Özgür Keşaplı Didrickson
Yabanın çağrısı
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:44 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:44
Özgür Keşaplı Didrickson'un "Yabanın çağrısı" başlıklı köşe yazısı 8 Aralık 2012 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Tüm dünyada ilgi uyandıran Alaska’ya ilk kez 98 yılında gelmiştim. Özellikle bilimsel çalışmalar ve toplantılar nedeniyle Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde de uzun sayılacak sürelerle kalma şansım oldu. Çalışmalar bittiğinde en azından birkaç gün de olsa şehirleri gezmeye çalışırdım. Bir çeşit yurt sayılabilecek hostellerde kalırken pek çok ülkeden gezginle yollarım kesişirdi. Benden çok daha fazla ülke görmüş, dahası pek çok kıtada bulunmuş gezginlerin Alaska’ya gittiğimi söylediğimde verdikleri tepkilere şaşardım. “Dünyayı görmüşsün” derlerdi mesela, anlattığım şeyleri hayranlıkla dinlerlerdi. Bir gün Alaska’yı görebilmenin en büyük hayalleri olduğunu söyleyenlerin sayısı da hiç az değildi. Hele Alaska’ya gitmiş birine rastladıysam Alaska’nın bazı insanları nasıl büyülediğine tanık olurdum. Ben de büyülenmemiş miydim zaten?
Bir yeri ziyaret etmekle orada yaşamanın çok farklı deneyimler olduğu, Alaska’da pek çok insanın pek de büyüleyici bir yaşam sürmediği açık. Ancak Alaska’yı gören hemen herkesi çarpan, bir kere gelenin yine gelmeyi istemesini sağlayan, en zor şartlarda yaşayanların bile burayı terk etmesini zorlaştıran şeyin tüm bunlarla pek bir ilgisinin olmadığını düşünüyorum. Bizi en içimizden, bir anlamda genlerimizden yakalayan zamanı akar kılıp atalarımızla aramızda köprü kurarak bizi sarsan şey vahşi doğayla yoğun şekilde buluşmakla ilgili olsa gerek.
Amerika’nın en büyük eyaleti olan Alaska, yaklaşık olarak Türkiye’nin 2 katı büyüklüğünde ancak toplam nüfusu 700 bin bile değil! Yaşadığımız güneydoğu bölgesinde ise yerleşim yerleri arasında karayolu yok. Yoğun insan nüfusu, yol, köprü yapımları gibi nedenlerle doğanın pek çok yerde can çekiştiği yerküremizde Alaska bu nedenle bir tür cennet. Yeryüzünün bu denli hırpalanmadan önce nasıl bir yer olduğuna dair ipuçları taşıyan böylesi yerler bir anlamda geçmişimize açılan bir kapı. Belki de dünyayı gördüğümü söylerken böyle bir şeyden söz ediyorlardı.
Burada aynı gün içinde ve çok çaba harcamadan geyik, ayı, balina, fok,ve bir sürü kuş türü görebiliyoruz. Gözlemlerin beni etkileyen ve gülümseten pek çok yönü var. Örneğin bu karşılaşmalar göz açıp kapayana, onlar sizi fark edene kadar sürmüyor. Çoğunlukla türü yakından, çok iyi bir şekilde görüyorsunuz. Kimi zaman dürbününüzün görüş alanına aynı anda birkaç farklı türün (2 farklı tür balina ve fok gibi!) girmesi, karadan sıçrayan balina görmeniz de mümkün. Yine de Alaska gözlemlerinin bence en çarpıcı ve komik yanı çok kere gözlemi sonlandıran ve ayrılanın siz olmanız! Kunduz, dağ keçisi gibi bazı türleri ilk gördüğümde sonsuza kadar o noktada kalamayacağım için ayrılmaya karar verdiğimde pek keyiflenmiştim. Okyanusundan balinaların, ormanından ayıların eksik olmadığı bu coğrafyada çok çarpıcı bazı gözlemlerimi katıldığım biyoloji çalışmaları sayesinde yapabildim. Doğasıyla ünlü pek çok noktasına toplu taşıma ile gidilememesine akıl sır erdiremediğim Juneau’da yine de yaban hayatı her yerde ve herkesin. Şehir merkezimizde merdivenlerden 3 yavrusuyla çıkan anne ayılarla bile burun buruna gelebilirsiniz. Üstelik ne güzel ki toplumun büyük kesimi içiçe yaşadığı canlıların dünyasına uzak değil.
Eşim Jno, Tlingit kabilesi Luk’naxadi (Kuzgun-Koho Somonu) klanından bir yerli sanatçı. Yaban hayatının yerli kültüründeki yeri ile “beyaz adam”ın kültüründeki yeri ise bambaşka. Burada her ikisini güçlü bir şekilde birarada solumak zihin açıcı, benzersiz bir deneyim.
Günümüzde tüm dünyada ün ve saygınlık avı peşinde koşan samimiyetsizler tarafından masumiyet maskesi olarak sömürülen, popülerizmin kurbanı olan yaban hayatının en içimize seslenen çağrısı, sahip olduğumuz en kutsal şeyimiz değil mi?