Asaf Güven Aksel
Hıdırellez, Darağacı, Aydınlar
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Televizyonların haber bültenlerinde, hıdırellez "etkinlik"leri geniş yer tuttu 6 Mayıs'ta. Dileklerini ağaçlara çaput bağlayarak, kuma, toprağa çizerek, taşlarla resmederek dile getirenlerle görüşmeler yaptılar. Biri dedi ki, "bir şey olacağına inanmıyorum, ama gene de âdet yerini bulsun". Bu cümle, aynı gün Deniz'leri anma toplantılarına, eylemlerine katılan aydınların ne kadarı için de geçerlidir diye düşündüm. "Âdet yerini bulsun"cular da, en az liberal alçakların saldırıları kadar kirletiyor "üç fidan"ı. "Hatıra"larda kalmış bir günse 6 Mayıs, gitsinler, aynı inançsızlıkla, hıdırellez kutlasınlar, en azından bir geleneğin, bir sosyal ritüelin parçası olsunlar.
Hıdırellez, resmedilebilir şeylerin dilenmesidir. Bir ev, bir iş, bir eş, bir araba... Bir dünya nimetlerinden pay talebidir, ama, yaşamsal ihtiyaçların karşılanmasını da, sınıf atlama olanaklarını da, gökyüzünden umduran sınıfsal bir göstergedir de. Artık umudunu yitirmiş aydınların, yeryüzündeki iktidarlardan beklentilerinin, bel bağlayışlarının karşılığıdır.
6 Mayıs, aydınlar ve politik iktidar ekseninde, böyle bir ayrışmanın tutamağını veriyor. Yıllar öncesinin bir yazısını, epeyce kısaltarak yinelersek, belki bu minvalde, bir çağrıyı, günümüz koşullarında bir kez daha yapmış oluruz:
Alevler yükselir gökyüzüne... Bir hapishane avlusu düşer akıllara. Etrafında dönülür alevlerin, üzerinden atlanır, neşeyle, umutla... Darağacı kurulur. Yeşeren dallara bağlanır çaputlar... Kupkuru bir tahtaya, ilmekli ip gerilir. Resimler getirilir evlerden, taşlarla çizilir toprağa arzulananlar... Üç delikanlıya beyaz bir gömlek giydirilir. Gençler, işmar eder birbirine, şimdilik, her şey hoşgörülecektir nasılsa... Bir tabureye çıkarırlar delikanlıları, ipleri boyunlarına geçirirler. Takla atmak, işin en cakalı kısmıdır aynı zamanda tekerleme de şaşırmadan söylenmelidir... Taburelere tekme atmalarına gerek kalmaz, delikanlılar kendiliğinden yapar o işi. Şafak söker rivayet odur ki, Hızır'la İlyas, buluşmuşlardır semada, dilekler yerine gelecektir... Çın çın bir ses kalır, delikanlılardan geriye avaz avaz bir özlem...
Hıdırellez'dir 6 Mayıs. Umut ve dilek günü... Bir 6 Mayıs şafağında, Hızır'la İlyas, Deniz Gezmiş'in, Yusuf Aslan'ın, Hüseyin İnan'ın umut ve dileklerine, 12 Mart faşizminin ölümle yanıt vermesine de tanık olmuştur!
İnsanlar, ümit ettikleri, özledikleri gibi bir dünyada yaşasınlar diye, Hızır'la İlyas, Deniz, Yusuf, Hüseyin donunda iner, toprağa basarlar ayaklarını...
Ayaklarını toprağa basarlar!
Bu dünya değişmeli! İnsanlığın özgür, eşit, adil bir hayat özlemi ile bunların tam zıddı temelinde devinen kapitalizm, ağaca bağlanan çaputta da, idam sehpasında da karşı karşıya gelir. Bu dünya değişmeli dediğiniz anda, daha iyi bir dünya kurulmalı da demişsinizdir. Bir dilek olarak kalabilir bu, bir ateşin üzerinden atlarken sorunun çözümünü gökyüzündeki bir şavka bırakabilirsiniz. Ya da, dileklerinizin gerçekleşmesi için, gerçek dünyada, gerçek insanların oluşturduğu gerçek sınıflar arasındaki süregiden kavgaya girer, kaderinizi kendiniz belirlemek istersiniz...
Yaşanan dünyaya itiraz eden aydınlar, bir yol ayrımına gelirler, "bu dünya nasıl değişir" sorusuyla birlikte.
Kurulu düzene şiddetli eleştiriler yöneltmek... İnsanların ihtiyaçlarını karşılayacak toplumsal projeler üretmek... Kimi aydınlar, bu kadarının, görevlerinin sınırını belirlediğini düşünür. "Sorunları ve çözüm önerilerini dile getirdim." Bu aydınlar sanırlar ki, muazzam çelişkilerin temelinde bir idrak yetersizliği yatıyor. Ve nasıl olup da, bu kadar ayan beyan gördüğü ve gösterdiği şeyler kabullenilip hayata geçirilmiyor diye, şaşırıp, küserler...
Yazdıkları, konuştukları, daldaki çaput gibi rüzgârda sallanır... Gökten ağıp gelecek bir şavk bekler dururlar...
Dünya! Ya da, örgütlenmiş sınıf hâkimiyeti... İyi niyetlerin, temennilerin, dileklerin aydını, bu gerçeğin üzerinden atlamak zorundadır.
Bu dünyanın kötü olduğunu bilirler. Nasıl bir dünyanın daha iyi olacağını da. Burada durup, her iki dünyanın da iki çatışan sınıfla temsil edildiğinin dile getirilmemesi neden? Çünkü o zaman, bu kötü dünyanın, bir sınıfın iktidarından kaynaklandığını kabulleneceksiniz. "Değişmeli!" dediğiniz için de, bu sınıfın yerini bir başka sınıf iktidarının alması gerektiği noktasına varacaksınız. Gerçek dünyada fanteziler iş görmez her zaman, iktidar kavramını sözlüklerden ne kadar silerseniz silin, sınıflı toplumlarda, özlenenlere ulaşmanın başka bir formülü yoktur. Emekçi iktidarını hedeflemeyen bütün projeler, var olan iktidara eklemlenmek, bu dünyayı kabullenmek ya da kendi kabuğunda zararsızca yaşamak zorundadır, ne kadar keskin itiraz yöneltirse yöneltsin.
Dünyayı değiştirmenin tek yolu iktidarı hedeflemek, iktidarın tek yolu da örgütlenmektir. Bunu söylediğiniz anda, aydınlar bir yol ayrımına daha gelirler. Mesleki örgütlenmeler, baskı grupları, sivil toplum kuruluşları... Aydınların çoğu, örgütlülük belgesi olarak bunları gösterirler size. Kötü dünya, bir idrak yetersizliğinin sonucu mudur, yoksa bir iktidar biçimi mi? İktidar biçimiyse, o iktidarın hüküm sürdüğü yerde, hangi mevzi mücadele kalıcı başarıya ulaşabilir?
Ben böyle bir dünya istemiyorum! Biçare aydın, bu basit sloganı attığından beri, başı beladadır. Arzuladıklarının, taşla toprağa çizilmiş şekilden ibaret kalmasını istememektedir. Öte yandan, o zaman, istediklerinin gerçekleşmesi için gerekeni yap diye dayatılmaktadır kendisine. Dünyanın değişmesinin, örgütlenmelerin en üst aşaması parti çatısı altında verilecek iktidar mücadelesinden geçtiğini bilmektedir. Ve Mr. Hyde çıkar gelir. Toplumun sorunlarından, kişisel sorunlarına sıçrar aydın: Parti, yaratma özgürlüğümü sınırlar! Beni propagandacı derekesine indirir! Seslendiğim kitleyi daraltır! Eleştiri hakkıma set çeker!
Sehpayı tekmelemelerine meydan vermezler.
Yaşanan bir yığın ilkellikten ağzı yanmıştır doğrusu aydının. Haklıdır ürkmekte. Ama, o ki bu bir "propagandif" yazıdır, "kaba indirgemecilik"te sakınca yok, "derinlik" kaygısı duymadan akıl yürütelim... Beni kısıtlayabileceği için partiye karşıyım... Partiler, sınıfların politik iktidar araçlarıdır politik iktidar araçlarına karşıyım... Politik iktidar, yaşanan dünya demektir... Yaşanan dünyanın değişmesi için kullanılacak araca katılmaya karşıyım...
Bir çaput sallanır rüzgârda...
Bu dünya değişmeli diyen aydının, geldiği noktada, dili varıp da söyleyemediği samimi ikrarı şudur: Bireysel yaratımımın kısıtlanması ihtimaline karşı, bu dünyayı kabulleniyorum... Kabullenme ve özgürlük! Zavallı aydın...
Etrafında dans edilen ateş ve üzerine yürünen ateş. Özlemler, dilekler ve bunları gerçek hayat kılma kavgası. Hıdırellez ve Deniz, Yusuf, Hüseyin.
"Bak! İşte dünya!" Aydın, ellerini kapatıyor yüzüne, "evet," diyor, "biliyorum, işte benim özgür olduğum dünya o!" Bitiyor, yaldızlı laflarla örülü senaryo... Bir çaput kalıyor geriye.
Bir de devrilmiş sehpa...