Sakın Yıldıray Oğur ‘Müslüman Kardeş’ olmasın?

28/08/2012 Salı
Sakın Yıldıray Oğur ‘Müslüman Kardeş’ olmasın?

Merakla bekliyorduk iki sakalı kıyaslamaya kalkışacak bir aklıevvel çıkacak mı diye… Çıktı.

İki sakal, yani önce Küba’da sonra Bolivya’da devrim için savaşan Che’ninkiyle Ortadoğu’da gırtlak kesen ÖSO’cu, El Kaideci, Müslüman Kardeş ya da Selefi sürülerinki.

Evet, yanlış okumadınız.

Ezilen halkların faşist cuntalara, emperyalist zorbalığa karşı verdiği kurtuluş mücadeleleri ile Amerikan desteği ve Suudi parasıyla Arap halklarına “bahar” yaşattığı söylenen güruhun mücadelesini birbiriyle aynı kefeye koyan bir aklıevvel çıktı.

İspanya İç Savaşı, Yunan İç Savaşı neyse bugün Suriye’de olan da oymuş!

Che Bolivya’da ne yapmışsa, hani şu Libya asıllı İrlandalı Mehdi el Harati gibiler de Halep’te onu yapıyormuş!

(Mehdi el Harati de kim diye soran olursa şu haberimize bakmalarını öneririm: ABD’nin maaşlı ‘devrimcileri’ şimdi de Suriye’de)

ABD’den maaş alıp önce Libya’da bugün de Suriye’de “devrim” yapan sakallılarla Bolivya’da katledilen Che’ninki arasında ne fark var diye soruyor Taraf’ın sakalsızı…

Yıldıray Oğur, Antakya'ya bağlı Yeşilpınar beldesinde geçen hafta sonu düzenlenen “Barışa Çığlık” forumunu dolamış diline bu kez. Söylediklerini kendisi ve yazdığı yayın organı bir “cesaret” örneği olarak görüyor olabilir. Ne de olsa “söylenemez olanı söylemiş”:

“Başka ülkelerden gelen askerler için suç duyusu yap, ardından da Bolivya’da savaşırken öldürülen Arjantinli Che Guevara’ya selam gönder.”

“Böylesine bir baş çelişki ancak Türkiye soluna yakışır.”

Oysa bu sözlerin “söylenemez” kabul edilmesi cesaret gerektirmesinden değil, söz sahibinin inanılmaz cehaletini ve okurunu aptal yerine koymasını yansıtmasından kaynaklanıyor. Ancak belli ki Oğur için ayıbın da, edebin de, okurun da, aklın da önemi yok. O “hepsi sakallı, ne farkları var” diye sormaya cüret ediyor.

Dışişleri Bakanı’nı savunuyor. Apaydın Kampı’na kimsenin sokulmamasının nedeni basitmiş: Güvenlik!

Kendisi cahil, okurunu aptal yerine koyuyor bunları anladık. Ama bir de sahtekar olduğunu anlıyoruz.

“Güvenlik” nedeniyle kimsenin sokulmadığı o Apaydın Kampı’nda silahlı unsurların barındığını bizzat Dışişleri Bakanı söylüyor. Ancak o silahlı unsurların Suriye sınırına 2 kilometre mesafede ne aradıklarına ilişkin tek söz yok. Aynı silahlı unsurların silah bıraktıklarına ve mülteci statüsü için başvurduklarına ilişkin de tek söz yok. Yani oradakiler mülteci falan değil, silah bırakmış da değil.

Bugün soL portalda yazdık. Eğer başka bir ülkede çatışmalara karışmış silahlı unsurlar bir diğer ülkeye sığınırsa, o diğer ülkenin yapması gerekenler belli: O unsurları sivillerden ayıracak, silahsızlandıracak ve sınırdan uzak yerlere götürerek enterne edecek.

Bunlardan hangisi yapılmış?

Bunlardan herhangi birinin yapılmadığını herkes biliyor. Dahası aynı unsurların diğer kamplardan militan devşirdiğini de herkes biliyor. Yani, Oğur’a göre, “güvenlik” nedeniyle hiç kimsenin sokulmadığı Apaydın Kampı’ndakiler gibi unsurlar, aslında Türkiye’ye gelen bütün mültecilerin ve de kampların bulunduğu Türkiye kentlerindeki halkın güvenliğini tehlikeye atıyor. Üstelik bunu yapmaları için Suudi Arabistan ve Katar’dan para alıyor, AKP hükümetinden destek görüyor ve CIA’nın sevk ve idaresinde çalışıyorlar.

Bunların hepsini gazeteler yazıyor mu, yazmıyor mu? Bunların hepsi resmi ağızlardan söylendi mi söylenmedi mi?

Artık gün aşırı aynı grupların yandaşlarının Suriye’de gırtlak kestiği, insanları binaların çatılarından aşağı fırlattığı görüntüler yayınlanıyor mu yayınlanmıyor mu?

Ama Oğur gibilere göre bunlar güvenliği tehdit edenler değil, aksine “güvenliği tehdit altında olanlar”!

Aynen şöyle yazıyor Taraf’ın sakalsızı: “Dışişleri Bakanı Davutoğlu ‘Güvenliklerinden kaygı duyulan kişiler orada kalıyor’ diyor. Daha açık nasıl anlatılabilir. Siz o kampta kalan insanların kaçtıkları düşmanlarıyla dayanışma içindesiniz. Kadın sığınma evine Maço Erkeklerle Dayanışma Derneği’ni de almazlar mesela. (O sloganlardan anlıyoruz ki Hatay’da sadece muhalif mülteciler yok, Esedciler de var. O mültecilerden şikâyetçi olan o Esedciler olmasın?)”

Psikolojik harp teknikleri konusunda eğitimli belli ki… “Sakın o mültecilerden şikayetçi olanlar Esedçiler olmasın”mış…

“Suriye’de halk Esad’a karşı savaşıyor” yalanının tutmadığını, hiç kimsenin bu kara propagandayı yutmadığını, bölge halkının ise hiç yutmadığını birinin bu şahsa anlatması gerek.

Tıpkı NATO uçaklarının kanatları altında Libya’da iktidarı alanların “devrimci” olduğu palavrasını hiç kimsenin yutmaması gibi…

Bölgedeki insanları Esad’a sahip çıkmaya ittirenin ne olduğunu gayet iyi biliyorlar: Kendi yalanları!

Emperyalizm ve işbirlikçilerinin Suriye’de yedikleri haltları teşhir edenlerin Esad’a meyledenlerle sınırlı olmadığını da gayet iyi biliyorlar. Hepsini aynı kefeye koymak, “düşmanı” tek tipleştirmek iyi bilinen bir psikolojik savaş taktiği… Ama bu taktikleri artık o kadar çok kullandılar ki artık halk bu numaraları nerede görse tanıyor.

Kısacası halk iki sakalın farkını çok iyi biliyor ve soruyor: Sakın Che’nin sakalıyla Suriye’deki İslamcı şürekânın sakalının aynı olduğunu söyleyenler sakalsız Müslüman Kardeş olmasın…

ÖNCEKİ YAZILARI

AKP ‘direnci’ artırıyor 03/01/2019 Perşembe
‘Popülist’ şebekenin icadı 13/12/2018 Perşembe
Yatacak yeri olmayanlar 06/12/2018 Perşembe
Nabıcaz be Kamil? 23/03/2018 Cuma
Serin savaş 16/03/2018 Cuma
Yobazın ölümü 23/02/2018 Cuma
Arabadan inen öküz 16/02/2018 Cuma
Erdoğan’ın seferi 08/02/2018 Perşembe
Şov devam ediyor 26/01/2018 Cuma