Toplumcu anayasa konferansı?

09/04/2010 Cuma
Toplumcu anayasa konferansı?

Toplumun önüne bir deli gömleği daha koydular, şimdi onaylamasını istiyorlar. Anayasaymış! Peki, bakarız. Ama derdimiz başkadır biz meramımızı baştan söyleyelim, sonunda da yineleriz: Sol bir cumhuriyet kongresi daha fazla zaman isteyebilir, anlarız, ama bu şike anayasa çekişmeleri ortamında, solumuz kendi anayasa anlayışını toplumun önüne bir konferansla hiç değilse tasarı olarak getirebilir. Bunun için büyük bir konferans düzenlenebilir ve orada halkçı, sosyalizmi hedefleyen ve “mümkünün sınırlarını zorlayan” bir anayasa metni tartışmaya açılabilir. Tartışmalardan yeni bir metin doğabilir.

Olmaz mı? Çok mu zor?

Bir şeyi kabul edelim: Türkiye halkının pek ilgilenmediğini bile bile ortaya böyle bir anayasa değişikliği getirenler, gerçekten de henüz bir şaşkınlık falan yaşamış değil. Değil, çünkü Türkiye solundan bu kirli oyuna, üniformalı veya üniformasız, “mütedeyyin” veya “pek laik” mülk sahiplerinin oyununa, çarpıcı bir tepki çıkmadı.
Öyle mi?

Türkiye solu, bu kadar çaresiz mi gerçekten?

Gerçekten üzerinde iyi çalışılmış bir metin olmasaydı, yukarıdaki soruya “çaresiz” der geçerdik. Ama geçmişte bir yerlerde de söylemiştik, burada yinelemiş olalım: Bazen tek bir istisna bile bütün “kaideleri” bozar. Öyle bir metin elimizde var. (http://www.tkp.org.tr/temel-metinler/toplumcu-anayasa) Bu istisna, bütün oyunları bozabilecek böyle bir inat, durumu ve sahneyi farklılaştırıyor. Ya halkı?

Bir ihtiyaç bu. Genelgeçer siyasi hezeyanların art arda sıralandığı, hukuk ve toplum tarihinin yaratıcı izlerini, bu konudaki derinlemesine tartışmaların sonuçlarını taşımayan, çalakalem metinlerden söz etmiyoruz. Hiçbir halk, en azından içgüdüsüyle, bu tür metinleri ciddiye almaz. “Toplumcu Anayasa”, isteyen yeniden göz atabilir, belki kimse açıkça itiraf etmemiş olabilir, ama, sonunda Türkiye solunun ezberini, hatta alışılmış bir oyunu bozdu. Belki de onun için geçiştirildi.

Peki, genelgeçer siyasi hezeyanların art arda sıralandığı, hukuk ve toplum tarihinin yaratıcı izlerini, bu konudaki derinlemesine tartışmaların sonuçlarını taşımayan çalakalem metinleri ve yazıcıları, halk, en azından içgüdüsüyle, neden ciddiye almaz?

Çünkü, halkların, sınıfların, içindeki tek tek bireylerin belki açıklayamadığı böyle içgüdüleri, hatta “altıncı hisleri” falan olur. Aslında her sınıfın olur ve isimbilim (onomastik) gibi disiplinler, eğer sermaye araştırmalarını gereksiz kılacak kadar abartılmazsa, biraz da bununla ilgilidir ve kendi mütevazı köşesinde kaldığı sürece, bu tür yardımcı sektörler yararsız da değildir. Sermaye sınıfı, egemenliğini sürdürecek kadroları arar ve yaratırken adeta koku alır. Mecburdur. İşte bu gen veya içgüdüye, işçi sınıfının aynı gelişkinlikte sahip olduğunu söyleyemeyiz. Zaten Lenin Okulu ve parti ısrarı, biraz da bu tür eksikliklerin sonucudur. Yani, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin kimliğini oluşturan başka gediklerin yanı sıra, bu “altıncı his” gediğini kapatma ihtiyacı da, devrimci parti kuramının doğum ve müdahale nedenleri arasında yer alır. Herhalde öyledir.

Bugüne ve Türkiye’ye dönelim: AkParti-AsParti koalisyonu eskisi gibi (“şiir gibi”) yürümüyor, özellikle tüccar imamlar telaş içinde nihai bir atılıma hazırlanıyor. İşte tam bu noktada en fazla ihtiyacımız olan şey, toplumun önünde, devrimci demokrasi ve geleneksel solun taşıyıcılarının, yani genç TKP, tutarlı adımlarını sevinerek gözlediğimiz ÖDP ve soru işaretlerimize yol açsa da elbette devrimci solun bir parçası EMEP’in temsil ettiği üç ana akımın, belli bir tutarlılık ve kapasiteye sahip bazı partileş(e)memiş akımlarla birlikte bir “halkçı anayasa” ve “sol anayasa” konferansı düzenlemesidir. Belki de vardır böyle bir hazırlık. Ama hakkını yemeyelim, bu konuda genç TKP’nin, üstelik tam zamanında, işi yeterince ciddiye aldığını ve bu ciddiyetini kanıtladığını biliyoruz. Anayasa taslağı metin halinde ortada. Yani, Türkiye solunun elinde, pek sevdiği bir deyimle, eleştirilecek bir metin, bir taslak zaten uzun bir süredir bulunuyor.

Tasarı veya taslak var, muhtemelen başka odakların ve hatta kişilerin de çalışmaları vardır. Ama ortada bunların tartışılacağı bir devrimci platform yok. Bir konferans bu eksiği gideremez mi? Böyle bir plaftform olsaydı, şu anda Türkiye’de sosyalizmi temsil eden üç ana akımın, TKP, ÖDP ve EMEP, ayrıntıya girdikçe nasıl somut hususlarda uzlaşabileceğine tanık olabilirdik. Böyle bir tartışma ortamında, korkulanın tam tersine, katılımcılar, kendilerini de şaşırtacak şekilde birbirlerine yaklaşan bir çizgi üretmek zorunda kalacaktır. Anayasa metni, taslak halinde bile, devrimci yolumuzdaki solu, iktidar için birbirine yaklaştıracaktır.

Bu köşede, genç TKP’nin simgelediği çalışkanlık ve arayışa uzak duramayacağımızı çok sık vurguladık. Böyle bir angajman için mutlaka parti üyeliği gerekmez, biraz vefa ve dürüstlük yeterlidir. Biz, bu genç partiye bakarak ve ondan hareketle, Türkiye siyasetinin hiç de yoksul olduğunu söyleyemeyiz. Bir şeyin altını yeniden çizmiş olalım: Karşılıklı eleştirilerimiz elbette bakidir, ama ÖDP ve EMEP’in varlıkları, son tahlilde, yokluklarından çok daha önemli ve olumludur.

Demek ki, ihtiyaç bir adım daha ileridedir. Bir yerlere meşruiyet taşımak, sol içinde demokrasicilik oynamak değil, sosyalist solun artık Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için tek ve son şans olduğunu göstermek amacıyla böyle bir anayasa konferansı düzenlenebilirdi. Hâlâ da düzenlenebilir.

Bu ülke ancak sol bir iktidarla, halkçı, sosyalizme açık bir anayasayla ayakta durabilir ve onu da sadece bu ülkenin solu hazırlayabilir. İleride fırsat bulursak açarız: Ne kadar kaldıysalar o kadar, “sol kemalizmi” ve “sol kürdizmi” tutarlı bir yolda birleştirebilmek için, devrimci, sosyalist bir yönelişin palazlanması gerekiyor.

Bir konferans, hiçbir şeyi değilse bile kendi kendimize bu gerçeği yineleme fırsatı verecek ve sol cumhuriyet kongresi için yol açacaktır.
Tarih ve kaos hepimizi sıkıştırıyor, bir soluklanacak zaman bile bulamıyoruz. M. Bülent Kılıç, Sanat Cephesi’nin nisan sayısındaki “Simoğlu Süleyman Kıssası” başlıklı o uzun ve müthiş şiirine “kuşların ölerek boşlukta bıraktığı çukura sığınıyor sabah / öyle tekinsiz zamanlardayız” diye giriyor ve bitirirken de bir umut lekesi bırakıyor geride: “kuşların ötüşerek boşlukta açtıkları çukurda / ak heceler üstünde kuluçkaya yatıyor sabah / öyle vefalı zamanlardayız.”

Umutsuz olmak için hiçbir nedenimiz yok. Bu ülke sola, solumuz da birbirine mecburdur.
Titizliğimiz bunadır.
Titizliğimiz vefayadır.