Türkçülük Türkiye’nin asıl düşmanıdır

11/11/2011 Cuma
Türkçülük Türkiye’nin asıl düşmanıdır

Gerçi eski solun unuttuğu ve unutturduğunu, eh adamların başarısız kaldığını da iddia edecek değiliz ya, hatırlatmış oluyoruz belki yine ama, olsun: Emperyalizm için iyi olan, bizim için kötüdür. Tabii tersi daha doğru ve sadece sosyalist iktidara kilitlenmiş solcular için bir anlam taşıyor: Bizim için iyi olan, emperyalizm için kötüdür.

Peki, bugünlere kadar uzanan kirli gölgesiyle eski sol, eğer bu kavramı ("emperyalizm") kullanıyorsa, ki bırakmasında yarar var, bir kirli oyunun içinde olduğumuzu itiraf etmiş olmuyor mu? Herkesin, diyelim iki tarafın da kazandığı bir oyun ("win-win situation") değil bu.

Emperyalizm, bir "kazı-kazan oyunu"dur. Bir tarafın diğer tarafı kazıyarak kazandığı bir oyunun içindeyiz. Bu oyunda iki tarafın da kazanması mümkün değil. Dünya sistemi, zenginlerin yoksulları kazıyarak kazandığı bir sistemdir. Dünya demokrasisi, bir tarafın mutlaka kaybettiği bir sistemdir. Yoksullar ve kaybedenlerin diline de yapıştırılmış bir "demokrasi" kavramı, bir serap, mevcut sistemin diğer adıdır.

Açıkça: Demokrasi varsa, dünya emperyalist-kapitalist sistemi içindeyiz demektir ve burada bir yanda "kazıyarak" kazananlar vardır.
Demokrasi varsa, "kazınarak" kaybedenlerin olması mukadderdir.

Ancak, "kazı-kazan" oyununda, dünya demokrasisinde yani, bir taraf için iyi olan diğer taraf için kötüyse, bizim bununla bağlantılı bir başka şey daha düşünme hakkımız var demektir. Emperyalist merkezler için devletlerin küçülmesi iyi bir şeyse, bu, tersinden, çok daha doğrudur: Devletlerin-ülkelerin küçülmesi, emperyalizme bağımlı ülkeler için çok kötüdür. Emperyalizmin temel siyasetinin "parçacıklar siyaseti" olduğuna daha önce de değinmiştik.

Gerçekten de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana ve Yugoslavya ile hızlanan bir süreç, şunu ortaya çıkardı: Küçükler daha da küçülürse ("kazınırsa"), merkezdeki "kazıyıcılar" kazanıyor. Kazınanlar kaybetmeye mahkum.

Soru, son derece makul tabii: Emperyalist merkezler bağımlı ülkelerin ("yüzde 90") küçülmesi için elinden gelen her türlü demokratik silahı kullanıyorsa, o bağımlıların da küçülmemek için çaba harcaması gerekmez mi?

Olmuyor işte. "Demokrasi", bunun için var.

Emperyalizm, büyük siyasal birimlere karşı alerjik bir tutum içindedir. Kendi büyüklüğünü koruma ve bağımlıları mutlaka daha küçük birimlere ayırmak zorundadır. Batı demokrasilerinin tarihini, istersek böyle özetleyebiliriz. Reel sosyalizm bu nedenle ve çok haklı olarak hep büyük birimler aradı. Büyük doğdu. Hiç, "tek ülkede" olmadı. Gorbaçov, birkaç ay önce Der Spiegel’e o nedenle dert yanıyordu: SSCB’nin kurucu babaları öylesine entegre ve büyük bir sistem yaratmışlardı ki, bu büyüklük ve iç içelik hâlâ emperyalizmin ve uşaklarının başına çoraplar örüyordu.

Büyümek, "birleşmek için bağımsızlaşmak" da diyebiliriz, bizim haritadaki asıl çizgimizdir o halde.

Ezenlerin şansı, ezilenler küçüldükçe büyüyor.

Ezilenler, büyük siyasal birimler halinde ortaklaştıkça, ezenler, emperyalist merkezler telaşlanıyor.

Ulusal devletlerin milliyetçi hezeyanlar doğrultusunda ve din-demokrasi ilacı eşliğinde küçültülmesi yeni çağın reçetesi madem, bunu yırtmak ve tersinden yeniden kurmak zorundayız. Ama...

Ama, bunlarda yeni bir şey yok. Bazı emperyalizm diyenlerin ve bu kavramı -sosyalizme karşı kullanarak- ciddiye alanların düştüğü bir tuzağa dikkat çekmek için sıraladık bu kadar bildik lafı: Bu ülkenin önemli bir kesiminin, kurucu Kürt halkının anadili yıllarca inkar edildi, yasaklandı ve siz bu insanlara, bu saatten sonra, "Bizim Kürdümüz!" falan diye yaklaşabileceğinizi sanıyorsanız, tam da zokayı yutuyorsunuz demektir. "Bizim Kürdümüz" sözü bir hakbilirlik imlemiyor, bugün artık Türkiye halkının önemli bir kesimi tarafından hakaret kabul ediliyor. Dil ve sözcüklerin tarihi var. Belli tarihsel çerçevelerde anlamlar yeni yükler taşımaya başlıyor ve derdinizi anlatmak, iktidar için yeni ittifaklar kurmak istiyorsanız, bu dönüşümü de dikkate almak zorunda kalıyorsunuz.

Emperyalizm, Türkiye’nin küçültülmesinde kararlıdır.

Türkiye yeni ortaklıklara açılan büyük bir siyasal birim olursa, ancak o zaman, alev alev yanan Akdeniz kıyılarının, Arap dünyasının, Balkanların falan kaderini üzerinden sıyırmayı başarabilir. Ama Türkçü politikalarla ve Türkçü bir söylemle ancak emperyalizmin kucağına düşersiniz. Banu Avar Hanım ve meftunları kusura bakmasınlar, bu ülkeyi paramparça etmek için emperyalizmin işbirlikçileri kadar çaba harcıyorlar. Bunu görmeyecek değiliz.

Neyse ki siyaset sahnesinde, epeydir, bu kirli oyunu bozan genç TKP ve yenilenen bir ÖDP var. Türkiye devriminin iki ana ırmağı, bütün hesapların bozulabileceğini şimdiden göstermiş oluyor.

Emperyalizm ancak kazınırsa yenilebilir. Emperyalizm kazırsa kazanır. Kazınmak istemeyenler, emperyalizmi ve onun çağdaş silahı demokrasiyi, tersine çevirebilmelidir. Bu da Kürt halkının yeni durumuna, duyarlıklarına göz kulak kapatarak olmaz. Antiemperyalizm, Türkçülük demek değildir. Türkçülük, Türkiye’nin düşmanıdır.

Sosyalizmden uzaklaşarak yol bulacaklarını sananların bayağılığını genç kuşak devrimciler paylaşamaz. Zaten de paylaşmıyorlar...