Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Cumhuriyetin yaşatılmasında cumhuriyet kurumları

İçerik, yapı ve kadrolarıyla oynanıp teslim alınan cumhuriyet kurumları da bu yıkıcılıkta kullanılacak ve bu kullanımla yıkıcılık meşrulaştırılacaktır. Buna cumhuriyet değil cumhuriyet yanılsaması demek gerekir. 

Yayın Tarihi: 13.08.2025 , 22:31 Güncelleme Tarihi: 14.08.2025 , 11:31

Cumhuriyetin yaşatılmasında anayasalarda yazılanlar, cumhuriyet kurumları, diğer deyişle kurallar ve örgütlenme önemli. Ama bu biçimsel yapının cumhuriyetin özünü oluşturan nitelikleri, içeriği, ilkeleri, politikaları, ideolojisiyle bütünsel çalışması sağlanmadan dil ve örgütlenme yetmiyor. 

“Halk” olmadan ya da halkın seçimden seçime devreye sokulmasıyla cumhuriyet olmuyor. Kurallar ve kurumlar halkı yok saydığı, halkın dışında ve üstünde olduğu zaman da cumhuriyet olmuyor. Cumhuriyetin kural ve kurumları ne derecede çalışırsa çalışsın püf noktası halk. Sömürücü sınıfın, dinsel ve etnik kimi grupların, emperyalist ilişkilerin kurallar ve kurumlar üzerinde egemen olması halkın egemen ve iktidar olduğu gerçek cumhuriyet anlamına gelmiyor.

Anayasal denetimde bu tür analizlere “amaç unsuru” diyoruz. Cumhuriyet üzerinden okursak, “kuralları ve kurumlarıyla, uygulama biçimiyle cumhuriyet niteliklerine ve özüne, gerçek amacına uygun mudur” sorusunun yanıtını aramamız gerekiyor. 

Gerçek bir cumhuriyeti konuşuyorsak amaç unsurunda bakılacak yer, analiz ettiğimiz cumhuriyette sömürücü sınıfın, bir ya da birkaç kişinin, dinsel veya etnik grubun, sömürücü düzen siyasetinin mi ya da bir ayrım gözetilmeksizin insanın insanı sömürmediği toplumu oluşturan halkın mı egemen ve iktidar olduğudur. 

Yanıt birinciyse tabelasında cumhuriyet yazan sömürücü düzen söz konusudur ki bu durumda anayasal cumhuriyetin dahi satırlar arasında çürüyüp gittiği cumhuriyet yıkıcılığı hep devrede olacaktır. İçerik, yapı ve kadrolarıyla oynanıp teslim alınan cumhuriyet kurumları da bu yıkıcılıkta kullanılacak ve bu kullanımla yıkıcılık meşrulaştırılacaktır. Buna cumhuriyet değil cumhuriyet yanılsaması demek gerekir. 

Çözüm sürecinin devamcısı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Cumhuriyetin kuruluş dayanak ve koşulları, nitelikleri ve ilişkileri üzerinde tartışmalarla TBMM içinde kurulmuş, ilk toplantılarından birinde 10 yıllık gizlilik kararına imza atmıştır. Geçici bir komisyon olmasına, icrai yetkisi bulunmamasına karşın gizlilik kararıyla gelecek 10 yıl ipotek altına alınmış, giderilmesi güç durumlar halktan saklanmıştır. Daha baştan Lozan Antlaşması ve Cumhuriyeti tartışmasıyla başlatılan, emperyalist, dinsel ve etnik ilişkilere, ümmetçiliğe oturtulan süreç Meclis meşruluğuna dayandırılarak belirsizliğin ve öngörülemezliğin içine itilmiştir.  Hukuksal deyişle bu duruma halkın seçimle oluşan temsilcileri tarafından hakkın kötüye kullanılması da denilebilir ki burada ne toplumsal yarardan ne de hukuksal güvenlikten de söz edilebilir. 

Soru çok, duraksamalar ve güven eksikliği fazla. Ancak halktaki kaygının düzen siyasetinde aynı oranda olmadığı anlaşılıyor. Erdoğan’ın Komisyonun “oybirliği” kararları üzerine memnuniyeti de gösteriyor; Mecliste çok parti tek siyaset uzlaşması var. Bu uzlaşmanın kaynağı emperyalist ilişkilerle, sömürü düzeniyle koşut. CHP’nin, “sürecin kıymetli masası” dediği Komisyona sunduğu demokratikleşme paketi de aynı ilişkilerin içinde. 

Tam yetkili komisyon istemek zaten yasa gerektirecek ki AKP’nin bu konuda yasa teklifi hazırlığı yaptığı da kulislerde konuşuluyor. Arada anımsatalım halkın işi istihbaratçılarla yürütülecekse Mecliste zaten Nisan 2024’te yasayla kurulmuş “TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu” var. 

“Orta Doğuda yeni bir düzen kuruluyor” da bu kimin düzeni? Halkın mı, emperyalistlerin mi? Gizlilik denilerek emperyalist manevralar mı saklanıyor, Türkiye’nin emperyalist iştahı mı? 

Ulusal egemenliğe dayalı halk iktidarı olan cumhuriyet belirsizlik, ilkesizlik üzerine kurulu içeriksiz bir biçimsellik değildir. Kurumlara ve kurallara fetiş karakter yüklendiğinde, çıkar ilişkileri doğrultusunda gizliliğe sığınıldığında halk egemenliği ve iktidarı ortadan kaldırılır, artık gerçek cumhuriyetten söz edilemez. Etnik ya da dinsele dayalı egemenlik, sömürücülerin egemenliği, istihbaratçılık vb. egemenlikler halk egemenliği olmaz, kardeşlik ve demokrasi de içermez.

2007, 2010, 2017 Anayasa değişiklikleri, adaletsiz seçim hukuku ve fiili durum yaratılarak işlevsizleştirilen, önemsizleştirilen, temsil ve denetim gücü kırılan Meclis, manevralarla hem düzenin istek ve gereksinmelerine uygun yasaları çıkartmakta hem çıkarlara uygun kararları alma adına meşrulaştırma görevini üstlenmekte hem de halkı bu hareketlere razı etmekte kullanılıyor. Dayanağına demokrasi denilen kurumsallaşma sömürücü ve yıkıcıların, holding ve tarikatların, emperyalist politikaların aracı yapılıyor. Halk adına seçenek ve savaşımların da yolları kırılıyor. 

Cumhuriyeti, kendi kural ve kurumlarıyla yıkma örneği elbette son güncel olayla sınırlı değil. 

Kendi anayasalarının dahi uygulanmadığını, Meclisin işlevsizleştirildiğini, yargının tarafsız ve bağımsız olmadığını, sermaye çıkarına düzenlemelerin, doğa kıyımının, emekçilerin hak gasplarının yasalarını biliyoruz. Aydınlık günlerden bugünlere gericiliğin ve sömürünün cumhuriyet yıkımındaki kararlılığını ve hırsını biliyoruz.

“Devrim”e hoş geldin ve Sevgili Kemal Okuyan’a emeğine, yüreğine sağlık derken (Yazılama Yayınevi, 2025) ilk alıntımızı da yapalım: “Sermaye sınıfı seçim ve parlamentoya, (kural ve kurumlara -ekleme ARA-) kendisine hizmet ettiği ölçüde ve süre boyunca anlayış gösterir.”               

Cumhuriyetin yıkımında cumhuriyet kurumları kapitalist, emperyalist, siyasal, dinsel ve etnik ilişkiler çıkarına hizaya getirilirken düzen istikrarına ve baskısına eşlik ediyor. Yıkıcılara küçümsenmeyecek destek veriliyor ve bu destek kimi zaman mütevazi ilişkilerle kim zaman hukuksal meşruluk savlarıyla ayakta tutuluyor. Bu mütevazilik ve meşruluk o durumda ki “ülkemizin uçurumdan yuvarlanmasına izin vermeyeceğiz” diyen halkın sesini kesmede baskı aracı olarak kullanılıyor. 

Gerçek cumhuriyet sömürücü düzen içi demokrasi ve hukuk paketleriyle, anayasa ve seçim tuzaklarıyla, yanılsamalarla değil dil, din, ırk, cinsiyet, etnik ya da ulusal ayrım gözetilmeksizin, sınıfsız, insanın insanı sömürmediği, eşitlikçi toplumsal ilişkiler içinde yaşama geçer. 

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları