Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Bir asır öncesinden 'Emekçilerin Cumhuriyeti'ne…

Pişirilmeye çalışılan hukuk ve anayasa değişikliklerine sınıfsal analizle bakmadan barış maskeli tuzakları görmek zor.

Yayın Tarihi: 17.12.2025 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 18.12.2025 , 00:06

Çözüm sürecinde bir asır öncesi döneme gönderme yapılarak 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu, 1923’ün Lozan Andlaşması ve Cumhuriyetin ilanından sonra erken dönemden bugüne Kürt sorunu sıklıkla yineleniyor. Birincisine övgü, devamında gelenlere yergi ve hatta ret söz konusu. Bu yaklaşım güncel süreçteki barış görüşmelerinin belgelerinden biri olarak önerilen anayasa değişikliklerinin de gerekçesi olarak gösteriliyor. 

Hukukun ve yönetim biçimlerinin toplumsal ve ekonomik ilişkilerin yansıması, ürünü olduğunu anımsatarak bir asır öncesine bakarsak emperyalizme, saltanata, hilafete karşı savaşımı, kurtuluşu ve kuruluşu görürüz. 23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclis-i (BMM) kuruluşuyla birlikte okumamız gereken 20 Ocak 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu; 1. Dünya Savaşı sonrası 1918 Mondros Mütarekesi, 19 Mayıs 1919 Samsun'a çıkışı, 1920 İstanbul’un işgali ve Meclis-i Mebusanın kapatılması, 1920 Sevr Andlaşması ve Kongreler sürecinin yansıması olarak, Kurtuluş Savaşının olağandışı koşullarında halkın egemenliğini ve yönetimini, yasama yetkisi ve yürütme gücünün BMM’de olmasını tanımlayan temel belge olarak devreye girer. Bu temel görevler dışında vilayet, kaza ve nahiyelerden oluşan idari yapıya yer verilen belgede başkaca düzenlemeye yer verilmez. 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu İstanbul Hükümetine de uyulması isteğiyle tebliğ edilir ve 1876 Kanun-ı Esasisinin 1921 Kanununa aykırı olmayan hükümlerinin geçerli olduğu bildirilir. 1876 ve 1921 esas kanunları 1924 Anayasasına kadar aynı zaman diliminde yürürlükte kalır. 1921 Kanununda 1923’te değişiklik yapılarak “Türkiye Devletinin şekli hükümeti Cumhuriyettir” hükmü eklenir. 

Hak ve özgürlüklere, temel ilkelere ve genel kabul gören anayasa hükümlerine yer verilmeyen 1921 belgesinin geniş analizine burada yer verilmeyecek. Özetle, egemenlik ve yönetim konusunda çerçeve çizilmekle yetinilen bir metinden söz ediyoruz. Çerçevenin BMM bölümü işletilir, güçlü idare (yerellik) bölümü olağandışı koşullar gözetilerek uygulamaya geçirilmez.   

DEM Parti Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Raporundaki “Modern Cumhuriyetin kuruluş eşiğinde 1920 Meclisi ve 1921 Anayasası, bütün sınırlılıkları ve geçiş koşullarında kaleme alınmış bir ‘istisna metin’ olma niteliğine rağmen, devletçi-merkeziyetçi hattın dışında daha çoğulcu ve yerel özerklik imkânlarını da kısmen içeren görece demokratik eğilimlere işaret ediyordu” sözlerinden de anlaşılacağı üzere bugün liberaller başta olmak üzere kimi kesimlerin ve DEM Partinin gözdesi olan 1921 belgesinin cazibesi bu geniş çerçeveden ve yerel örgütlenmelerde özerkliğe yakın güçten kaynaklanmakta. Raporun devamında erken dönemden bugüne Kürt Sorununun arka planına yer verilirken “1923 yılında Lozan Anlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte deyim yerindeyse rüzgâr tersten esmeye başlamıştır” sözleriyle giriş yapılır.  

Süreçte, esnekleştirilmiş ilkeleri olan bir cumhuriyetin ve devletin yer aldığı liberal, yumuşak anayasanın istenildiğini söylemek yanlış olmayacak. 

Nitekim, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na verilen önem ve Türkiye’nin koyduğu çekincelerin kaldırılması isteği de hem merkez disiplin ve denetiminden kurtulma hem de yerelde rahat hareket edebilme gibi aynı esneklik isteğinden kaynaklanmakta. 

“Şart”ta küreselleşmenin ikizi, merkezi planlamadan ve kamuculuktan uzak bir yerel yönetim modeli tanımlamakta. Kapitalist/emperyalist yapının ulus devletin sınır ve kurallarını yıkacağı, yerel yönetimlerle doğrudan ilişki kuracağı genişletilmiş ve esnekleştirilmiş bir piyasa modeli, eşitsizliğin üzerine basan özgürlük, katılımcılık, etkinlik ve liberal demokrasi vitriniyle sunulmakta. İllerde valilerin seçimle gelmesi ya da seçimle gelen belediye başkanlarının valilik görevini de sürdürmesi gibi önerilerin de tartışıldığı yerel yönetimler, halka en yakın demokratik örgütler olarak tanımlanırken kamu kaynaklarının ve hizmetlerinin piyasalaştırılmasının en kolay örgütleri konumuna yerleştirilmekte. 

Dikkat çekilmesi gereken konulardan biri, rapordaki “sömürü düzenine son verilmesi anlamında ekonomi-politik düzlem” notuna karşın önerilerin “demokratik dönüşüm”, “demokratik cumhuriyet” hedefine yönelerek burjuva düzeni içinde değişiklikleri içermesi. Yine sınıflı toplumda yaşanacak, yine sermaye sınıfı ve siyasal iktidarı egemen olacak, yine emekçiler demokrasi yanılsamasıyla genel oy ve temsil iradelerini onlara devredecek. Yine Türk-Kürt tüm emekçiler sömürüye ve yoksulluğa mahkum edilecek. Bu yöndeki emareler açık seçik ortada. 

1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu emperyalizme karşı savaşımın ve devrimci yönetimin hükümlerini içerirken bugün 1921 belgesine gönderme emperyalist işbirliğiyle yapılmakta. Birincideki, dönemin koşullarına dayanan devrimci dinamik ikincide düzen içi reformlara bağlanmakta. Bu reformların AKP-MHP ve emperyalist işbirliğiyle ne kadar yaşama geçebileceği, ödünleri ve pazarlıkların neler olacağı ayrı bir tartışma konusu.  

Pişirilmeye çalışılan hukuk ve anayasa değişikliklerine sınıfsal analizle bakmadan barış maskeli tuzakları görmek zor. Elbette hukuktaki tüm eşitsizlik ve adaletsizlik yaratan, ayrımcı, antilaik hükümler kaldırılmalı. Ancak ekonomi politiğin sömürü olduğu toplumda maddi eşitsizlikler giderilmeden hukuktaki biçimsel eşitlik soyut kalacak, sömürücülerin egemenliği kırılamayacak. Emekçi halkın cumhuriyeti ve anayasası için koşulların oluşturulması savaşımı kaçınılmaz durumda.

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları