Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Asaf Güven Aksel

Asaf Güven Aksel

“Uzay Yolu” ve Özgürlük

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:11 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:11

Geçenlerde yine o eski zamanları, çocukluğumuzu yad edesim geldi. Zagor’larım tükenmişti, bir dostumdan, “Uzay Yolu” dizisinin tamamını yürüttüm. Görece yeni neslinkini değil, Mr. Spock’lı 1966 versiyonunu. Bir heves, bir heyecan kuruldum karşısına. Ama olmadı. Tamam, elbet çocukluğumuzda izlerken aldığım keyfi tam olarak alamayacağımı biliyordum. Bize o zaman müthiş gelen olay ve aletlerin, öykülerin, maceraların, şimdi çok basit, kötü kurgulara dönüşeceğinin farkındaydım. Hem, bunca yılda “ışınlanma” ve gezegen gezegen gezme, zamanda yolculuk gibi şeyler dışında kalan her “fantastik” yönü gündelik hayatın parçası haline gelmişti ama, gene de bunlara karşın umduğum kadarını bile bulamadım.

Hatta, renkli oluşundan bile kuşkulanıp, siyah-beyaza da çevirdim. Olmadı. “Enterprise” olarak geçen adını “Atılgan” yaptım geminin. Olmadı. Zaten altyazıda “Atılgan” diye okusanız ne olur, o seslendirme olmadıkça. Ama o dönemin TRT seslendirmeli halini bulsam da sonuç değişmeyecekti besbelli. Anladım ki, bizi o diziye bağlayan büyülü atmosfer, sadece ekrandan yayılmıyormuş. Sadece o ekrana ilk kez, Keloğlan’ın masaldaki kutusu gibi bakıyor oluşumuz da değilmiş mesele. Aileniz, komşularınız, “tele-safir”leriniz, giderek mahalleniz, semtiniz, şehriniz, ülkenizle bileşik bir şeymiş bu. Yok, işin bu kısmına dalmayacağım, onun sonu gelmez. Ama, bu izleyişimde, yeni bir şey de fark etmedim değil. Soğuk savaşın izleri…

İlginç, geçen bunca zaman, izledikçe, bırakın maceraları, diyalogları bile anımsamamı engellememişti. Altyazıdaki metni, zamanında seslendirmede söyledikleriyle karşılaştıracak şekilde bir bellek şaşırtıcılığı bile çıktı ortaya. Ama nedense, diyalogları derinliğinde saklamış beynimde, verilen mesaj kısmı hiç yüzeye çıkmamış. Demek, o çocuk ezberine, bir büyük bakışı lazımmış bunu görmek için.

Gittikleri gezegenlerde, çoğu kez, kendilerinden çok ileri bir uygarlık kurmuş formlarla karşılaşıyorlardı. Kimi yorumcular, buraların “sahte cennet” tasviri olduğu görüşündeydi ve farklı sembolik anlamlar çıkarıyorlar, tanrıtanımazlıktan bile dem vuruyorlardı. Oysa çok basitti. Yiyecek, içecek, sağlık, eğitim gibi sorunları tümüyle halletmiş, hatta mülkiyet kavramı kalmamış toplumlar resmediliyor, ama tümüne, duygulardan arınmışlık, mekaniklik eşlik ediyordu. Atılgan personelini de, orada yaşamaya çağırıyorlardı hep niyeyse, bazen de zora başvuruyorlardı. Kaptan Kirk’ün yanıtı hep aynıydı: Cennetiniz sizin olsun, burada özgürlük yok. Biz insanlar, özgürlüğümüze tutkunuz, bunun için sorunlarla boğuşmayı severiz, duygularımızı kaybedemeyiz.

Sovyet planlı sisteminin başarılarının ve insanlığa vaatlerinin karşılığına, “özgürlük” söylemini çıkartan ABD metaforu ince ince işleniyordu. Çocukken fark edememişiz. Gemi subaylarından Chekhov’un Çehov’luğu gelmemiş aklımıza, onun her şeyi Rus icadı olarak tanımlayan çıkışlarına neden güldürüldüğümüzü de anlamamışız.

Tamam, o zaman çocukmuşuz, bu normal. Ve kimi bölümlerindeki bu içeriğe karşın, “Uzay Yolu” severek anacağımız bir parçamızdır hâlâ, o atmosferin bileşenlerini anımsatması yönüyle en azından.

İyi hoş da, buradan sonrasına nasıl devam etmeli? Bizim kuşağa nostaljik, yenilere soba başılık hikâye anlatır gibi, diziyle ilgili bilgiler, maceralar, anılarla mı, yoksa, şu metaforun günümüz uzantısı ve günümüz çocuk zihinlerine etkisiyle mi? Gönlüm birinciden yana olmakla beraber, işgal ettiğimiz yeri de o kadar hafifletmeyelim bence.

“Cennetiniz sizin olsun, biz özgürlük istiyoruz…” Açın bakın mealine. Sosyalizm sizin olsun, biz özgürlük istiyoruz. Üretim ve bölüşüm, sınıf, bireylerin sağlık, kültür, karın durumları umurumuzda değil, tek gezegendeki mekanik devlet despotluğuna karşı, özgürlük. “1984” tabloları çizen gelişmişliğe karşı, “deli-dolu neşeli insan” özgürlüğü.

Buradaki özgürlük kavramının içeriğinin, bütün o umursanmayanlardan bağımsız nasıl bir tanımla dolabiliyor olduğunu düşünecek değildik hoş, çocuktuk dedik ya. İnkâr edilemez boyuta gelmiş bir insan refahı sistemine, bu türden soğuk savaş propagandalarıyla bir karşıtlık oluşturmanın, bunu bir uzay dizisine yedirebilmenin inceliklerini deşifre etmeye kalksak, uzun eşek oynamaya gecikirdik.

Buraya kadar normal de, halen aynı dolmayı yutuyor olsaydık şu yaşta, bize ne denirdi? Üstelik, bu propagandanın etkisini kırmış, kendisini sosyalist olarak tanımlar olmuş koca adamlar olsaydık?

“Uzay Yolu”nun yeni versiyonu üretilse, ve bize sınıflarmış, üretimmiş, bölüşümmüş, emekçiymiş, sağlıkmış, eğitimmiş bunlara takılmayın, alın size bir cennetlere değişilmez özgürlük lafı denilse, biz de aval aval izlemeye devam etsek, Skati’nin bizi belirlenmiş koordinatlara ışınlayacağı hayalinin peşine takılsak, bunu çocuk saflığıyla açıklayabilir miydik bugün?

Asaf Güven Aksel 'ın Son Yazıları