Ali Rıza Aydın
Emperyalizm ve hukuk
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:48 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:48
Ali RIza Aydın'ın “Emperyalizm ve hukuk” başlıklı yazısı 24 Ocak 2013 Perşembe tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
24 Ocak 1980… Neoliberalizmin, kararlarıyla 12 Eylül faşist darbesine giden yolun sondan önceki durağına yerleştiği gün…
24 Ocak 1993… “Emek-sermaye ikileminde sömürü kalkmadıkça sol ve sosyalizm yaşayacaktır” diyen araştırmacı gazeteci, yazar, hukukçu Uğur Mumcu’nun arabasına yerleştirilen bir bombayla vahşice öldürüldüğü gün…
Bu iki olayın aynı güne çakışması iki şekilde düşünülebilir: Birincisi, Uğur Mumcu’nun katlindeki gerçeğin, onun gibilere dayanamayan emperyalizm olması ikincisi, sömürü karşısında dik duranların, ne yapılırsa yapılsın yok edilemeyeceği… Yeni sömürgecilik tüm vahşiliğiyle yaşamaya devam etse bile, sömürdüğü ve ezdiği sınıfların savaşımını yok edemiyor. Tıpkı Uğur Mumcu’yu ve direnişi yok edemediği gibi… Uğur Mumcu’nun eserleri kuşaktan kuşağa aktarılırken, genç araştırmacı gazeteciler, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nda savaşım cephesini birer birer dolduruyor.
“Emperyalizm ve hukuk”, Uğur Mumcu’nun 4.12.1975 günlü yazısının başlığı… Şöyle diyor: “Hatırlarsınız, bir zamanlar radyolarda ‘Köy Saati’ adıyla bir program yayınlanırdı. Bu programda ülke sorunları, köylü yurttaşlarımıza anlaşılır biçimde anlatılırdı. Bu program bazı çevrelerde tepkiyle karşılandı ve program yapımcısı Abdullah Yılmaz, mahkemeye verildi. Yılmaz’ın suçu, boraks madenlerinin devletleştirilmesini istemesiydi. Yargılama sonunda Abdullah Yılmaz mahkum oldu. Gerekçesini öğrenmek ister misiniz? Emperyalizmi kötü göstermek... Yani, bu karara imza atan saygıdeğer yargıç, boraks madeninin devletin elinde olmasını savunan bir görüşü, ‘emperyalizmi kötü göstermek’ diyerek gerekçesine yazabiliyor.” Ve Mumcu devam ediyor: “Türkiye’de solcu düşünce ve eylemin gündeminde emperyalizme karşı savaş yer almaktadır. Temelinde, ‘milli mücadele ruhu’ yatan bir devletin, emperyalizme karşı savaşı bir devlet felsefesi yapması gerekirken, tersine, emperyalizme karşı olmak, suçların en büyüğü sayılmaktadır.”
Uğur Mumcu’nun bu kendine özgü söylemi, aslında bugünü de anlatmıyor mu? ABD’nin emperyalist politikalarını kusursuz uygulamaya soyunmuş AKP, NATO’yu da arkasına alarak öylesine bodoslama gidiyor ki, neleri ve kimleri ezip geçtiğinin farkında bile değil. Gün gelip o ABD kendisini ezerse farkına bile varmayacak. Anayasa, hukuk hak getire… Almanya ve Hollanda, füzelerle askerleri Türkiye’ye gönderirken kılı kırk yarıyor, parlamentolarını devreye sokuyor. Bizimkilerin kılı kıpırdamıyor, akılları fikirleri Suriye’de. NATO Anlaşmasına sığınıp susuyor, aynı suskunluğu Meclis’e ve topluma da dayatıyorlar. Her zamanki ve her alandaki hukuk katli burada da yaşatılıyor, NATO ile anlaşma Anayasa’nın da, egemenlik hakkının da üstünde sayılıyor. Hiçbir uluslararası anlaşma Anayasa üstü olamayacağı gibi, meşru ve mutlak sahibi halk olan egemenliğin de üstünde olamaz.
NATO, emperyalist niyet ve eylemlerin ortaklığı ve aracıdır. Sürekli strateji değiştirmektedir. Mutlak güç değildir, ulus egemenliğinin üstünde de değildir. NATO adına yapılanlar, halklar nezdinde onaylanmadıkça meşruluğundan söz edilemez. Bugün Türkiye’ye yerleştirilen, belirsizliğini ve sınırsızlığını koruyan NATO füze ve askerlerinin de meşruluğundan söz edilemez. Asıl tartışılması gereken ise değişen stratejilerle, halka karşın yürürlüğünü koruyan NATO Anlaşması olmalıdır.
Terörizmle savaşıyorum diyerek, teröristlerle bir devlet yönetimini yıkmaya yeltenmek, yıkılmak istenilen devletin saldıracağı gerekçesiyle NATO füzelerini ve askerlerini işbirliği yapılan ülkeye yığmak tam da ABD merkezli emperyalizmin işi… Satrancın piyonları Türkiye’den, filleri ve atları Almanya’dan ve Hollanda’dan… Yenecek ise piyonlar yensin, filler ve atlar ayakta kalırsa tırtıklasın, şah tüm zenginliklere el koysun.
Emperyalizm, demokrasiyi, hukuku ve yargıyı kullanmayı, hukuksuzluğu ve adaletsizliği hukuk adı altında sunmayı iyi beceriyor. AKP de bu konuda iyi yetişti, elinden geleni ardına koymuyor. Ülkeyi savaş ateşinin ortasına itiyor. Sorun, emperyalizmi ve AKP’yi merkez yapıp etrafında uydu gibi dolaşanlarda.
Türkiye, uzun zamandır, yanılsamalar ile gerçeklerin bir arada yaşandığı, yanılsamaların gerçekleri perdelediği bir dilime yerleşti. Bir yanda, üretim ilişkilerinin yarattığı yönetim ve hukuk, diğer yanda, keskinleşen sömürü ve adaletsizlik… Demokrasi ve hukuk, emperyalizmin politikaları için, gericilik için maske ve güvence olarak kullanılıyor. Halkın umudu ise “sömürü kalkmadıkça sol ve sosyalizm yaşayacaktır” diyenlerde… Yeter ki el ele verilsin.