pırıltılı maskelerinden, öyle klasik maskelerden de değil. Yukarıdaki sloganlara nasıl bir anlam kuvvetlendirmesi katıyordu? Biraz zihin jimnastiği yapalım. "Paramızı gasp ettiniz, siz hırsızsınız" göndermesi mi o maskeler? Öyle olsa, takmak yerine, yönetim binasına fırlatırlardı, "alın soygun maskelerinizi" gibilerden. Belki, "parasızlık nedeniyle, hırsızlıktan başka çaremiz kalmadı" mesajıdır. Bu kadar dolayımlı bir mesajın algılanabileceğini düşünenler, o zaman, böyle bir çıkarımın emekçilere yakışmayacağını da hesap ederlerdi. Acaba, yöneticilere, "sahtekâr" mı demek isteniyordu, bir maskeli balo çağrışımıyla? "Gerçek yüzünüzü gizliyorsunuz" mu? Bu da mümkün görünmüyor. Emekçinin o baloda gözünde maskeyle yer alması, çok olumsuz bir konumlanma çünkü. Ya da, deşifre olma korkusu, polis fişlemesi, işveren saptaması, baskıya maruz kalma endişesi üzerinden bir gizlenme mi bu? Hiçbir mantığı yok.

Benzeri soruları, eylemin üstlerini çıkarmayla ilerleyen kısmı için de üretebiliriz. "Bizi soydunuz"un, reel anlama büründürülerek vurgulanması mı acaba? Aç, çıplak işçi imgesinin somutlanması mı mesela?

Tek şık kalıyor, eğer bu yöntemler, aklımıza gelmeyen, bilmediğimiz bir gerekçe taşımıyorsa: İlginç olsun, basın ilgi göstersin...

İşçilerin, bir animasyon grubu olarak zihinlerde yer edinecekleri bu türden "gündeme giriş"lere hiç ihtiyaçları yoktur. Aksine, taleplerinin, itirazlarının üzerinin bir zarla bile örtülmesine tahammül edemeyecekleri bir dönemdir bu.

1989 Bahar Eylemleri olarak tanımlanan ayağa kalkışları sırasında da, değişik yollara başvurmuştu işçiler. Sakal bırakmışlar, saç kazıtmışlar, toplu boşanma davaları açmışlar, soyunmuşlar, yüzlerini kömür isine bulamışlardı. Çocuklarının boyunlarına "satılık" yaftası asmışlardı. Kendi başına şiddetli bir protesto niteliği taşıyan sonuncusu dışında kalan yöntemler de tartışılabilirdi. Ama bir fark vardı. Bütün bunlar, sınıfın kararlı ve kitlesel eylemleri ülkeyi sarsarken, onu gölgeleyen değil, renk katan ve kamuoyunun kendilerine yönelmiş dikkatlerine sempatiyi de ekleyen çıkışlardı. O dönem, haberin konusu, eylemin türü değil, sınıfın sahne alışıydı. Figürasyon ya da bilgisayar efektleri, "esas oğlan"ın rolünü gölgelemiyordu.

Yine o dönem, toplumun henüz bu kadar kanıksamadığı bir olgu halindeki, "medyatik olmak için eksantrik olmak gereği"ne, geniş destek alan bir itiraz anlamı da taşıyordu kimi eylem biçimleri. Magazinleşmeye ayna tutuyordu, onun bir parçası olarak kullanılamıyordu.

Bergama köylülerinin eylemleri denilince, ilk akla gelen figür olan, "Hopdediks" de bu kategorideydi. Eğer, basına ve topluma, üstü çıplak, altı mavi çizgili pijamalı -ne yazık ki aramızdan ayrıldı- bu köylü Hopdediks sempatisiyle yansıdıysa, bunda sürekli eylemlilikle dikkat çekmiş olmalarının payı büyüktü. Topraklarını yabancı istilacıya karşı savunan küçük köyün insanlarını anlatan Asteriks maceralarının ana karakterlerinden biri olduğu düşünülerek yapılmamıştı bu benzetme belki. Bir tip benzeşmesinin rastlantısal olarak siyasal izdüşümünün bilincinde değildi büyük olasılıkla bu adı takanlar. Ama, Bergamalılar gerçekten de o çizgi romanın kahramanları gibi davrandıkları için, "Hopdediks'e benzeyen adam"ın ötesinde iz bırakmışlardı.

Görülüyor ki, işçi sınıfı, haberin öznesi olarak kendisini kabul ettirdiği zaman, diğer ayrıntılar yardımcı birer bellek tazeleyiciye dönüşüyor. İhtiyaç da budur. Başrolün "enteresanlığa" kaptırılması değil.

Sınıf, tarihsel rolünü oynamak üzere sahne aldığında, haber bültenlerinde "hoş bir görüntü" olmanın ötesine geçip, gündemin birinci maddesine yerleşecektir zaten. Yoksa, tek tekerlekli bisiklet üzerinde hulahop çevirerek haber olsalar nafile...

İşçilere, "kontak attırdılar" manşetiyle haberleşmek yaraşır. O zaman bu büyük gücün "farkına varıldı" demektir... Daha önemlisi, o güç kendini fark etmiştir... Yürüyen işçi yeterince görkemlidir, havai fişek istemez.

Asaf Güven Aksel 'ın Son Yazıları