Muharrem İnce niye aday oldu?

20/08/2014 Çarşamba
Muharrem İnce niye aday oldu?

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin adaylığını açıklaması, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın önünü kesmek için bir yapılmış bir hamledir.

Muharrem İnce, içine sindiremediğini ima ettiği Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu için Kemal Kılıçdaroğlu’ndan sonra ikinci imzayı atan milletvekilidir ve bunu “parti disiplini” adına yaptığını duyurmuştur. Aynı parti disiplininin adaylık konusunda çalışmadığı da görülüyor. Ne dendi Muharrem İnce’nin adaylığı için, anımsıyor musunuz?

İki eski düşman Önder Sav ve Deniz Baykal, Ekmeleddin İhsanoğlu hezimetinden sonra kerhen de olsa barıştılar. Sanırsınız ki hem CHP’yi hem de ülkeyi kurtaracak, Kılıçdaroğlu’nu devirip, yerine halkta tabanı olan Muharrem İnce’yi getirecekler.

Çok değil, Muharrem İnce genel başkanlığa aday olduğunu açıklamadan birkaç gün önce CHP’nin genel başkanlığını yapmış isimleri sayarak, sonuna da Baykal’ı eklemiş ve beklemeye başlamıştı. Baykal ise ertesi gün yaptığı açıklamada, Muharrem İnce’nin kendi içinden geçenleri söylediğini belirterek kapıyı kapatmış, Emine Ülker Tarhan için ise kapıyı aralık bırakmıştı.

Baykal ve Sav’a yakın çevrelerden edindiğim bilgiye göre ise, her iki eski “kurt”, tabanda karşılığı olan iki isim olduğunu ve bunlardan birinin tercih edileceğini söylemişlerdi: Tarhan ve İnce.

Ne oldu, nasıl oldu da birtakım şeyler hızla değişti ve Muharrem İnce birdenbire CHP genel başkanlığına aday olduğunu açıkladı?

Mesele Kılıçdaroğlu’nun koltuğunda kalması meselesiydi. Erdoğan kerhen Çankaya’ya çıkacak, bir çeşit oda hapsine girecek, aşağıda yeniden bir hükümet kurulup, ABD’nin isteklerine boyun eğecek. Yapılan budur.

Tabanı milyonlarla ölçülen, Baykal ve Sav’ın ortak adayı Muharrem İnce bilmiyor mu ki kazanma şansı sıfır bile değil. O halde CHP’nin genel başkanlığı macerasına niye atıldı? 81 ilin 78’i Kılıçdaroğlu diyor, bunu bilmiyor muydu Muharrem İnce?

Türkiye üzerine oynanan oyunlar, diğer ülkelerden çok da farklı değil. Bize dediler ki, adayımız Ekmeleddin. Eşeğin yavrusu sıpanın annesinin arkasından gittiği gibi, biz de tıpış tıpış sandığa gidip oy verecektik. Olmadı.

Cumhuriyet tarihinin son kırk yıl içerisindeki en düşük katılım oranı diye yazdı gazeteler, ama şunu yazmadı: Seçim sandığına gitmeyen insan sayısı 15,5 milyon, bu ne son kırk yıl ne daha öncesi, ilk kez oluyor.

Bir anlamda Haziran Direnişi sandıkta vücut buluyor. Sahilde olanlar, güneşi ve denizi bırakmayanlar diye istediği kadar yırtınsın Kılıçdaroğlu, asla ciddiye alınmaz. Sahildeki insanlar koşa koşa geldiler ve Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy da verdiler. Bunun için küçük bir istatistik yapmak bile yeterliydi. Ama mesele o değildi, mesele son on iki yıldır, Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geldiği son 4 yıldır yaşanan hezimetlerdi. Bunların Türkiye’nin sol seçmenine, aklı başında olan insanlarına yaptığı ezeli düşmanlığın son perdesiydi yaşadığımız seçim. Ekmeleddin İhsanoğlu “suni” yaratılmış bir adaydı, mesele Erdoğan’dan kurtulmak meselesiydi ABD ve ortakları için, baktılar ki tabanda yüzde 40-45 oyu olan bir adamı silmek o kadar kolay değil, Köşk’e itiverdiler. Daha önceleri olsa, küçük bir askeri darbe ile işlerini hallederlerdi, ama istikrarsız bir Türkiye de işlerine gelmediği için, Erdoğan’ı Köşk hapsine mahkum ettiler. Üstelik de, “senin bütün müritlerinin toplamı yüzde 52 bile değil” diyerek.

New York Times’ta bundan üç-dört ay önce önemli bir makale yayınlanmıştı. Bizim malum basın bunu hiç görmedi, doğal olarak günlük gazete alan ve televizyondaki saat başı haberleri izleyen insanlarımız da bu makaleden haberdar olmadı.

Dedi ki New York Times’da yazan yazar: ABD Erdoğan’dan kurtulmak istiyor ve bunun planlarını yapıyor. Nasıl kurtulacağı konusunda bir karara varmış değil, ama kurtulacak.

Kurtuldu.

Artık Erdoğan, Anayasa’yı değiştirecek güçte bir oy ve milletvekil potansiyeline ulaşamadığı sürece, Köşk’te oturmak zorunda ve her yaptığı müdahale Anayasa’yı ihlale yol açmakta. Partili cumhurbaşkanı olamaz yürürlükteki Anayasa gereği, devlet başkanı da olamaz, Abdullah Gül’den farklı bir tablo çizemez. Davutoğlu’nu Başbakan atayacak, telefonla her akşam hükümeti idare etmeye kalkışacak, ama telefonla bu iş olmaz.

Zor bir dönemece girdi Erdoğan ve Köşk’e hapsedildi.

İmralı’dan farklı değil artık.

Sonuçta Türkiye, kifayetsiz muhalefete rağmen bir başka raya geçti, makası değiştiren ise muhalefet ya da bizler değildik.

Haziran Direnişi de değildi.

Yeni bir okyanusa yelken açıyoruz, ama kaptan dümeninde yokuz.