'On beşliler' gidiyor 'El Tinku'nun gözü yaşlı

22/04/2015 Çarşamba
'On beşliler' gidiyor 'El Tinku'nun gözü yaşlı

16 Eylül 1973... Şili’de faşist Pinochet darbesi tüm vahşiliğiyle sürüyor. Santiago stadyumunda bir yığın devrimci toplanmış durumda. Birden stadyum karışıyor, tüm stadyuma tıkıştırılan insanlar hep bir ağızdan Unidad Popular’ı (Venseremos) söylemeye başlıyorlar.

Başlıyorlar, çünkü o sırada stadyuma Victor Jara getiriliyor. Önde faşist alay Mario Marquez Bravo, ardında da iki insan sayılmayacak kadar gaddar, acımasız subay...

Binlerce kilometre ötede, İtalya’da...

Victor Jara’nın yakın arkadaşı Horacio Salinas hastalanıyor. Müthiş bir mide bulantısı ve kusma. 1967 yılında kurulan Inti Illumani grubu İtalya’da turnede. Darbeden habersizler. Şili’de olsa tutuklanacak ve öldürülecekler. Horacio başına gelen mide bulantısı ve kusmaya anlam veremiyor. Grup arkadaşı Ernesto Perez de Arce Roma’da, kaldıkları otele en yakın hastaneye götürüyor Horacio’yu.

Santiago Teknik Üniversitesi’nde Kimya Mühendisliği okuyan Horacio Salinas, az da olsa vücudunun kimyasından anlıyor ve hastalığının gıda zehirlenmesi veya benzeri bir nedenden kaynaklanmadığından emin...

Birkaç saat hastanede kalıp, serum aldıktan sonra otele dönüyor Salinas, Perez de Arce ile birlikte. Yolda sürekli El Tinku parçasını mırıldanıyor. Victor Jara’nın bestesi...

Çok hızlı, çok sert bir parça El Tinku, ama Salinas onu yumuşacık bir sesle söylüyor, sahnedeki halinden eser yok. Perez de Arce şaşkın. Ne olduğunu soruyor ısrarla, ama Salinas suskun. “Bir şeyler oluyor Şili’de Perez,” diyor sadece.

Otelde diğer arkadaşları uyanık bekliyorlar. Şili’deki Pinochet darbesinin üzerinden beş gün geçmiş. Beklemedeler. Ülkeye dönüp dönmemekte kararsızlar. Gelişmelere göre karar verecekler. Stadyuma insanların doldurulduğu haberi geliyor. Salinas Victor Jara’yı merak ediyor. Ailesi de Şili’de, ama aklı Jara’da, zira biliyor ki Pinochet hükümeti Jara’yı öldürecek...

“Öldürecekler,” diye mırıldanıyor. Gruptan adaşı Horacio Duran, “Kimi,” diye soruyor. “Ailene dokunmazlar Salinas, onların bir suçu yok.”

“Victor’u,” diyor halsiz bir şekilde Salinas. “Stadyuma getirecekler, biliyorum.”

17 Eylül 1973... Victor Jara’nın Santiago stadyumunda Pinochet’nin köpekleri tarafından öldürüldüğü haberi geliyor. Inti Illumani üyelerinin ağzını bıçak açmıyor. Konserler iptal ediliyor. Şili’ye dönmeme kararı alınıyor. Jara’nın öldürülmesi bir işaret fişeği zira...

Ayrıntıları merak ediyorlar. Nasıl öldürüldü arkadaşları Jara? Ne için öldürüldü? Hangi bahaneyle?

Günler geçiyor. Grup İtalya hükümetinde sığınma hakkı istiyor. Dönmeme kararı alınmıştır artık. Geride bırakılan aileler, dostluklar, kocaman ve acı çeken bir halk... Ancak dönmek demek ölmek demek. Göze alamıyorlar. Kısa sürmesini umuyorlar, ama bilmiyorlar ki bu sürgün 14 yıl sürecek.

Ayrıntılar gelmeye başlıyor.

Victor Jara’nın stadyuma geldiği duyulup da hep bir ağıdan Venseremos söylenmeye başlanınca Albay Bravo, şarkıyı bütün gücüyle bağıra bağıra söyleyen Jara’nın susturulmasını istiyor. Stadyumdaki devrimciler Jara’nın etrafını çeviriyor ve ses dalgası giderek yükselmeye başlıyor. Askerler dipçik darbeleriyle devrimcileri yararak Jara’ya kadar ulaşıyorlar. Hiç uyarıda bulunmadan elinden gitarını alıp parçalıyorlar. Bu sahne devrimci tutsakları daha da hareketlendiriyor, bir uğultu yükseliyor stadyumdan, bir daha hiç dinmeyecek, Şili’nin kalbine saplanan bir uğultu...

Ardından Victor Jara’yı yere yatırıyorlar. Vahşi iki subaydan biri Jara’nın kıpırdamasını engellerken, diğeri tüfeğinin dipçiğiyle Jara’nın ellerine vurup parmaklarını kırıyor. Sağ ve sol elini paramparça ediyor. Jara’nın o sırada mırıldanarak Venseremos’u söylemeye devam ettiği anlatılır. Sesi kısık bir çığlık halindedir, ama söyleme devam etmektedir.

Devrimci kalabalık dehşet içinde durumu izliyor. Yapabilecekleri en ufak bir şey yok. Albay Bravo’nun kukla akerleri ellerindeki makineli tüfekleri kalabalığa doğru çevirmiş bekliyorlar. Bu sırada Jara hafifçe doğrulup, ellerini parçalayan subaya doğru gözlerini dikiyor. Çılgına dönen subay elindeki tüfeğin dipçiğini bu kez Jara’nın ağzının ortasına indiriyor. İki dişi kırılıyor Jara’nın ve artık şarkı söylemek yerine kan tükürüyor. Hırsını alamayan subay ikini kez vuruyor Jara’ya ve burnunu kırıyor.

Durmuyor faşizm. Üçüncü darbe Jara’nın ensesinin hemen üstüne geliyor ve Victor Jara bir daha doğrulmamak üzere yere uzanıyor. Beyninden fırlayan kanlı küçük paçalar subayın üzerine sıçrıyor.

İşte Horacio Salinas’ın mides inin bulandığı, kusmaya başladığı an da tam bu an...

Albay Marquez Bravo Jara’nın kırık ellerini bileklerinden kestirip, stadyumda herkesin görebileceği bir yere astırıyor.

Pinochet faşizminin tam bir gösteriye dönüştürdüğü bu infaza muhatap olan Victor Jara, yoksul bir çiftçinin çocuğu ve daha da ironik olanı, bizdeki imam hatiplere benzeyen bir din okulundan mezun olması. Tek amacı da ilahiyat eğitim görmek...

Inti Illimani ancak 14 yıl sonra, 1988’de ülkesine dönebiliyor. And dağlarının kondorları, güneş tanrıları yani, müziklerinden ödün vermeden Şili’nin yaralarını sarmasında yardımcı oluyorlar. Victor Jara’yı tüm dünyaya bir kez daha, defalarca, ölmeyecek şekilde tanıtıyorlar, anlatıyorlar.

Yıllardır diktatörlüğü, devlet başkanlığını, paralel devleti, yolsuzlukları, uğursuzlukları, seçimi, siyasi ucuzlukları, rüşvetleri, rantları, adaletsizlikleri, Ergenekonu, balyozu, odatv davasını, KCK’yı, açılımı, MİT müdahalelerini, hukukun yerlerde sürünmesini, türbanı, Kabataş yalanlarını, Gezi direnişini, gencecik çocuklarımızın katledilişini konuşup duruyoruz. Yaşayacak, soluk alacak mekan kalmadığını bile fark etmiyoruz. Değil müzik, birbirimizin sesini bile duyamıyoruz.

Sanat direnmektir ve sanatçı da bunun önderidir. Şili bunu defalarca gerçekleştirdi ve artık Latin Amerika dünya kapitalizminin korkulu rüyası haline geldi.

Biz mi... Üzülerek söylüyorum... Biz hala “On beşliler” türküsünü düğünlerde çalıp, pistin ortasında göbek atmakla meşgulüz...

Çok uzağız El Tinku’dan, çok...