Yeni Dalga

24/04/2009 Cuma
Yeni Dalga

Bizim Nurullah Ataç'ın, daha çağdaş, kibirli ve Orta Avrupalı versiyonudur. Öyle denebilir: Marcel Reich-Ranicki. Komünizme, ister istemez bir 15 yıl kadar dost ve hatta hizmetkâr kalmış, 1945-1958, sonra da talihini Federal Almanya'da arayıp bulmuş bir Polonya Yahudisi. Ateist. Bir edebiyat delisi.. Şu anda ve hâlâ Almancanın en ünlü edebiyat eleştirmeni. 89 yaşında.

Ne olursa olsun, komünizme uzak da kalsa, ilginç bir adamdır.

Anadili Lehçe, ama Almanca yazarak şöhrete ve biraz da paraya kavuştuğunu biliyoruz demek onu "Alman yazarı" olarak adlandırmakta bir sakınca yok.

Aslında onu, "küçük kavgaların büyük kavgacıları" arasına katmakta da bir sakınca yok. Bu, Yalçın Küçük'ün Nurullah Ataç için yaptığı bir saptama olmalıdır. Marcel Reich-Ranicki'yi de, öyle ve bu nedenle biraz zorlanarak, bizim Ataç'la akraba sayabiliriz. Edebiyat küçük bir iştir. Kavgaları da küçüktür. Dolayısıyla bu tür yetenekler de, en fazla küçük kavgaların büyük kavgacıları arasına girebilir.

Hani büyük kavgaların içine nasılsa sızabilmiş cücelere bakarak, Nabi Yağcı'dan Sungur Savran'a kadar genişletilebilecek bir "sol siyaset" galerisine yani, fazla da haksızlık etmeyelim: Bunlar hep olur. Bunlar hep sızar. Ama ne olursa olsun, edebiyat her zaman ve son tahlilde hayattan bir kaçıştır. Küçük bir kavgadır. Kavganın büyüğü hayattır ve onu biz bazen siyaset olarak özetleriz.

Peki...

Söylemek istediğimiz şey başka...

Milyonlarca satan ve sonunda geçenlerde filme de alınan biyografisinde, "Mein Leben" (Hayatım), bir yerde çok ilginç bir vurguda bulunur yukarıda sözü geçen edebiyat delisi. İkinci Dünya Savaşı sırasında, henüz 21-22 yaşlarındayken, gettodan kaçtıkları Varşova yakınlarında eşiyle birlikte, Bolke adlı Polonyalı bir mürettibin evinin altında yaşamaya ve nazilerden saklanmaya çalışırlar. Kimseye görünmeden. İğrenç koşullar altında. Yıllarca. Sonunda, faşizmin yenilgisiyle birlikte, zaferin ardından, Kızıl Ordu askerleri tarafından kurtarılırlar, falan filan...

İşte olağanüstü bir yoksulluk ve ölümle el ele geçen o korkunç kaçaklık yıllarında, ev sahibi Polonyalı gariban Bolek, bir gün Marcel ve eşini göstererek karanlığın içinde şöyle der: "Avrupa'nın en güçlü adamı Adolf Hitler, bu iki insanın ölmesi gerektiğine karar vermiş. Varşovalı küçük bir mürettip olan ben de, bu insanların hayatta kalmalarına karar verdim. Görelim bakalım, kim kazanacak sonunda?"

İyi.

Durumumuz bunu andırıyor.

Dünyanın güçlüleri, özellikle de demokrasi havarilerinin gözbebeği AB, Türkiye'nin bu şekilde devam etmeyeceğine karar vermiş bulunuyor. Bunu aynen böyle açıklamıyorlar, ama gelişmelerin Türkiye'nin ölümüyle sonuçlanacağını görmemek için ya satılık ya da ahmak olmak gerekiyor.

Dünyanın en güçlü kesimlerince alınan "bu ülkenin ölmesi gerek" kararını, bir avuç devrimci, benzetme acıdır ama, tıpkı Polonyalı mürettip Bolek gibi, "Biz yaşamasına karar verdik" diyerek yanıtlıyor.

Bu noktadayız.

Dünya sisteminin kriz dişlileri arasında öğütüleceği kesin bu Türkiye'nin aşkın aklı ve yüreğiyle yeni solu, ülkeyi kurtarmak için sosyalizmden başka bir anahtar bulunmadığını yineleyip duruyor. Üstelik kazanma şansımız bulunduğunu da anlatıyor.

Kendisini solda sanan, solda sayan, genelde de oralarda olmayan birçok çevre, uzun süre bu bir avuç devrimciyi görmezlikten geldi, görmek zorunda kalınca da en hafifinden milliyetçilikle vs suçladı.

Ama artık ilginç şeyler oluyor.

Türkiye'nin kurtuluşunu, bu olumsuz koşullara rağmen müjdeleyen devrimci kanat, yeni devrimci solumuz, ağır ağır eski Türkiye solunu da etki alanına çekiyor. Etkisizleştiriyor.

Herkes kendisine bir çeki düzen veriyor.

Söyledikleri, yaptıkları ve uyarılarıyla devrimci yeni Türkiye solu, soL'u taşıyan siyasi irade ve dostlarından söz ediyoruz, CHP'nin maymunu olmuş eski Türkiye solunu silkeledikten sonra, şimdilerde egemen sınıfların da canını sıkmaya başlıyor.

Bolek'in dediği çıkmıştı.

Bizim dediğimiz de çıkacak, şimdiden söyleyelim.

Dediklerimiz yapılmazsa, zaten ortada Türkiye falan kalmayacak.

Küçük kavgaların küçük kavgacıları için zaman durmuş bulunuyor.

Büyük kavgaya sızan cücelerini ise hak ettikleri yerlere göndereli çok oldu.

Büyük kavgamızın büyük ve genç kavgacıları sahneye çıkıyor.

Söylemiş olalım.