Sol ve Haziran temsiliyeti

22/05/2014 Perşembe
Sol ve Haziran temsiliyeti

Gezi Parkı’nda başlayıp tüm yurda yayılan ve bir halk ayaklanmasına dönüşen Haziran Direnişi’nin yıldönümündeyiz.

Bu bir yılın ardından Haziran’a, bütün sıcaklığını hissetmeye devam ederek ama bir o kadar da soğukkanlı bakmaya ihtiyacımız var. Zira nasıl “coşku ve heyecan” devrimciliğin vazgeçilmez unsurlarıysa, en az onlar kadar “akıl” da başa yazılmalı. O akıl, Haziran’ın ortaya çıkardığı enerjinin, sisteme devrimci yanıtlar üreteceği noktalara yoğunlaşmalı. Coşku ve heyecan ise bu yoğunlaşmadan üremeli. Devrimcilik de.

Kısa bir hatırlatma o zaman…

Evet Haziran bir halk ayaklanmasıydı.

Kitlesel ve yaygındı. Cüretli ve cesaretli, inatçı ve kararlıydı.

Sekülerdi. Aydınlanmacı ve özgürlükçüydü. Eşitlikçiliğe de öyle mesafeli değildi.

Haziran’ın ardından hiçbir şey eskisi gibi olmadı. “Bu daha başlangıç…” sloganı haklıydı. Düzen cephesinde ayar iyiden iyiye bozuldu, meşruiyet sarsıldı. Sol, yıllar sonra kendini yeniden ve yeniden var edebilecek toplumsal kanallarla yan yana gelme şansı yakaladı. Meşruiyet güçlendi. Bir başka deyişle “marjinallik” sağa, “meşruiyet” sola, hatta sosyalizme açıldı.

CHP’nin sağa demir atarak sonuç alamamasının bir boyutu da budur. Sağ, Haziran’dan sonra marjinaldir.

Konumuz CHP değil, sol. Sol ise Haziran’dan bir yıl sonra devrimcilik-meşruiyet-marjinallik salınımını, başta söylediğim “soğukkanlılıkla” değerlendirilmek zorunda.
Haziran’a dair yukarıda yapılan tanımlamaların tamamı “coşku” ve “heyecan” yaratır. Yaratmalıdır da. Ama sol sadece bu tanımlardan enerji alıyor, Haziran’ın ortaya çıkardığı toplumsal kesimlere, bu kesimlerin adlı adınca örgütlü kılınmasına odaklanmıyor ise sol adına elde kalan şekilsiz bir devrimci demokrat tarzdır. Bunun Haziran’ın toplumsallığıyla kurabileceği ilişki son noktada Bahariye’de ara sokakta yakılan ateşin arkasındaki üç-beş kişiye penceresinden yarı öfkeli, yarı ürkek bakan gözlerdir.

2014 1 Mayısı için de bu hatırlatmayı yapabiliriz. Zor aygıtının koşulsuz şartsız devreye sokulduğu durumda, direniş haktır ve meşrudur. Hele hele Haziran’dan sonra daha fazla böyledir. Ancak solun, 1 Mayıs’ta devletin zor aygıtının aynı zamanda hesaplaşmanın gerçek bağlamından koparılmasına da neden olduğunu görmesi gerekir. Bu görülmelidir ki, 1 Mayıs günü sokaklardaki “şanlı direniş”, 1 Mayıs akşamı kimseye yetmemelidir.

Coşku, heyecan ve akıl dedik. Ben aklı tartışmaktan yanayım.

Sol bu konudaki üstünlüğünü yitirmemelidir. Sol aklını sokakta bulmamıştır. Sokak solu değil, sol sokağı örgütlemelidir. Sol daha fazla vakit kaybetmeden Haziran’ın ortaya çıkardığı toplumsal kesimlere odaklanmalıdır.

Peki kimdir bu kesimler?

En başta kadınlardır. İkinci Cumhuriyet’in muhafazakar kabına girmeyi reddeden Haziran’ın kadınlarının sosyalist hareketle buluşması, aynı zamanda sosyalist hareketin kentli bir emekçi damarla bütünleşmesi anlamı da taşıyacaktır. Bu konudaki zaaflara ve olanaklara değinen son derece ufuk açıcı yazı, Kemal Okuyan’ın 8 Mart tarihinde soL gazetesinde yazdığı cüretli yazısıdır. Haziran’ın yıldönümünde bir kez daha okunmayı hak etmektedir.

Bir diğeri gençlerdir. Sınıfsal değil ama bir toplumsal kategori olarak Haziran’ın enerjisinde gençlerin kapladığı alan tartışmasızdır. Lise ve üniversiteler Haziran direnişinin sokağa taşan merkezleridir. Bu iki merkezde bağımsızlıkçılık ve özgürlükçülük iplerinin ucu mutlaka eşitlikçiliğe bağlanmalı, sosyalizm ile bağını kurmalıdır.

Haziran direnişi, aynı zamanda emekçi bir karakter de barındırıyordu. Direnişin işyerlerine taşınamamış olması bir vakadır ancak Haziran’da işçi sınıfına dair söylenecek bundan çok daha fazlasıdır.

Türkiye işçi sınıfının en eğitimli kesimleri Haziran’da düzenle bağlarını atmıştır. Bu bağın bir yıl sonra yeniden tesis edildiğini kim söyleyebilir? Haziran’ın en önemli işyeri eylemi sayabileceğimiz “NTV protestosunu” yapan plaza çalışanları bu bir yılın ardından solun çok mu uzağındadır?

Sınıfın sanayi merkezli çekirdeği, gövdesiyle Haziran’da yer almamıştır ama vardiyası biter bitmez kah mahallesindeki protestolara katılan, kah sabaha karşı biten kilometrelerce yürüyüşün ardından ilk duraktan bindiği otobüsle işe yetişen işçiler herhalde buharlaşmamıştır. Onlar hâlâ fabrikalarda, atölyelerde, işliklerdedir.
Sol -bizim için aynı anlama gelmek üzere sosyalist hareket- Haziran temsiliyetini ancak ve ancak bu noktalardan kurabilir.

Ötesi içi boş Haziran güzellemelerinden başka anlam taşımıyor. Aradan bir yıl geçti ve solun bugün en son ihtiyacı olan şey “Haziran goygoyculuğudur”.