Şehir efsaneleri hep gerçeği kaçırmak için anlatılır

07/10/2015 Çarşamba
Şehir efsaneleri hep gerçeği kaçırmak için anlatılır

Güliver Devler Ülkesinde ya da Cüceler Ülkesinde... Alice Harikalar Diyarında...

Bu romanları bile aşan bir saçmalıklar sarmalındayız ve kimsenin de sesini çıkardığı yok. Ülke adım adım “savaş haline” gidiyor, anket şirketleri, halk, basın sanki 1 Kasım’da güllük gülistanlik bir seçime gidiyormuşuz gibi davranıyor. Oysa ülkenin Güneydoğu Anadolu sınırında fiilen devam etmekte olan savaşa bir de Suriye-ABD-Rusya krizi eklendi.

İnanılır gibi değil.

Bu ülkenin 13 yıllık iktidarı iki yılı aşkın süredir “aldatılmışız, çözüm süreci dediler PKK aldattı, askerleri tasfiye edelim dediler cemaat aldattı, dolar yerinde sayacak merak etmeyin dediler Merkez Bankası aldattı, yatırımlarda sorun yok dediler kredi kuruluşları aldattı ve bizi “aldatılmışların” şahı bir hükümetler silsilesi tam 13 senedir yönetiyor ve bizim “aldatılmışız” deme hakkımız yok. Dediğimiz anda soruşturma başlıyor nedense.

Aldatılmışız diyen gazeteciler yok mu? Elbette onlar da mebzul miktarda ortalıkta dolaşıyorlar. Kimi diyor ki, ben AKP’nin ilk beş yılında destek verdim, zira o sıralarda çok iyi icraatları vardı, kimi diyor ki yedi yıldan sonra AKP yolunu şaşırdı, bana ters gelmeye başladı, kimi 2011’i bozulma noktası olarak kabul ediyor ve hepsi de bir ağızdan “aldatılmışız” diyor.

Ülkenin Adalet Ağaoğlu gibi aydınları, “yetmez ama evet” referandumundan yıllar sonra “aldatılmışız” diyor.

Yeni bir roman yazılabilir: Halk Aldatılmışlar Diyarında, ya da Aldatılmışlar Devler ya da Cüceler Ülkesinde...

Böyle bir tablo dünya tarihinde var mı acaba? Ben araştırdım yok. Sri Lanka’dan St. Petersburg’a, Avusturalya’ya, New York’a... Yok. Böyle bir tablonun benzeri bile yaşanmamış Orta Afrika Cumhuriyetlerinde... Orada aldatılanlar ya asılmış ye kesilmiş ya da insanlar asla aldanmamış, aldandıysa bile aldatmayı da bilmiş

Yapılan tüm olumsuzlukları insanlar ve kitleler “aldatılmışız” kisvesi altına sokarsa, bu ülkenin Kabataş yalanlarıyla, Arınç’a suikast palavralarıyla, Sümeye’ye suikast saçmalıklarıyla aldatılan biz sıradan insanların şikayet edeceği tek yer bu aldatılmışlar kitlesi mi olacak yani?

Bilal Erdoğan’ın yurt dışına çıktığı, kaçtığı söyleniyor, Burak Erdoğan zaten ABD’de, Sümeyye de gitti, Esra da herhalde yurt dışındadır. Hakan Fidan için gitti gidiyor deniyor... Emine Erdoğan da kocasının yanında Brüksel’de mağaza kapatıyor... Ankara şu sıralar cadı kazanı.

Bir zamanların Cüceler Ülkesinde olan Güliver’i sanki devler ülkesine düşmüş durumda. Şaşkınlık öylesine büyük boyutta ki, kalıp “savaş hali” mi ilan etsem, yoksa gidip her şeyi geride mi bıraksam yol sapağına gelinmiş gibi bir durum ortaya çıktı.

Bu arada muhtemel bir “terkediş” durumunda geride kalacak olanlar başka bir sorun oluşturuyor.

Yine de, bizim yalaka basının yönlendirmesiyle Erdoğan ailesi kaçış içinde ucuzluğuna düşmemek gerekiyor. Öyle olması hem akla yakın değil hem de mümkün değil, ama böyle bir algı yaratılmak istendiği de çok açık. Zira rüzgar Erdoğan’ın arkasından esiyor. Suriyeli göçmenler konusunda büyük sıkıntıya düşen AB, bir şekilde Erdoğan’a kucak açmış durumda.

Baksanıza Guardian’ın dünkü haberine: “Avrupa’nın Erdoğan’a her zamankinden fazla ihtiyacı var.”

Financial Times ne diyor: “Avrupa Birliği mülteciler için Erdoğan’ı iknaya çalışacak.”

Böyle bir durumda “Bilal tüydü” hikayeleri tam bir şehir efsanesi. Sanki Bilal Erdoğan’ın “tüymeye” ihtiyacı varmış gibi. Bir de eklemeler yapılıyor “paralarla kaçtı” diye... Efendiler, Bilal’in alıp da gideceği para değil ceplerine, TIR’lara bile sığmaz, aklınız kesiyor mu paraların bu ülkede olduğuna?

Durun hele daha, kimsenin işi bitmedi bu ülkede. Aldatılmışların da bitmedi, aldatanların da...

Yazmaktan hiç hoşlanmadığım polemik yazılarıdır bunlar, ama öyle bir karanlık tunelden geçiyoruz ki, neyin ne için yapıldığı konusunda bir saat sonrasını tahmin etmek bile çok güç. Durum böyleyken ve hatta insanlar siyasetten artık yaman şekilde bıkmışken, Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektupları anlatan bir yazı yazmak da tam anlamıyla abesle iştigal oluyor.

Oysa yazacak o kadar çok güzel şey var ki...

Ruh bırakmadılar ki insanda.