Türkiye solu gazetecilik yapamaz mı?

09/12/2011 Cuma
Türkiye solu gazetecilik yapamaz mı?

İğneyi de çuvaldızı da kendimize batıralım. Karşı dünyanın iki besili yazıcısı, hiç farkında ve umurlarında olmadan, hepimize sıkı bir ders vermiş oldu. En azından bu satırların yazarının, kendini "Yahu nedir bizim bu sığlığımız, tembelliğimiz!" diye söylenirken yakalamasına yol açtı: "Eski bir genel yayın yönetmeni", Ertuğrul Özkök, alt kademeden bir "dostu"nun, Metin Münir adlı cahil bir piyasa oyuncusunun yaptığı bir habere dikkat çekti. Kıbrıs asıllı Münir, ömründe en fazla İngilizce haber yazarak kariyer ve para yapmış bir patron tetikçisidir ve geçen haftaki bir köşe yazısında gerçekten önemli bir şeyi ortaya çıkardı: Polis Partisi’nin dev bir şirketi olduğunu bildirdi. Yani zaten ortada olan bir ticari örgütü sahnenin önüne itiverdi. İyi.

İyi ve burada onları ilgilendiren pek bir şey yok.

Başka bir şey var. Bizi ilgilendiren başka bir şey...

O da şu: Bu tür haberler, öncelikle solumuzun işidir dünyanın her yerinde önce solun işidir zaten. Peki, solumuz neden bu haberi bugüne kadar bulup çıkaramamıştır? Daha önce bulduğunu iddia eden varsa, neden bu haber hakkınca geliştirmemiş, cumhuriyet ve ülke yıkıcılarının, halk düşmanlarının bu finansal/ekonomik "başarısı" toplumun önüne neden konulamamıştır? Tartışılmamıştır? Bu soru, hepimizedir: Neden böyle basit bir haberi, cumhuriyetlerden birincisini batırıp şimdi küçültecekleri ikincisini yaşatmaya çalışan silahlı partinin olanaklarına dair bir haberi, bu tuzu kuru adamlar buluyor da, bizim solumuz, artık her rengiyle, bulamıyor? "Politek" adlı öz varlıkları 1 milyar lirayı geçmiş, turizm, inşaat, akaryakıt, alışveriş merkezi gibi sektörlerde etkin, bu arada Alman silahı SIG Sauer’in ithalatçısı, kısacası OYAK’ın polis versiyonu bu şirketin önemli bir "gösterge" olduğu ortada. Acı bir gösterge gerçekten de... Türkiye’yi yıkan ve emekçi halkımıza düşmanlıkları aşikar çevrelerin açığa çıkmasına dair değil, solumuzun ne kadar sığ ve tembel olduğuna dair bir gösterge.

Çok mu acımasız oldu? Çok mu haksızlık ediyoruz? Peki, biz ne yapıyoruz? Biz ne yaptık?

Utanarak da olsa, açık söyleyelim: Ölümünden birkaç ay sonra sonra kendisinden geriye hiçbir kalmayacak milyoner bir dansözle ("Özköşk"), hizmetine aldığı İngilizceci piyasa uşağı, bir habercik bularak tüm solumuzu gerçek yüzüyle karşı karşıya bırakmıştır. Bu da ilk kez oluyor değildir. Tarihte, ciğeri beş para etmez birçok sanatçı, yazıcı, politikacı vs zaman zaman "bizi" büyük bir utanma duygusuyla baş başa bırakmayı başarmıştır. Bu, kimilerince abartılı bulunabilir. Peki, o zaman, kimseye ve en önemlisi kendimize de hiç kızmayalım öyle hep birlikte yıkımı ve felaketimizi bekleyelim.

Bu gazetenin, soL’un, önemini bu köşede bazen mutfaktaki arkadaşlarımızı sıkacak kadar çok yinelediğimiz biliniyor. Ama biz de dahil, bugün Türkiye solundaki hiçbir gazeteci, bu "balıktan" sonra "layıkıyla gazetecilik yaptığını" falan iddia etmesin. Bu, bardağı taşıran damla olmuştur. Solumuz bu alanda maalesef yan gelip yatıyor ve -istisnalar dışında- bu ülkenin dümdüz edilmesini seyretmek (yani "yorumlamak") dışında bir payeye layık olmadığını bağırıp duruyor.

Bir cumhuriyeti yıkarak "ikincisini", yani faşist-dinci bir cüce Osmanlı kurmaya çalışanların en önemli bir marifeti gözümüzün önündedir ve biz bunu görebilmek için piyasa uşaklarının cilvelerine muhtaç kalmışızdır.

Türkiye solu, kabul edelim, gazetecilik nokta-i nazarından, artık bir hiçtir. Bu haberi yıllarca görmemiş bir solun, bu ülkenin her ayrıntısını gerektiği gibi inceleyip araştırdığına artık bu satırların yazarını kimse inandıramaz.

"Hiç bu kadar utanmış mıydın?" sorusuna "Hayır!" yanıtını vermek tuhaf kaçmasın. Geceyle daha başka nasıl yüz yüze kalabiliriz?

"Bizim cenah" böyle bir göstergenin farkında bile değildir. İşi gazetecilik olan solcularımızdan söz ediyorum. Yanlış anlaşılmasın. Zaten Ertuğrul Özkök de, mal bulmuş mağribi ya, kendince birilerine parmağına doluyor ve oynuyor. Oynasın... Ama soru ortada: Biz bunu ve benzerlerini neden bir haber olarak bulup geliştiremedik de Metin Münir gibi ahı gitmiş vahı kalmış bir piyasa hizmetlisi ve sol düşmanlığı ayyuka çıkmış muhtemelen dolar milyoneri bir "maaşlıya" bıraktık "işi"?

Yanıt basit, ama aynı oranda da acı: Türkiye solu cemaatçilikte ayak diriyor gazeteciliğin ne demek olduğunu anlamamakta ısrar ediyor ve bu alanın iktidar yürüyüşündeki önemini görmek bile istemiyor. Ya çok yeteneksiz ya da bilmezlikten geliyor, hiç önemsemiyor. İkisi de gerçekten acıdır.

Vaziyetten vazife çıkarmak zorundayız:

Başta Cumhuriyet ve BirGün, bunları yeni satış rakamlarıyla şimdilerde geride bırakan Aydınlık, birer tiraj ve ciddiyet cücesi Evrensel ile Gündem, hatta Kılıçdaroğlu yalakalıklarıyla bile buram buram faşizm kokan 250 bine yakın satış rakamlarıyla Sözcü, hepsi, bu işi bıraksınlar... Hani kendilerini muhalif sayanlardan söz ediyoruz. Gazetecilik bunların işi değil... Biz de kendimize dönüp bir bakalım.

Türkiye solunun çok acil, hem yazılı hem de sesli/görüntülü gazetecilikte, kendi içinde bir devrim yapmak üzere harekete geçmesi gerekiyor. Şu andaki malzemeyle ve egemen zihniyetle hiçbir şey yapamayız. Kimse kendini aldatmasın.

Ortada yüzümüze atılmış bir tokat var...

Türkiye solu kendisine gazeteci payesi vermeyi ya bıraksın ya da içine düştüğü bir bataklığı kurutmak ve tarihsel görevlerini layıkıyla yerine getirmek üzere harekete geçsin.

Yok eğer Türkiye’de etkili gazetecilik sadece faşistlikle, dincilikle ve kadın vücudu pazarlamakla yapılıyorsa, buna inanan varsa, bir de solculuk iddiası varsa, onun gözüne önce şu "Politek" haberini sokalım.

Diyeceksiniz ki, Türkiye solunun iyi bir iktisat dergisi mi var, Türkiye solunun iyi bir kültür-sanat dergisi mi var ki, gözünden haber kaçmayan bir gazetesi veya televizyonu falan olsun?

İnsan, hayatında bu denli çaresiz pek sık kalmıyor doğrusu...