AKP döneminde bilim ve TÜBA tartışıldı

ÜKD tarafından İstanbul’da düzenlenen bir panelde AKP döneminde bilim ve TÜBA tartışıldı. TÜBA eski üyesi Prof. Dr. Ahmet Oral’ın da katıldığı toplantıda son dönemde bilim ve teknolojiye ayrılan kaynakların bilimin gelişmesi anlamına gelip gelmediği sorgulandı.
Cuma, 24 Şubat 2012 15:50

Üniversite Konseyleri Derneği (ÜKD) tarafından dün “AKP Döneminde Bilim ve TÜBA” başlıklı bir panel düzenlendi. Panelde TÜBA’ya yönelik AKP müdahalesi ve Türkiye’nin bir bilim politikası olup olmadığı tartışıldı.

ÜKD’nin Beyoğlu’ndaki dernek lokalinde gerçekleşen toplantıya TÜBA eski üyesi ve iktidarın müdahalesinin ardından Bilimler Akademesi Derneği’nin kuruluşunda yer alan, Dernek Yönetim Kurulu üyesi olan Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Oral ile İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Alper Dizdar konuşmacı olarak katıldı.

Yaklaşık 40 kişinin katıldığı ve katılımcıların da soru ve katkılarını sunduğu panelde ilk konuşmayı “TÜBA'dan Bilim Akademisi Derneği'ne: Akademisyenler ne istiyor?” başlığıyla Oral yaptı. Oral konuşmasının başında TÜBA’nın tarihçesi ve Osmanlı döneminden başlayarak bilim akademisi benzeri yapıların tarihine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, dünyadan da çeşitli bilim akademisi modellerine değindi. Oral, AKP iktidarı döneminde kanun hükmünde kararnameler yoluyla TÜBA’ya yönelik müdahalelere ilişkin değerlendirmelere de yer verdiği konuşmasında, özellikle 27 Ağustos 2011’de TÜBA üyelerinin seçimini hükümüte bırakan kararnamenin ardından TÜBA üyelerinin hızlı bir tartışma sürecine girdiğini kaydetti. Yaşanan süreçte genel olarak TÜBA üyelerinin homojen düşüncelere sahip olmadığını ifade eden Oral, bu sürecin ardından TÜBA üyelerinin yarısı kadarının istifa ederek Bilimler Akademisi Derneği’nin kuruluş sürecinde yer aldığını kaydetti.

“Bilim akademileri dünyanın her yerinde özerktir”
Oral yaptığı konuşmada bilim akademilerinin özerkliğinin ve üyelerini kendisinin seçmesinin çok önemli olduğunu ifade ederken, buna yönelik müdahale sırasında üniversitelerden çok az ses çıktığını kaydetti. Oral 12 Eylül’de dahi bilim alanına yönelik müdahalelerde üniversitelerden daha çok ses geldiğine, bugün ise üniversitelerden bu tip önemli gelişmeler sırasında fazla bir tepki gösterilmediğine dikkat çekti. Oral TÜBA’nın bilimi özendirmek, toplumsal alanda bilimi canlandırmak gibi bir hedefi olduğunu söylerken, hükümetlere, halka bilimsel yol göstermenin TÜBA’nın asli görevi olduğunu, ancak buna hükümetler nezdinde çok önem verilmediğini ifade etti.

Oral konuşmasında TÜBA’ya yönelik müdahalenin ardından kurulan Bilimler Akademis Derneği’ne de değinirken Derneğin şu anda 52 üyesi olduğunu, olanakları sınırlı olsa da, bilim yapma, bilimsel başlıklarda halkı bilgilendirme noktasında azimlerinin çok olduğunu vurguladı.

“AKP’nin bilim politikası vardır ama külliyen yanlıştır”
Panelde ikinci konuşmayı “AKP'nin bir bilim politikası var mı?” başlığıyla Dizdar yaptı. Dizdar yaptığı konuşmada, AKP döneminde bilim ve teknoloji alanına ilişkin verilere bakıldığında gerçekten bir kaynak ve ürün artışından bahsetmenin mümkün olduğunu ancak bunun neye hizmet ettiğinin sorgulanması gerektiğini kaydetti. Ortada bir taraftan bilim alanına ilişkin kaynakların artışına dair güllük gülistanlık bir hava varken bir taraftan da TÜBA, Feza Gürsey Enstitüsü gibi kurumlara yönelik ciddi müdahalelerin olduğunu söyleyen Dizdar, bunun bir çelişki olup olmadığının tartışılmasının önemine işaret etti. Konuşmasında bunun bilinçli bir tutum olduğunu söyleyen Dizdar, AKP’nin bir bilim politikasının olduğunu ancak bunun külliyen yanlış olduğunu vurguladı.

“Kamusal kaynaklar sermayeye aktarılıyor”
AKP’nin bugün bir siyasi hakimiyet tesis ettikten sonra bir bilim politikası ortaya koyduğuna dikkat çeken Dizdar, bugün bu politikanın Türkiye’nin gericileştirilmesine ilişkin kapsamlı bir açık artırma ile birlikte sürdüğünü kaydetti. Dizdar AKP döneminde bilimin sadece teknolojiye bir girdi sağladığı ve sermayaye alan açtığı oranda anlamlı olduğunu ifade ederken, bugün bilim alanında kaynak artışının anlamının kamu kaynaklarının sermayeye devşirilmesi anlamını taşıdığını belirtti. Dizdar konuşmasının son bölümünde, artık bugün gelinen noktada kapitalizmin dünyanın hiçbir yerinde bilimi toplumun bütününün hizmetine kullanamayacağını ifade ederken, kapitalist üretim ilişkilerinin bunu taşıyamadığını kaydetti.

Yapılan konuşmaların ardından etkinlik dinleyicilerin soru ve katkılarıyla son buldu.

(soL - İstanbul)