Balbay Vak’ası! Vak’ayi Hayriye?

20/03/2009 Cuma
Balbay Vak’ası! Vak’ayi Hayriye?

Berbat bir durum bu. Hain yazıcı Orwell'ın komünizme küfür olarak kaleme alıp aslında kapitalizmin bugününü imleyen "1984"ü bile gölgede bırakacak şekilde ve Türkiye'de de yarattılar. Böyle tüm gözenekleriyle denetim altında, dolayısıyla müfrit dinci bir toplum biçimi yaratılacağını söyleyen, buna karşı çıkan devrimcilere de sürekli küfrettiler, sakat bıraktılar, öldürdüler şimdi hep birlikte bedelini ödüyorlar.

Bir şey ortaya çıktı: Devrimci bir tehdidin bulunmadığı, yani komünistlerin bir alternatif olarak siyaset sahnesinde yer almadığı ülkelerin yaşama şansı sıfırlanmış demektir. Etkili komünisti olmayan halkların yaşama hakkı da elinden alınmış sayılıyor. Birileri, böyle bir dünyada Mustafa Balbayların, üstelik eski yakın arkadaşları eliyle bizzat cellada teslim edilmesine ağlıyor. Anlamışlar mıdır acaba bir şeyleri?

Bilemeyiz.

Ama "gık" diyemeyecek haldeler.

İşin en ahlaksız ve acımasız yanı, Cumhuriyet gazetesinin önde gelen bir yazarının, güya notları nedeniyle, cezaevine atılmasıdır. Atılmasını alkışlayanların önemli bir bölümü de eski Cumhuriyet mensupları. Bazıları, timsah gözyaşlarıyla sevincini gizlemeye çalışıyor. Ama, bu "şeref abidelerinin" başını "tempo24" haber sitesi ve onun başındaki -eski Cumhuriyet Ankara Bürosu sorumlularından- Doğan Akın ve arkadaşları, tabii diğer Cumhuriyetçilerle birlikte, Aydın Engin'den Yasemin Çongar'a, ondan İsmet Berkan'a kadar büyük liste eşliğinde, çekiyor. Herhalde öyle.

Cumhuriyet işini ileride ayrıntılı konuşuruz.

Bir yıldır yatan diğerleri unutturulmaya çalışılıyor, unutuldular da, ama Mustafa Balbay'ın tutuklanması, işi yeniden gündeme getirdi. Bu iğrenç tertibin medyadaki şakşakçılarıyla birlikte çalıştı uzun süre Balbay. Yıllarca. Çok gençken İGD'li olmuş, son yıllarında komünizmden pek haz etmediğini vurgulama ihtiyacı bile duyan, ama doğrusu komünizmi hiç anlayamadığı her yazısından belli bu gazeteciye yapılanlar, gerçekten, ne olursa olsun, ileride de fakat tersine bir yargı konusudur: Herhalde bu maskaralığı yaratanlar da yargılanacaktır. Yargılanmayacaklarsa, ki oraya doğru gidiyoruz, Perinçekler de Balbaylar da boşuna acı çekmiş olacaklar. Shakespeare'e ihtiyacımız yok, biz çok daha önceden biliyoruz ("Yargıç, sen de yargılanacaksın!") bir biçimde yargılanacaklar. Dedik ya, yargılanamazlarsa zaten Türkiye bitmiş olacak.

Aslında, Cumhuriyet gazetesinin bugünkü kadrosuna bütün olarak baktığımızda, elbette İlhan Selçuk ve onu anlayabilmiş birkaç kişiyle değil, ama büyük bölümüyle, bunların Taraf-BirGün-Radikal özlemi içinde olduğunu görmek zor değil. Fazla bir umut taşımak gerekmez. Bugün Cumhuriyet ile Taraf veya Radikal-BirGün çizgisi arasındaki tek "kadro farkı", bizden, yani kavgacı Türkiye solunun İlhan Selçuk'a açtığı soylu krediden kaynaklanmaktadır. (*)

Ama Balbay'dan önce, Kemal Okuyan'ın güzel formülasyonuyla, gerçekten de "görüşlerine ve eylemlerine pek kefil olamayacağımız" insanlar, solla bir biçimde ilintili insanlar var içeri alınmış olan. Hastalananlar, ölümü bekleyenler, ileri yaşta bir kavganın insanı olduklarını kanıtlayanlar... Onları görmezlikten gelemeyiz. Bunlarla aramızda kan davası da yok. Sonuçta toplum olarak bir komplo karşısındayız. Bu yeni dinci faşizmi, "1920 Osmanlısı'na Dönüş" başlığı altında irdelemek doğrudur. Uluslararası sermaye, yerel diklenmeleri yerle bir etmekte kararlıdır ve yeni dinci faşizmin hem İslamcı, hem Türkçü, hem Kürtçü, hem Amerikancı, hem Avrupacı ve hem de sermayeci olması, eşyanın tabiatı gereğidir. Bir büyük koalisyon yani.

Somut olsun: AkP-AsP koalisyonu işte.

Balbay'a dönelim: O ve dostları, içine bırakıldıkları durumda kimlerden ve ne düzeyde destek aldıklarını tartmak zorundadır. Bu tartma işleminde hedefi şaşırmamaları için devrimci basından Kemal Okuyan'ın soL'daki son iki yazısını tekrar tekrar okumalarında yarar var. Hangi batağın içinde ve kimlere ne kadar güvenebileceklerini tartışmak için fırsat olabilir. Bu hukuk ve adalet dışı batakta nerede bulunduklarını bir kez daha düşünmelidirler. Düşünmezler mi?

Taraf-Radikal-BirGün'ü sol bir çizgi sananlar bile var. Olabilir, akıl da eşitsiz dağılmıştır, biliyoruz. Ama Balbay'a en acımasız ve alçakça saldırıların bir dönem en yakın çalıştığı bu demokratik batağın güllerinden gelmesi de herhalde anlamlıdır. Söylemek istediğimiz şey, aslında şu: Sistem, krizin göbeğinde, AkP-AsP ittifakından, şimdilerde iyice tavsadığı gözlenen bu şike çekişmeden yani, hiç vazgeçmeyeceğini, bunun için gerekirse Balbayları rahatça feda edebileceğini ilan ediyor. Bunu bilmeyenler kim peki?

Demokrasinin, tanımsız bir tuhaf ideoloji olarak ne iğrenç bir riya denizi olduğunu bu Ergenekon komplosu yeterince açığa çıkardı peki o komplonun darbesini alanlar bunu anladı mı?

Bilemiyoruz.

Olumlu işaretler göremedik.

Cumhuriyet'te bundan böyle daha çok sözünün geçeceği anlaşılan Balbay'ın, bir utanç abidesi olarak Aydın Engin-Doğan Akın çizgisiyle arasına bir farklılık alanı kurmak zorunda olduğunu bizler görüyoruz. Ama bu alanı nereye doğru kuracak ileriye doğru mu (sosyalistler), geriye doğru mu (sosyal demokratlar)? Kemalistler diyelim. Ne yapacaklar? Balbay, şu anda, kendisinden sadece "genç subaylar rahatsız" haberinin intikamı alınan bir gazetecidir ve bu operasyonda asıl darbeyi "demokratlardan", desteği de gerçekten devrimcilerden ve komünistlerden aldığını herhalde kayda geçer. (**)

Soru şu: İktidardaki büyük ittifakın çözülmesi, sadece Amerikancı imamların mı korkusu? Üniformalı veya üniformasız "yaşlı" bürokratlar ne düşünüyor acaba? Ya gençler?

Ankara'daki bu son yıkım ittifakına karşı, ancak yeni bir kurtuluş ve kuruluş ittifakıyla karşı çıkılabilir. Sol bir cumhuriyetin, emekçiden, bilimden, aydınlanmadan yana ve sosyalist yönelişli bir hükümetin ürünü olacağı, halkın katılımcılığına dayanacağı, dolayısıyla tam da bu nedenle "demokratik" olamayacağı açıktır.

Bu komplo, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'den Ahmet-Mehmet Altan şirketine, ondan da gerici Murat Belge-Baskın Oran okuluna ve Radikal-Taraf-BirGün öncülüğündeki dinci medyaya kadar geniş bir çerçevenin ürünüdür. Bunlar, Türkiye'yi bitirmeye, cumhuriyeti ayaklar altına almaya yeminli demokratlardır.

O zaman şu noktadayız: Kemalistler, ne kadar varsalar o kadar, herhalde nihai bir yön belirlemesi yapmak zorunda Türkiye'yi bitirecek bu ittifaka karşı sosyalist bir Türkiye inadını saklamayan devrimcilerle, bir yeniden inşa hükümeti gerekiyor. Doğru. Ama işçi sınıfının sosyalist ağırlığı olmazsa, böyle bir ittifak da gerçekleşemez.

Böyle zamanlarda, olağanüstü zamanlarda yani, örneğin dünya savaşlarında, en son Stalin-Churchill örneğindeki gibi, olmadık ittifaklar kurulur. Bu ittifak çevikliğini engelleyecek tek şey, yeni dinci faşizmin en önemli gıdası "demokrasi"dir. Türkiye'nin bütün karşıdevrimcileri demokrattır. Hepsi emekçi düşmanıdır. Hepsi komünizm düşmanıdır. Hepsi bağımsızlık düşmanıdır.

Türkiye'yi bitirecek karşıdevrimciler, bu "çağdaş" ideolojinin yaratıcısı ve tüketicisidir.

O halde...

Daha önce mümkün olmadığını düşündüğümüz kombinasyonları düşünmek zorundayız. Malum: Olağanüstü durumlar, olağanüstü önlemler gerektirir. Belki Mustafa Balbay şu konuda da düşünme fırsatı bulur.

Türkiye Cumhuriyeti'ne nihai darbeyi vuracak olanlar, antikomünist cephenin kadrolarıdır. Komünizm yoksa, Türkiye de yok.

------------------------------------------

NOTLAR:

(*) Yinelemiş olalım: Cumhuriyet, içinde gerçekten var olan bazı devrimci insanlar hariç, bir eğilim olarak, hele hele dış haberler, ekonomi ve kültür sayfalarıyla tam bir Taraf-Radikal-BirGün-Milliyet kopyasıdır.Üstelik çok renksiz kopyalardır. Yani, Cumhuriyet'ten kopanların, Yasemin Çongar'dan Hasan Cemal'e, ondan Oral Çalışlar ve Aydın Engin'e, paldır küldür "makbul" gazetelere geçivermesi hiç tesadüf değildir. Fakat gazetedeki devrimci zihniyetin izini arayanlar da, öldürülen devrimcilerimizden Ramazan Yukarıgöz'ün son mektubuyla ilgili olarak 17 Mart 2009 tarihli birinci sayfa haberinin gerçekten güzel başlığını dikkate alabilir: "Devrimci böyle ölür". Yerleşik basını bırakın, solcu geçinenlerin bile bu başlığı atmakta güçlük çekeceğini söyleyebiliriz. Cumhuriyet böyle işte... Dedik ya, döneriz bu konuya... Zamanı var.

(**) Olumsuz örnekler yok mu? Var tabii. Elbette "BirGün" gibi karşıya alınamaz: Devrimci kanatta sayılması gereken ve biçimiyle en fazla kötü bir gazete karikatürü konumundaki "Evrensel"in sorumlularından, kötü bir köşe yazarı, Fatih Polat, 18 Mart tarihli gazetesinde "Darbe Mihmandarlığı mı Gazetecilik mi?" başlığıyla kaleme aldığı yazısında iki şeyi kanıtladı. Bir: Şu meşhur "political correctness" yeni dinci faşizmin en birinci ideolojik malzemesi gerçekten de. İki: Devrimci kanat, devrimciliği ayaklar altına alacak kadar seviyesiz çizgileri de içeriyor. Onun için sol adına Cumhuriyet'e falan ders verirken, bu çevrelerin aklı erenlerinin birkaç kez düşünmesinde yarar var. Bu yazıya resmen "arkadan hançerlemek" denir. Peki, Fatih Polat ile Yasemin Çongar veya Aydın Engin ya da Doğan Akın arasında ne fark var şimdi? Ama o gazetede, o siyasal çizgide, Polat'tan bu kepazeliğin hesabını soracak devrimciler olduğunu da biliyoruz. Darbeymiş! Mihmandarlıkmış! İnsan utanır.