Tek bir hamle kaldı sevgili napolyon

16/09/2015 Çarşamba
Tek bir hamle kaldı sevgili napolyon

Her şey ortada ve siyasete dair bir şey yazmanın anlamı yok.

Başka konularda yazmak en iyisi... Bir kitabı okumak, tanıtmak, insanların daha iyi düşünmesini sağlamak gibi.

Osmanlıların Viyana’yı ikinci kez kuşatması sırasında Avusturya Kralı I. Leopold, Maliye Bakanı ile satranç oynamaktadır. Hikaye bu ya, İmparator Maliye Bakanı’na, “Wilhelm,” der. “Beş hamle sonra matsın.”

Wilhelm dalgın dalgın tahtaya bakarken, camdan bir kurşun girer ve İmparator’un bir piyonuna isabet eder. Maliye Bakanı umutlanır gibi olur, ama Kral Leopold bakanının sevincini kursağında bırakır:

“Hiç umutlanma Wilhelm, şimdi dört hamlede matsın!”

Maliye Bakanı uzun uzun tahtaya bakıp ne şekilde dört hamlede mat olacağını düşünürken, pencereden bir mermi daha girer ve Kralın bu kez atını tahtadan uçurur. Artık Maliye Bakanı rahatlamıştır ve arkasına yaslanıp piposundan derin bir nefes çeker. Tahtaya uzun uzun bakma sırası Krala gelmiştir.

“Wilhelm,” diye bir kahkaha atar Leopold. “Dostum, şimdi artık üç hamlede matsın!”

Bakan neredeyse piposunu ağzından düşürecek şekilde olduğu yerden sıçrar. Gerçekten de üç hamle sonra Kral, bakanını mat eder.

Yukarıda anlatılan bu öykü, bir satranç oyununu ilginç kılmak için kurgulanmış olmalı. “1000 Kısa Oyun” kitabının yazarı Irwing Chernev, kitabı okutabilmek, satrancı sevdirmek için her oyunun başına kısa veya uzun öyküler koymuş. Bu da onlardan biri.

Kral ile bakanı arasındaki satranç maçının bu yazı açısından önemi yok. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük komutanlarından sayılan Napolyon Bonaparte, aynı zamanda iyi de bir satranç oyuncusuydu. Günümüze kadar gelen ve galibiyetle sonuçlanan bazı oyunları var ve oyunlar analiz edildiğinde tipik bir taktik zekâsının ipuçları görülüyor. Satrançtaki bu kıvrak zekâsını, başka bir deyişle vizyon yeteneğini savaş alanlarında da kullanmış olmalı, ama karısı Josephine karşısında çoğu kez aciz durumda kalan Napolyon’un, satranç gibi bir oyunu savaş alanında veya yaşamında ustaca kullandığına ilişkin elde bir ipucu da yok.

Normalde tahta çıkan bir imparatorun karşısında herkes dizlerinin üzerine çökerek onu selamlar ve kutsar. En azından Fransa’da bu böyleydi. Ama Napolyon tahta çıktığında, karısı Josephine onun önünde diz çöküp selamlamak istemiş, Napolyon ise imparatorluk tacını Josephine’in başına takarak onu imparatoriçe ilan etmişti. Bunu yapmasına gerek yoktu. Josephine, Napolyon imparatorluk tahtına çıktığı andan itibaren Josephine zaten resmi olarak imparatoriçe olmuştu. Napolyon Bonaparte’ın yaptığı rastlanmayan bir durumdu.

Dünyayı dize getiren, girdiği savaşların çoğunu kazanan imparator, karısı Josephine’in neredeyse kuklası durumundaydı. Savaş alanlarında bile aklı karısındaydı ve onun kendisini aldatmasına bile göz yumacak kadar düşkündü.

Dünyada Josephine dışında boynunu büktüğü iki şey oldu Napolyon’un: Biri Moskova savunmasının mimarı General Kutuzov diğeri de Waterloo’da Dük Wellington...

Josephine de Napolyon’a karşı büyük bir sevgi besliyordu. Aralarındaki aşk mektupları dünya tarihinin en ünlü aşk mektupları arasında yer alır. Ancak Josephine’in çocuğu olmuyordu. Napolyon ise mutlaka kendisinden sonra Fransa’yı yönetecek bir veliaht istiyordu. Sonunda Josephine Napolyon’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bunu, tahta yeni bir varis yetiştirmek üzere Napolyon’un bir başkasıyla evlenmesinin yolunu açmak için yapmıştı. Ama yine de kocasını terk etmeden önce kulağına şöyle fısıldamıştı: “Tek bir hamle kaldı sevgili Napolyon!”

Napolyon ile Josephine fırsat buldukça satranç oynarlardı. Napolyon oyunların neredeyse tümünde karısına karşı üstündü. Dalgınlığına geldiği bazı oyunlar sayılmazsa eğer, Josephine karşısında oyun kaybetmesi düşünülemezdi bile. Josephine bunu bilmesine rağmen, yine de kocasının isteğini geri çevirmez, otalık sakinleştiğinde, uyumaya yakın ellerinde konyak bardaklarıyla salonun bir köşesinde, görkemli bir masanın ardında beyin fırtınası yaşarlardı.

Bir keresinde, kafası çok karışık olan Napolyon yanlış bir vezir hamlesiyle tahtadaki üstünlüğünü kaybetti. Canı çok sıkkın olduğu için tahta ile karısı arasındaki ilişkiyi bir anda düşman gördü ve hışımla masadan kalktı. Josephine sakin bir şekilde Napolyon’un hamlesini incelemeye çalışıyordu. Bir kocasına bir tahtaya bakmaya başladı. Napolyon sinirli bir şekilde salonda dolaşırken, yumuşak bir sesle kocasına seslendi:

“Majesteleri buraya kadar gelme lütfunda bulunabilir mi acaba?”

Bu aşırı kibarlık karşısında Napolyon, olağanüstü bir durumla karşı karşıya olduğunu anlamıştı. Elbette resmi davetlerde ve kabullerde Josephine kendisiyle en üst perdeden nezaketle konuşurdu, ama o anda yalnızlardı ve ortada aşırı nezaketi gerektirecek bir durum yoktu. Yavaşça satranç tahtasının bulunduğu masaya yanaştı ve tepeden taşların konumunu izledi.

Josephine işte o anda fısıldadı: “Tek hamle kaldı sevgili Napolyon!” Tahtanın Napolyon’a göre sağ köşesinde Vezir fedası ve ardından At ile gerçekleşen muhteşem bir boğmaca mat görünüyordu. Napolyon bunu fark edememişti.

Yıllar sonra Bonaparte bir kez daha yaşayacaktı bu büyülü anı: 1804 yılında kralcıların kendisine komplo kurduğunu öne sürerek imparatorluğunu ilan edecekti. Tek bir hamleyle bir anda koca bir ülkenin imparatoru olmuştu ve kulaklarında karısının “Tek hamle kaldı sevgili Napolyon” cümlesi yankılanıyordu.

Üçüncü kez aynı fısıltıyı duymayı Rusya steplerinde çok bekledi ünlü komutan. Moskova’ya zaferle girdiğinde, Çaykovski 1812 üvertürünü yazıyordu büyük ihtimalle, ama Napolyon’un Moskova’ya girişi tam bir “Pirus” zaferiydi. General Kutuzov ve komutasındakiler Moskova’yı bir harabe halinde terk etmiş, yiyecek, ısınacak, gizlenecek hiçbir şey bırakmamıştı. Artık Napolyon için tek bir çare kalmıştı: Fransa’ya geri dönmek.

Bu dönüşün bir başka felaket olduğunun da farkındaydı: Yorgun ve aç bir ordu ve karşı koyulması mümkün olmayan müthiş bir soğuk... Yanlış bir hamle yapmış, Vezirini hiç istemediği bir kareye sürmüş, Moskova’nın kendisine bu şekilde teslim edileceğini hiç düşünmemişti. O anda belki herkesten çok Josephine’e ihtiyacı vardı ve onun kulağına fısıldadığı sözcüklere: “Tek bir hamle kaldı sevgili Napolyon...”

Oysa hiçbir hamle kalmamıştı Napolyon’u kurtaracak ve başarılarla dolu hayatı yanlış bir Vezir fedasıyla allak bullak olmuştu.