Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Demokrasi ve hukuk altında kaybolan cumhuriyet

Kurtuluş ve cumhuriyetin kuruluşu burjuva demokrasisiyle, anayasayla gelmedi. Emperyalizme, rakibini boğarak sürdürülen saltanata ve hilafete karşı, ümmetçiliğe karşı bağımsızlık, aydınlanma, yurttaşlık ve laiklik savaşıyla, devrimle geldi.

Yayın Tarihi: 10.09.2025 , 20:59 Güncelleme Tarihi: 11.09.2025 , 19:52

Demokrasi dillerden düşmüyor. Demokrasi yanılsamasını yaratanlar, demokrasiyi yalnızca kendi çıkarına kullananlar, demokratik düzende sömürülenler ve boğulup kalanlar, demokrasi olunca her şey düzelecek diyenler bir arada. Özgürlük adı altında tam garabet hali…

Anayasaya bakarsak bolca “demokrasi”den söz ediliyor. “Demokratik hukuk devleti”, “demokratik toplum düzeni” esas. Daha “Başlangıç” Bölümünde, hiçbir kişi veya kuruluşun bu Anayasada gösterilen özgürlükçü demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş düzenin dışına çıkamayacağı belirtiliyor ki “Başlangıç”ta belirtilen temel ilkeler Anayasanın 2. maddesine göre cumhuriyetin temel nitelikleri arasında ve değiştirilemez.

Anayasa Mahkemesi, demokratik düzeni “eşit kullanım”, “kişilere ve topluma huzur ve adaletli bir düzen sağlama” ilkelerine bağlıyor ve “demokratik hukuk kuralları” içinde kalınması uyarısını yapıyor.

Yine Anayasa Mahkemesine göre: “Demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez ögesi sayılan siyasi partilerin hepsi devlet için aynı değer ve sırada”. “Birinin öbüründen üstünlük ya da önceliği, yakınlık ya da uzaklığı asla söz konusu değil”. Özsöz olarak “Anayasaya göre iktidar ve muhalefet partileri devlet katında eş düzeyde”.

Ne gezer? Siyasal iktidar Anayasa ve Cumhuriyet ilkelerinin dışına çoktan çıktı. Güncel olaylarda da görüldüğü üzere Anayasayı da Cumhuriyetin temel ilkelerini de yok sayıyor. Kendisinden ve iktidar ortaklarından başka siyasi faaliyete, demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmezi siyasi partilere, seçme ve seçilme haklarına izin vermeme girişiminde.

15 Haziran 2015 genel seçiminden 1 Kasım 2015 genel seçimine AKP lehine sıçrayış unutulmadı. Mühürsüz oylar unutulmadı. Seçimle gelen belediye başkanları ve meclis üyelerinin başına gelenler unutulmadı, aynı saldırı devam ediyor. Parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olması gereken siyasi partilere el atmalar devam ediyor.

Yurttaşların “bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma hakkı” anayasal güvence altındayken bu faaliyetin siyasal iktidarın egemenliği altına alınması isteniyor. Yasama ve yargısıyla tüm anayasal kurumlar bu tavra engel olamadığı gibi, sessiz kalarak ya da taraf olarak destek oluyor. Organize saldırılar hız kesmiyor, yaygınlaşıyor.

Emekçi halk sömürücülerin ve gericilerin işbirliğiyle örgütsüz sessizliğe mahkum edilirken sınıfsal savaşımdan uzaklaştırılıyor ve gittikçe yoksullaşıyor. 

Tek çıkışı seçimde arayanlar, sandığın yıllardır sömürücülerin ve siyasal iktidarın çıkarına bir aldatmaca aracı haline getirildiğini unutuyor.

Uzlaşmacılık emekçi halka zarar vermekle kalmıyor; sömürücülerle, siyasal iktidarla, gericilerle açık ya da örtülü uzlaşanları da yiyor. Örgütsüz kalındıkça, sınıfsallıktan uzaklaştıkça, kapitalist/emperyalist ve gerici düzene göz yumdukça hilkat garibesi haliyle sömürü düzeni devam edecek. 

Sahteliklerle dolu burjuva demokrasisine bel bağlayarak, gerçek hakları din özgürlüğü ve kul hakkı altına süpürerek, kanun önünde eşitlik diyerek, sömürücü sınıfın ve siyasal iktidarının egemenliğine ve keyfiliğine göz yumarak, onlardan hukuk ve adalet bekleyerek, liberalizme sarılarak, emperyalist projelere barış diyerek kimse kimseyi kandırmasın.

Kurtuluş ve cumhuriyetin kuruluşu burjuva demokrasisiyle, anayasayla gelmedi. Emperyalizme, rakibini boğarak sürdürülen saltanata ve hilafete karşı, ümmetçiliğe karşı bağımsızlık, aydınlanma, yurttaşlık ve laiklik savaşıyla, devrimle geldi.

Bugün cumhuriyet demokratik ve laik hukuk devleti yanılsamasıyla halkın elinden alınmaya çalışılıyor.

Demokratik, laik hukuk devleti, cumhuriyet ve ilkeleri içi boşaltılsa dahi hoş gözüküyor. Ancak kapitalist/emperyalist düzende, sömürücü sınıfının egemenliğinde başta emekçi halk olmak üzere tüm sömürülenler cumhuriyet içinde sayı olarak ve emek gücünde meta olarak varlar; ne katılımcı olabiliyorlar ne söz ve karar sahibiler ne iktidar ve egemenlik sahibiler. Sömürülenler yönünden cumhuriyet ve nitelikleri, hak ve özgürlükler, eşitlik ve adalet ipe asılan un gibi.

Burjuvazinin kimi konularda boyun eğmeme eğilimiyle düzeni benimseme eğilimi arasındaki çizgi çok ince. Düzen içinde muhalefet düzenle sınırlı kalıyor. Düzen gemisini sallasa bile ne düzeni yıkabiliyor ne de karşı devrimi durdurabiliyor.

Bitirmeden, sevgili Mesut Odman’a da gönderme yaparak, dümdüz söylemekte yarar var. Demokrasi denilen şey içeriğindeki gelişmeler ve daralmalarla kapitalizmin ortaya çıkardığı “yan ürün” olarak kullanılıyor. Gelişmelerin sömürücü düzen tarafından belirlenen bir sınırı var, bu sınır eşitsiz gelişmeyi koruyor. Daralmalardaysa sömürücülerin özgürlüğü belirli oluyor, sömürülenlere yoksulluk özgürlüğü kalıyor.            

Halkın egemenliğindeki bağımsız ve laik cumhuriyet yaşama geçmeden sömürücülerden, gericilerden, siyaseti nefessiz bırakanlardan, sahteliklere yaslananlardan, çürümelere bel bağlayanlardan, yağmacılardan, çocuk istismarcılarından, kadın ve işçi katillerinden kurtuluş olanaksız. Buradan çıkan bir başka sonuç kurtulmak istenilenlerin, halk düşmanlarının, halkı araç olarak kullananların halk tanımı içine girmemesi.

10 Eylül'de 105 yaşını tamamlayan, halkın aklı, vicdanı, geleceği Türkiye Komünist Partisi’nin insanın insanı sömürmediği sosyalist düzen hedefinde yolu açık olsun.

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları