Sivas'ta alevlerden yükselen sağ

02/07/2010 Cuma
Sivas'ta alevlerden yükselen sağ

2 Temmuz Sivas Katliamı'nı Ergenekon'a havale etmek, devletin de gericilerin de işine geliyor. Burada devletin en geniş tanımını alıyorum. Zaten, 2 Temmuz, öncesinde Maraş, Çorum, buralarda devlet en geniş tanımıyla, a'dan z'ye suçludur.

Ergenekon, devletin kolektif sorumluluğunu ortadan kaldıran, hem onun içinde hem de toplumda örgütlenmiş bir odak olarak tanımlanıyor. Biz solcular yıllarca, devletin, NATO ve benzeri uluslararası örgütlerin yönlendirmesiyle hiçbir kural tanımayan yarı özerk yapılanmalara gittiğini söyledik. Bunların varlığı biliniyordu, üst düzey bürokratlar ya bu yapılanmalarla işbirliği yapıyor ya da onları görmezden geliyordu, hükümetler ise güvenlik politikalarını bu yapılanmaları da veri alarak şekillendiriyorlardı. Ergenekon adı altında "bütün kötülüklerin anası" olarak gösterilmeye çalışılan örgüt bu değil.

Ancak…

Bizim için, en sık kullandığımız adlandırmayla kontrgerilla ile sermaye egemenliğinin bütün uzuv ve mekanizmaları arasındaki bağ her zaman belirleyici olmuş, "derin" ya da "örtülü" devleti devletin bütününden, siyasi iktidardan ayrıştırmaya fazla istek göstermemişizdir.

Çok kabalaştırırsak, burada bir işbölümü söz konusudur. Halka, ilericilere, işçi sınıfına, aydınlara, sola karşı işlenen en kanlı suçlar bile, sistemin ideolojik-siyasal salgısının desteğini almış, ayrıca kendisine burjuva yasallığı anlamında değil, gericilik anlamında küçümsenmeyecek toplumsal meşruiyet alanı açmıştır.

1995-96'dan itibaren devletin bir bütün olarak ciddi bir yeniden yapılanma sancısı içine girdiğini, karşı-devrimci örgütlenmelerine yeni bir yol haritası çizmekte zorlandığını, Kürt dinamiği ve siyasal islamın yükselişinin bu sancıları krize çevirdiğini öteden beri söyleriz.

Daha sonraki yıllarda iş "devletin çözülmesi" dediğimiz bir noktaya kadar geldi ve şimdi herhalde kimse bu saptamayı abartılı bulmuyor. AKP ve onun sağdan soldan yandaşları Ergenekon'u bu dönemin ortaya çıkarttığı boşluklara oynayan ve büyük ölçüde kendi başına hareket eden bir örgütlenme olarak tasvir etselerdi, onlara bu kadar şiddetle itiraz etmeyecektik. Çünkü, yeniden yapılanma, çözülme gibi olgularla tanımlanabilen bir dönem illa ki bu döneme yön vermek isteyen özgün aktörler yaratacaktı ve yarattı. Ergenekon adı bir yana, devletin içinde AKP'nin defterini dürüp, çözülmekte olan devleti yeni bir perspektifle ayağa kaldırmayı düşleyen sayısız örgütlenmenin olduğu, bunların yan yana gelmek ve belli toplumsal bağlar kurmak için girişimlerde bulunduğu açık.

Ergenekon operasyonu, henüz güçlü bir odak olarak şekillenmemiş bu girişimleri ya da girişime dönüşmemiş niyetleri bir çuvala doldurup, "aha işte geçmişten bugüne devlet adına işlenen bütün suçların failleri" demektedir.

"Canım ne var bunda, önemli olan devletin suçları kabul etmesi" denemeyecek büyük bir hile ve aldatmacadır bu.

Şimdi, tekrar 1993'e dönelim. Henüz yeniden yapılanma baskısı kendini o kadar hissettirmiyor, bir çözülmeden ise asla söz edemiyoruz.

2 Temmuz'da gericilerin 33 aydını bir otelde kuşatıp yakmasına göz yuman devletin bunu yaparkenki motivasyonunun kaynağı tek değildi.

Her şeyden önce, devlet, yine en geniş anlamıyla, anti-komünistti. Olaylar öncesindeki gerilimde "linç öznesi" haline getirilen Aziz Nesin, önemli bir mizah ustasıydı, cesur bir aydındı ama devlet açısından "komünist" bir simgeydi. Osmanlı'da oyun çok, güzel sözdür ama her şeyi açıklamaz: Devlet geleneğimiz aynı zamanda kindardır, unutmaz! Aziz Nesin'e en hafifinden had bildirmek ister.

Devlet elbette hesap da yapar… O yıllar ideolojik referansları ve bölgesel konumlanışı bugünkünden oldukça farklı olan Kürt hareketi ile solun etkileşiminin "can sıkıcı" sonuçlar vermekte olduğunu gören devlet, bunun üstüne Alevi yoksullarının yüzünü sola dönmesini sineye çekemezdi. Her zaman ince hesap olmaz, devlet sıklıkla "önce vurur" ya da vurulmasına izin verir. Bir dizi cinayet, Sivas Katliamı, Gazi olayları ince değil kaba hesaptır, daha ince politikalar, hem Kürtler hem Aleviler, hem de sol için bu kabalığın ardından, ondan yararlanarak, onun bir uzantısı olarak devreye sokulmuştur. 2 Temmuz'da devlet "biz yakarız", "yakana göz yumarız" demiştir. Kabadır, kabalığın işe yaradığını bilen bir devletimiz vardır.

Sermaye diktatörlüğünün halka karşı, halkın uyanışına karşı toplumsal güvencesi esas itibariyle gericiliktir. Bu şu anlama da gelir: Gericiliğin kendine ait bir alanı olması, yalnızca emir-komuta ile hareket etmemesi. O zaman gericiliğin belli çıkışlarına devletin empati geliştirmesi, rezonans yakalaması, deyim yerindeyse karşılıklı güven tazelenmesi gerekir. 2 Temmuz bu açıdan da önemlidir. Devlet, Madımak oteli yanarken ve sonrasında gericilere "aynı gemideyiz" demiş, sola ve aydınlara ise "gericilikle karşı karşıya gelişlerinizde bana güvenmeyin, ayağınızı denk alın" mesajını vermiştir.

Daha ince hesaplar, bu türden kaba hesapların içinden türemiştir. Tepkilere, halkın direnme azmine bakılmış, planlar inceltilmiştir. Onlara bu yazıda değinmiyorum. Konumuz 2 Temmuz ve devlet…

2 Temmuz'da Ergenekon yok. 2 Temmuz'da devletinden toplumsal dokuya Türkiye sağı var! Bunu kavramadan yapılacak her tür analiz bizi yanlışa götürür. Yobazları kışkırtan devlet görevlileri olup olmadığı, bu işin kontrgerilla dairelerinde planlanıp planlanmadığı… Bir yerden sonra ne önemi var? soL'un sorularına yanıt veren Melih Pekdemir'in, bu yazıyı hazırlarken okuma fırsatı bulduğum ve tamamıyla ortaklaştığımı söyleyebileceğim değerlendirmelerinde belirttiği gibi "bunu bilemeyiz"…(x)

Bilmek durumunda değiliz.

2 Temmuz'un sorumlusu sağdır. Sağ yakabileceğini kanıtlamıştır. Sağ yanan insanların seyredilebileceğini göstermiştir. Sivas'ta binlerce kişi ateşle boğuşan insanları kendinden geçerek izlemiştir. Sivas'ta devlet, insanlar alevlere gömülmüşken tiksinti verici bir hareketsizlikle soğukkanlılığını koruyabileceğini ilan etmiştir.

Polonya'da, Beyaz Rusya'da, Ukrayna'da, Rusya'da, Moldava'da Alman askerlerinin Yahudileri ve komünistleri depolara, ahırlara, okullara doldurup yakmasını izlemeyi göze alanlar da yine Rus, Ukraynalı, Polonyalı, Belorusyalı, Moldavalı sağcılar, anti-komünistlerdi.

Sağın kültüründe, geleneğinde var.

Şimdi çıkmış Ergenekon masalları anlatmaktalar!

Melih Pekdemir'in 2 Temmuz'la ilgili soL'a verdiği yanıtlar