Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Krizin içinde başkanlık arayışı

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 02:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 02:08

OHAL baskısı ve korkusuyla yaşarken yeni anayasa ve başkanlık tartışmalarına girmek, 12 Eylül 1980 sonrası dönemi anımsatıyor. 80’de darbe sonrası askeri yönetimden, güçlü yürütme dönemine geçildi. Bugün, darbe girişimi sonrası OHAL yönetiminden başkanlık yönetimine geçiş planlanıyor. Adına demokrasi denilen, herkesin gözü önünde tekrarlanarak akıp giden ama hep kötüye giden bir yönetim tarihi...

Her iki dönemde de yeni anayasaya sığınan, her iki dönemde de baskıcı hukuka sarılan yanılsamalar. 1980, parlamenter sistem içinde güçlü yürütmeye geçilen, hakları veriyormuş gibi gösterip budayan, laikliği kısmen koruyan, yargıyı yürütmeye iliştiren otoriter bir anayasaya razı etti. 2016, parlamentosu şeklen var olacak ama başkanlık sistemine geçilecek, yargısı tam bağımlı, antilaik, daha otoriter bir anayasaya razı etmeye çalışıyor.

Anayasalar değişime sokuluyor, yönetim sistemleri değişime sokuluyor, hukukla oynanıyor ama “yapı” aynı… Üretim ve mülkiyet ilişkileri, sınıflı toplum, sömürü düzeni hep yaşıyor. Seçimden seçime indirgenmiş, seçim dışında keyfileştirilmiş demokrasi de kurtarıcı olarak gösteriliyor.

İçeriği, sınıfsal içeriğinden ayrılamayan demokrasi adına sürpriz yok aslında. Aynı şekilde, içerikleri sınıfsal içeriklerinden ayrılamayan devlet ve hukuk adına da sürpriz yok.

Genel oy hakkının mücadelelerle kazanılması tarihsel gerçek olduğu kadar, aynı oy hakkının egemen düzen için nasıl kılıktan kılığa sokulduğu da tarihsel gerçek. AKP de, payandalarıyla birlikte “fiili durum”un hukusallaştırılarak meşrulaştırılması için genel oy hakkına sarılıyor. Payandalar, doğrudan destek verenlerden ibaret değil elbette; demokrasiyi kendisine perde yapan, masumiyete sığınan siyasiler gibi örtülü olanları da var.

Ekonomi politik antenler, kimlerin nasıl rol üstleneceği ve nasıl destek vereceği konularında uyarı ve yönlendirme görevlerini ihmal etmiyor.

AKP’nin 15 Temmuz öncesi dönemde aralıklarla gündeme getirdiği yeni anayasa çalışmaları üzerine yazarken, “anayasaların yaratmayacağı, olanı yansıtacağı” gerçeğinden hareketle, yeni anayasa şablonunun AKP tarafından yapılanların yansıması olacağını söylemiştik. Bugün de aynı şablon kullanılacak, OHAL döneminde yapılanlar yeni anayasaya yansıyacak. Yeni anayasa ve başkanlık sistemi için MHP Başkanına söyletilen, AKP tarafından da onaylanan “fiili durum” tam da bunu anlatıyor. Açık/gizli payandalar bu demokrasi oyununa sarıldıkça, suskun ve eylemsiz kalındıkça, gerçekler anlatılıp doğru siyasal önderlik yapılmadıkça aynı terane sürecek.

Tarih, otoriter iktidarların kişisel ya da partileriyle demokrasiyi nasıl tahrip ettiklerinin örnekleriyle dolu... Tarih, “köle sahipleri arasındaki demokrasi” örneklerini yansıttığı gibi, “patronlar arasındaki demokrasi” örneklerini de gözümüzün önünde seriyor.

Parlamenter sistemle birlikte ısrarla savunulan kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı, yürütme, yasama ve yargıdan oluşan denetim mekanizmaları da, kimi olumlu gibi gözüken teknik denetim örnekleri dışında sermaye sınıfının özünü koruyor.

Başkanlık sistemi gibi, parlamenter sistemi geriye atan, bakanlar kurulunu atamayla yapan, yargıyı “başkana bağlı” kılan, karar ve denetim mekanizmalarını tek kişide toplayan, siyaseti partilerden ve çeşitlilikten kurtarıp kişiye endeksleyen modellere, mevcut düzen içinde karşılaştırmalar yaparak, “bu kötü şu iyi” gibi nitelendirmelere sığınarak bakmak, özde bir şey değiştirmez.

Parlamenter sistemle başkanlık arasında kötü-iyi karşılaştırması, sömürü düzenine hangisinin daha iyi hizmet edeceği, hangi modelle daha çok sermaye birikimi ve kâr elde edeceği, emekçilerin mücadele gücünün nasıl sindirileceği meselelerine yanıt aramaktan başka bir şey değildir. Bu tür arayışlar, canavarın elbise değiştirmesi, katilin saç sakal uzatıp hırsızın gözlük takması gibi yanıltıcıdır.

OHAL ve yeni anayasa etrafındaki siyasal kaynaşma da yanılsamadır.

Bugün “fiili durum” denilen şey, fiili başkanlık, keyfi demokrasi ve keyfi hukuk içinde sermaye düzeni adına istikrar arayışıdır. Getirilecek olan da bu keyfi demokrasinin başkanına, yine sermaye düzeninin istikrarı uğruna meşruiyet kazandırılmasıdır.

En kolayı yeni anayasa ve başkanlık sistemi için gerekçe yazımı: terör, silahlı çeteler, savaş, cinayetler, katliamlar, bombalar, işten atmalar, tutuklamalar, baskılar ve de darbe girişimi… Paslanmış devletten ve OHAL’den kurtulma, hızlı ve etkin karar alma… Bir de muhtarlara seslenişlerden, “parlamenter sistem gökten zembille inmemiştir”, “ülkemizdeki parlamenter sistemin işleyişinden memnun olan var mı? Devamlı darbe üstüne darbe getiriyor” gibi eklemeler yapıldı mı gerekçe hazır olur.  

1980’lerin “darbeden sonra” filminin yeni versiyonu “darbe girişiminden sonra” adıyla vizyona sokulmaya çalışılıyor. Darbeden sonra filminde, devlet başkanı, cumhurbaşkanı sıfatını kazandı. Darbe girişiminden sonra filmi, cumhurbaşkanına başkan sıfatı kazandıracak şekilde yazılıyor.

Sermayenin, gericiliğe ve paraya dayanarak oluşturduğu demokrasisinde devletin “şöyle ya da böyle” şekillenmesi, krizlerin ve çaresizliklerin çözümü değil, dışa vurumudur. 

Kılıf değişse de içi aynı. Kılıf değişikliği “seçim”e bağlandıkça adı demokrasi oluyor. Lenin’den anımsatırsak; “bir liberalin genel olarak demokrasiden söz etmesi doğaldır. Ama bir Marksist asla şunu sormadan edemez: “hangi sınıf için?"

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları