Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

102 yılını tamamlayacak Cumhuriyet üzerine…

Halk, cumhuriyetin ve ilkelerinin başkaları tarafından kendisine dayatılmış bir yönetim biçimi olduğu düşüncesine kapılmamalı; sömürücü, dinsel ve etnik emelleri olanların egemenliği altında yaşamamalı, kendisinin egemen olduğu, kendisiyle bütünleşmiş “halk cumhuriyeti” inancını taşımalı, ilkeler yanılsamasıyla değil gerçek ilkelerle yaşamalıdır.

Yayın Tarihi: 22.10.2025 , 22:52 Güncelleme Tarihi: 23.10.2025 , 00:00

Kurtuluş ve kuruluşun bireyi yurttaş yapan, ilerlemeci, aydınlanmacı Cumhuriyetinin 102 yıllık yolculuğu kurumları ve yönü değiştirilmiş, halkla bağı zayıflatılmış, bağımlı bir devlet biçimine sıkışıp kalmış durumda. Anayasal okuma yaparsak devletin dönüşmesine koşut olarak cumhuriyet de dönüşüme uğradı. Sermayenin ve gericiliğin sınırsız tahakkümü cumhuriyetin üzerine de çullandı. Egemenliğini ve ilkelerini kaybeden bir cumhuriyet var.   

Bir yandan da 102 yıllık sürece ve bu sürecin önündeki döneme ilişkin olarak savaşım dolu ve yapıcı birikim var. Devlet ve cumhuriyetin ilkeleri arasındaki zayıflama halkın geniş kesiminde yok.

Cumhuriyet yurttaşlığı ve umudu sürüyor ama çözüme ilişkin olarak yön değiştirerek uygulanagelen, eşitsiz uygulanan, ihlal ve ihmal edilen ya da uygulanmayan, halkın seçim dışında anımsanmadığı cumhuriyet ilkelerinin yine aynı düzen içinde iyileştirilebileceği inancını taşıyanlarla bu düzen içi çabaların geçici olacağı ya da her an geri alınabileceği inancını taşıyanlar bir çeşit ikilem içinde.

Birinciler Anayasanın uygulanmasıyla, hukukun üstünlüğüyle ve yargı kararlarına uyulmasıyla işlerin düzeleceğini söylerken, ikinciler sömürücü ve gerici düzeni sorgulamaya ilişkin çabaların artmasına daha çok önem veriyor. Birinciler düzen içinde en iyi cumhuriyet uygulamalarını örneklerken, ikinciler cumhuriyetin ekonomi politiğini analize açıyor. Bu tartışmalar anayasal ve hukuksal düzen analizi için de geçerli. Özetle “yapı” “üst yapı” konusu…

Daha yaygın liberalizm, daha yaygın kapitalizm ve emperyalizm, daha yaygın antilaiklik, daha yaygın dinsel ve etnik gericilik, daha yaygın özelleştirme, bağımlılık ve sömürü isteğinde cumhuriyetin temel ilkelerinden sürekli uzaklaşılıyor. İlkeler soyut tanımlamalarla anayasaların satırlarında kalıyor, emekçi halkın egemenliği ve iktidarı doğrultusunda uygulanamıyor, somut atılımlarla ve eylemlerle yaşama geçirilemiyor.

Toplumcu gerçekçi bir cumhuriyet çıkarcı, baskıcı, eşitsizlik ve adaletsizlik yanlısı, gerici ve liberal grupların, sömürücü sınıfların yararına kullanılabilecek araçlar var oldukça ne kurulabilir ne de dinamik olarak devam edebilir. Bu kuruluş ve devam, kapitalist/emperyalist, dinsel-etnik ve iç-dış bağımlılık düzeneklerine eklemlenme yolundaki istek ile baskılara ödün verilerek sağlanamaz.

Burjuva düzeninin eline daha iyi bir cumhuriyet ve anayasa vermek, ekonomi politiği sömürü olan düzen sürdükçe halka karşı baskıyı ve sömürüyü meşrulaştırmaya yarar. Burjuva düzeninin içinde kalma, emekçi halkı cumhuriyetten cumhuriyeti de emekçi halktan uzaklaştırır.

Sömürüyü yeniden üretecek bir cumhuriyet kabul edilemez, halkın olamaz. Cumhuriyetin -laiklik, halkçılık, devletçilik, devrimcilik, eşitçilik, temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeni, hukuk devleti, barış, bağımsızlık, yurtseverlik vb- temel ilkeleri ne kadar anayasal ve hukuksal söz ve özle tanımlanırsa tanımlansın sömürücü ve gerici düzen içinde soyut kalır, içi boşaltılır. Hatta içinde bulunduğumuz siyasal iktidar döneminde ve çözüm sürecinde olduğu gibi kimi ilkeler ileri sürülerek cumhuriyet adı altında cumhuriyete karşı kullanılır.

İlkeler ayrımcılık yapılmadan somutlaşmazsa, yanılsamalarla boğulmaktan kurtarılamazsa, fiilen ve eşitlikçi biçimde uygulanmazsa, dinamik olarak yaşamazsa gerçek ve kalıcı bir cumhuriyetten söz edilemez.

Cumhuriyette en temel ilke yurttaş halkın egemenliği ve iktidarıdır. Sömürücü sınıfın ve onun gerici ortaklarının egemenliği altında yaşamak yurttaşlığın o egemenlik tarafından teslim alınması anlamına gelir.

Üreten, yapan, etken, yöneten, denetleyen, söz ve karar sahipliği olan halk cumhuriyetin gerçek sahibi olur. Gerçek cumhuriyet, seçimden seçime oy hakkı kullanılarak belirlenen bireysel temsilcilerle değil, toplumsal yaşamın her anında aşağıdan yukarıya “meclisler”le ve merkezi/bütünsel ekonomik-sosyal-fiziksel planlamayla yaşama geçer.

Halk, cumhuriyetin ve ilkelerinin başkaları tarafından kendisine dayatılmış bir yönetim biçimi olduğu düşüncesine kapılmamalı; sömürücü, dinsel ve etnik emelleri olanların egemenliği altında yaşamamalı, kendisinin egemen olduğu, kendisiyle bütünleşmiş “halk cumhuriyeti” inancını taşımalı, ilkeler yanılsamasıyla değil gerçek ilkelerle yaşamalıdır.

İlkelerle cumhuriyet, cumhuriyetle halk özdeşleşmelidir. “Hangi ilkeler” ile “hangi cumhuriyet” sorularının yanıtı özdeştir. Ekonomi politiği sömürü düzende cumhuriyetin ve ilkelerinin sınıfsal karakteri de aynı ekonomi politikle belirir. Sömürücü ve gerici ilişkilere karşı tarihsel hesaplaşma yapılmadan emekçi halkın egemenliği ve iktidarının cumhuriyeti yaşama geçmez.

Hedef, insanın insanı ve doğayı sömürmediği bir toplum olunca siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve yönetsel koşullar da aynı hedefe uygun olarak yaratılacaktır. Anayasa bu koşullara uygun olarak yazılıp uygulanacak, cumhuriyet ve ilkeleri de aynı koşullarda gerçekten yaşama geçecektir.

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları