Ben yoksam siz hiçsiniz

12/08/2015 Çarşamba
Ben yoksam siz hiçsiniz

Son bir aydır yaşananlara bakıp da, “acaba bunun tarihte başka bir örneği var mı,” diye tüm tarih bilgimi didiklediğim, ardından da yeniden okuma ihtiyacı duyduğum günleri yaşamak bile son derece yorucu.

Kişisel bir yazı olacak bu, ama çaresizlikten. Elimden geldiğince marksist ideolojiyi didiklemeye çalışıyorum. Bir örnek arıyorum ki bir sonuç çıkartabilir miyim yaşananlardan diye, bir tek bulduğum örnek yaşanan Louis Napolyon örneği, başka da yok. Varsa birileri benim de ufkumu açacak kaynaklar göstersin.

Louis Bonapart, yani Napolyon Bonapart’ın kardeşinin oğlu Recep Tayyip Erdoğan’a neredeyse birebir uyuyor, ama bunu yazdım zaten. İki kez yazdım. Okuyan ve bilen taş çatlasa on bin kişi, Türkiye nüfusu 80 milyon, seçmen sayısı 56 milyon... Kime ne Louis Bonapart’tan?

Roma döneminin dev ismi, her dönemin kuvvetli adamı Çiçero, neredeyse iki bin yıl sonra Fransa’da yeniden ortaya çıkıyor Fouche olarak, neden Louis Bonaparte yaklaşık iki yüz yıl sonra yeniden ortaya çıkmasın?

Gidiş, o gidiş... Başkanlık sistemini istiyor Saray efendisi ve adım adım da bunu gerçekleştiriyor. Halk bir koalisyon beklentisinde, “olmaz” diyor. “Meclis başkanı ile konuşurum, gerekli görürse o, gerekirse ben, meclisi feshedebiliriz.”

İki saat konuşuyor Recep Tayyip Erdoğan ve söyledikleri aslında bir paragrafı geçmez. CHP koalisyonu sıkıntı yaratır, eğer bir koalisyon kurulacaksa MHP ile yeniden görüşün. Ya da erken seçim için hazırlıklarınızı yapın. Cumhurbaşkanı yetkilerini fazla görüp, bunları sınırlamaya çalışıyorlar. Bunlar daha Anayasa’nın ilgili maddelerini bilmiyor, Cumhurbaşkanının yetkilerini tartışıyorlar...

Bu mealde konuşuyor ve ağır bir mesaj gönderiyor hem siyasi partilere hem de halka.

Sonuçta, gizli biçimde diyor ki, “ben olmadığım için artık evlerinize cenazeler gelmeye başladı.”

“Ben olmadığım zaman siz hiçsiniz," demeye çalışıyor. "Yine bana dönmek zorundasınız. Ülke eğer iyi yönetilemiyorsa, bir iktidar ve hükümet boşluğu varsa, bunu engellemek de sizin elinizde.”

Dedim ya, Louis Bonapart dışında başka bir örnek bulamadım. Bir yığın “diktatör” örneği bulabilirsiniz tarihte, ama şu andaki RTE’nin durumu onlara hiç benzemiyor. Tayyip Erdoğan, Kenan Evren’in 12 Eylül’de yaptığı şekilde yönetime el koymayı amaçlıyor, ancak bunu askeri olarak değil sivil olarak gerçekleştirmek istiyor. Denenmiş bir yoldur, kendi açısından başarıya da ulaşmış bir hamledir, ama asla uzun ömürlü değildir. Bunu nasıl uzatabileceği konusunda toplantı üzerine toplantı yapıyor. Kurtarmak istediği artık kendi değil, çünkü şu veya bu şekilde kendini bir süre koruyabilir. Kurtarmak ve korumak istediği başta oğlu Bilal ve ailesinin diğer fertleri. Onlar için uzun ve zahmetli bir yol olduğunun çok iyi farkında.

Bütün bunlar, koalisyon çalışmalarını da etkiliyor elbette. Koalisyon kurulmaz da erken seçime gidilirse, bir ihtimal çoğunluğu elde edip tek başına iktidar olacak AKP’ye kavuşabilir. Hatta hesapları tutarsa, başkanlık referandumuna yol açacak sayıya da ulaşabilir. Bunun için Meclis’e dördüncü partinin girmemesi gerek. MHP ihtimal ki baraj altı kalabilir. HDP için baraj altı şimdilik zor, ama PKK eylemleri onun da canına okuyabilir ve baraj altı kalması halinde AKP, Erdoğan’ın istediği 400 milletvekiline de ulaşabilir. CHP ise panikte, zira koalisyon ortağı olamazsa, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi tasfiye ile burun buruna.

Kuşkusuz bu çok zor bir problem çözümü. Yukarıda anlatılan gibi olması da güç görünüyor. Bu durumda Erdoğan’ın yapabileceği tek şey erken seçime ülkeyi hızla götürmek ve çıkacak tabloya da göre yeni bir plan yapmak.

İki aydır bunlarla uğraşıyor Türkiye... Ne dünya ölçeğinde neler olduğunun farkında, ne ülkedeki güzel ve önemli olayların bilincinde ne de insanlar başka bir konu üzerine yoğunlaşıp tartışabiliyorlar.

Hiç bunlara kafa yormayıp, Lev Nikolayeviç Tolstoy neden Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmedi konusunu yazmak istiyorum. Tangonun tarihini anlatmak, Miguel Asturias’ın Geo Maker Thompson’unu, Ostrovski’nin Korçagin’ini, Çernişevski’nin Rahmetov’unu anlatmak istiyorum. Ama günde on kişinin öldüğü, öldürüldüğü bir ülkede Haşek’in “Kahraman Asker Şvayk” romanı bile saçmalık.

Fikret Otyam, Tarık Dursun K.’yı kaybetmişiz, Galatasaray’ın yeni transferi kadar yer işgal etmiyor medyada.

Ülkenin tüm ana damarlarına kilit vurulmuş, ama hiçbirimizde anahtar yok... Hepimiz konu mankeni olarak çıkacak sonucu kuzu kuzu bekliyoruz.