Sosyalizm "seçeneği" yoksa, katliam kaçınılmaz

28/10/2011 Cuma
Sosyalizm "seçeneği" yoksa, katliam kaçınılmaz

Demek böyle oluyormuş... Batı demokrasisinin getirdiği rejimin anlamı bu kadar basit ve acıymış: Libya lideri Kaddafi’nin Batı demokrasisine gerçekten yakışan infazı, son 20 yılda insanlığın bir türlü öğrenmeye yanaşmadığı bir gerçeğin altını çizdi. Emperyalizm, siz onunla anlaşsanız bile, sizi affetmiyor. "Anlaşsanız, sonuna kadar biat etseniz bile" affetmiyor, çünkü dönüşümlerde yığınların önüne eski rejimden bazı temsilcilerin yem olarak atılması gerekiyor. Nedense hep bir önceki "efendilerden" çıkarılıyor bunlar. Batı dünyası, cinayetlerine böylece halklar nezdinde kabul görebilecek bir bahane buluyor. Bin Aliler, Mübarekler... Bunlar bir devamlılık değil midir?

İşlerin yolunda gitmesine engel olan uşaklar, hemen ıskartaya çıkartılabilir!

Türkiye’de farklı mı olacaktı? Olmayacağını şimdi Silivri’de bir köşeye atılmış bazı "kemalistler" herhalde anlamıştır. Solun belini kırarak bir iş yaptıklarını zannettiler. Kendi bellerini kırdıkları ortaya çıktı. Ülkenin belini kırdıkları da...

Şu günlerde en çok, geçmişte kemalizm adına binlerce devrimciye korkunç işkenceler yaptıran ve kendini pek bir atatürkçü sayanlar dikkat çekiyor. Çok korkuyorlar. Zaten tek tük istisnalar hariç biat etti çoğunluğu. Ama yine de Kaddafi’ye benzemekten korkuyorlar. Birbirlerini satmaya doymuyorlar. Kaderlerini gördüler. Yem olduklarını...

Bu kanlı sahneler, şimdilerde tasfiyelerini bir türlü anlamlandıramayan "Birinci Cumhuriyet efendilerinin" önüne atılmış kanlı et parçalarıdır. "İkinci Cumhuriyet" bunların bazılarını parçalamadan bırakmayacak ve bunlar umarız parçalanırken "Yahu biz bu devrimcilere neden bu kadar eziyet ettik, şimdi bize kim sahip çıkacak?" diye düşünmeyecekler... Bilemiyoruz...

Başka coğraflarda ne oldu? Tamam, dirençli gittiler, ama sosyalizmin veya komünizmin getirdiklerine karşı pek alaycı, pek yukarıdan bakan bir halleri vardı, Miloşeviçlerin, Saddamların, hatta Kaddafilerin... Gerektiğinde işkencelere, hatta yargısız infazlara bile başvurdular. Bunlar arasında en ılımlı gösterilen Tito ve devamcılarını da aynı çizgiye dahil edebiliriz. Solu, sosyalist planlamayı ve sosyalist toplumsal örgütlenmeyi gereksiz bir macera, bir çıkışsızlık olarak görüyorlardı. Örneğin Saddam’ın elinde epey bir komünist kanı olduğu da biliniyor. Ülkesi şimdi bin parçadır Saddam solun belini kırarken kendi belini kırmış demek ki. Beşar Esad da bunları hatırlıyor olmalıdır, en azından aile tarihinden. Neredeyse hepsi, solu sıfırladılar ve iktidarlarının son döneminde emperyalizm ve neoliberal politikalarla uzlaşarak "vaziyeti idare edeceklerine" inandılar.

Emperyalizmin bu yeni çılgınlık çağında, genel kural şudur: Bir ülkede sosyalizm tehdidi yoksa, bir sol-sosyalist iktidar seçeneği bulunmuyorsa, o ülkenin yaşama şansı yoktur. Yeni dünya düzeninin formülü bu. Onun için Türkçülükle veya Kürtçülükle solculuğa geçiş yapabileceğini sananlar, eğer sol iddiaları varsa, çok çirkin bir biçimde yanılıyor. Emperyalizmin tehdidi altındaki halkların ve ülkelerin tek şansları, ülke içindeki güçlü komünist damardır. Bu nedenle, Yunanistan’la istedikleri gibi oynayamıyorlar. Portekiz’den, hatta İspanya’dan çekiniyorlar. Avrupa medyasında en çok hasır altı edilmeye çalışılan da o zaten: "Yunan komünistlerinden başka direnen bir sokak yok ortada"... Öyle diyorlar.

Türkiye’nin devrimci damarını parçalamayı CHP adına pek bir savunanlar da bir gün hesap vereceklerini herhalde öğrenmişlerdir. Kaddafi’ye iyi baksınlar, iş sertleşince ve Türkiye’nin sol damarı bire kadar kırılınca, sonları öyle olacak... Tabii öğrenmeye niyetleri varsa...

Ama, dedik ya, özellikle sosyalizm dışında bir bağımsız değişken saydıkları etnik çıkışlarla yol kurabileceklerini sananlar bu gelişmeleri iyi okumalıdır. Ortada entelektüel donanımı yüksek, ülkeyi ayağa kaldırabilecek aydın desteğine sahip, sokağın rüzgarını arkasına alabilmiş bir sosyalist direnç merkezi yoksa, o ülkeyi emperyalizm yerle bir eder. Eğer sosyalizm için böyle bir direnç merkezi varsa, emperyalizm pervasız maceralardan geri adım atmak zorunda kalır.

"Halkımız sosyalizm falan istemiyor kardeşim, halkımız demokratik şunluk bunluk istiyor" diyenler, sosyalizmin "gizli" düşmanları, yani Türkiye sosyalizmini tasfiye etmeyi tek iş belleyenler, örneğin kendine bile hayrı olmayan küçük derecikleri bir araya getirip solla bağlantı kurduklarını zannedenler, Anadolu coğrafyasını Libya ve öncekilerin kaderine benzetmekte ısrarlı/yararlı bir rol oynuyor..

Bir ülkede sol bir iktidar alternatifi varsa, tüm sanılanların tersine, emperyalizmin acımasızlığı sınırsız olmuyor. Korkuyorlar. Fakat sosyalizm yoksa emperyalizmde de korku kalmıyor. Kaddafi’ye bunları yaptıktan sonra...

Zavallı Kaddafi.. Bu yıl başlarındaki bir "vasiyetnamesinde" Libya halkına sağladıklarından sonra, bu halkın kendisine bir biçimde sahip çıkacağını düşünüyordu. Son yıllarda da emperyalizmle iyi geçindiğine, dolayısıyla kendisine dokunmayacaklarına inanmıştı.

Sosyalizm, cemaat ruhu demek değildir. Sosyalizm bir büyük toplumsal örgütlenme ve planlı programlı bir kalkışmadır. Sadece bu güç, emperyalizmin elindeki kanlı bıçakların çalışmasını önler. O varsa, emperyalizm burnunun ucundaki Küba’ya giremez, Venezuela'da eli kolu bağlı kalır, ama o yoksa, 3-5 bin kilometre ötedeki rejimleri bombalarla, cellatlarıyla altüst etmekten çekinmez.

Sosyalizmin dışındaki küçük cemaat ruhlarıyla, etnik ve dinsel yanıtlarla, zavallı çeteler olarak tarihin derinlerine ve halkın ihanetlerine gömülür kalırsınız.

Sosyalistlerin Meclisi, işte bu tablo içinde, çok önemli bir sinyaldir. Çok önemli bir ortak adımdır.

Anlayana tabii...