Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Asaf Güven Aksel

Asaf Güven Aksel

Netleşme

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:17 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:17

Remil açmadık, kahve fincanına bakmadık. Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığında CHP’nin üç vakte kadar nasıl biçimleneceğini söylerken, sadece nesnel verilerle bir analiz yaptık. Baykal’ın apar topar tasfiyesine yol açan video görüntülerinin servis edilmesinin ne anlama geldiğini ele aldığımız yazıyı, “CHP, yeniden tanımlanmış misyonuyla, gelenin gideni aratacağı bir rotaya giriyor. Tasfiye edilen sadece Baykal değil, bütün yozlaştırılmışlığına, terk edilmişliğine karşın, bir imaj olarak üzerinde kalmış ‘kuruluş dönemi’ öğeleri olacaktır. ‘Tutucu, kalıpçı’ dedikleri yönlerin törpülenmesinden, ‘daha çağdaş’ olmaktan kasıt budur” diye bitirirken, Kılıçdaroğlu da kurultay konuşmasında “soldan” çıkış yapıyordu, sanki bize nazire olsun diye.

Bugün yine kurultay günü. CHP, partiyi seçimlere götürecek kadroları seçecekmiş blok listeden. Burada yer alacağı tahmin edilen Murat Karayalçın, katıldığı bir televizyon programında, “klasik cumhuriyetçiliğin” miadının dolduğunu ilan etti. Çıkış yolunu, bürokrat tavırlı köşelilikten çıkarak, halka daha yakın bir çizgiye oturmaktan geçiş olarak tanımladı. Bir anlamda, Kılıçdaroğlu’nun mayıs ayından bu yana icraatında dışlaşan “yeni çizgi”yi, görmek istemeyenler için teorileştirdi.

CHP, bir siyasal akım olarak, AKP ile farkının “temiz adamlar”dan ibaretliğini gösteren bir hatta ilerliyor, ilerleyecek. Zaten uzun yıllardır bir vehimden başka bir şey olmayan sol tandansı, yalnızca tabanındaki genetik koda sıkışıp kalmıştır.

CHP’nin solda bile bir “acaba” uyandıran kan değişimi olacağına varmış, bildik deyimle “gardırop Atatürkçülüğü” doğal seyrini izlemiş, sosyal tabanı ve ideolojik payandası erozyona uğradıkça, “safra”lardan kurtularak yükselmek istemiş, gidip sermayenin AKP temsiliyetinin kopyacılığına kapılanmıştır. “Biz bu işleri onlardan daha iyi yaparız” dışında bir iddiası yoktur bugün. Hani, o ucuz yapımların, “halk bunu istiyor”cu savunusuna paralel bir diz çöküştür yaşadıkları. İdeolojik mesnetlerinın, buna hızla evrilmeye teşneliği de artık tartışma dışı bir vakıadır.

CHP bu kabullenmeyi doğası gereği yaşar ve yerine getirirken, BDP yöneticileri de, TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’le halaya durdu, “bağımsızlıkçı” hareketin sınıfsal duruşuna ilişkin bir örtüyü kaldırdı. “İki dil” önermesine Genelkurmay’dan gelen itiraza karşı, AKP’ye dönerek, “askeri vesayet sürüyor mu?” şikâyeti yükselten BDP eşbaşkanları, siyaseten beklentilerinin adresini de gösterdiler ve “bu hükümetin meselesidir” demenin ferahlığıyla, halayda mendili biraz daha gösterişli salladılar.

Bir “millî” hareketin ittifaklar yelpazesini, Abdullah Öcalan, Fethullah Gülen cemaatinden, kendilerine yardımcı olmalarını isteyerek sergiledi. “İslam dininin hoşgörüsü”nü, birleştiriciliğini, inisiyatif almaya çağırdı. Bunun ittifak değil uzlaşma olduğuna vurguyla da, “hafifletici sebep” hedeflerken, çıtayı yükseltmiş oldu.

Remil açmadık, kahve fincanına bakmadık. Siyasal ve sosyal kümelenmelerin aldığı, alacağı şekillenmenin analizini yaptık. ABD’nin bütün bir bölgeyi, özel olarak da Türkiye’yi yeniden dizayn edişinin aktörlerini ve siyasal hamlelerini tanımlarken, kendi sınıfsal bakışımızı devreye soktuk, o kadar. Atıp tutturmadık, bilip söyledik. Bu yüzden, bize enteresan gelen hiçbir gelişme yaşanmıyor. Mersin’de bir barda Kürtçe türkü kaynaklı, yönü değişmiş bir cinayet işlenmesi de dahil…

Sosyalist solun bazı kesimlerinin, bütün bu gelişmeleri “girift” gibi algılamasına yol açan, atalete iten ve siyasal reflekslerini zayıflatan, kafasının netleşmesini engelleyen “postula”lardan kurtulması zaman alacak gibi. AKP’nin “rejim yıkıcılığı”nın tereddütler yaratması, münazaradan sıcak kavgaya geçişin prangası gibi duruyor. Cumhuriyet, Kürt sorunu, askerî vesayet. Bu “postula”lar, yıkıma direnecek bir cephenin, bir durdurucu gücün yaşamsal öneminin kavranamayışında kilit rol oynuyor. Olanca karşıt söylemlere karşın, uygulamalarda bir “yakınlık” duraksamasına yol açıyor.

Yine bu minvalde, artık “yetmez ama evet”çi olarak adlandırılan cepheye, AKP’nin faşizan uygulamalarından hareketle nanik yapmanın, “pişman oldunuz mu” demenin de, liberallerin bu dönemeçte üstlendiği bilinçli misyonu kavramamışlıktan, “komplo teorileri” dolmasını yutmuş bir iyi niyetten kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Anlayacağınız, bir yeniden şekillenme sürecinin, artık tamamlanmış ve onarılması mümkün olmayan yıkımın bütün bileşenleri, bunu önleyebilecek, süreci tersine çevirebilecek biricik güç dışında son derece net ve kararlı. Bu bileşenlere yönelik bütün “hayırhah” tereddütler, bir bulanıklık işaretidir.

Cepheleşme, aynı netliğin “bu taraf”ta sağlanmasını esas alarak yapılan bir çağrıysa, bundandır… Remil açtığımızdan, fincana baktığımızdan değil.

Asaf Güven Aksel 'ın Son Yazıları